Onun hikayesine burada başlamıştım, burada ve burada devam ettim... Ölüm Meleği onu arıyordu. Hikayenin ilk 3 ayağını yazdıktan sonra dördüncü ve son ayağı için uzunca bir süre beklemiştim... Sanırım artık gerek kalmadı. Azrail, Michael Jackson'ı buldu. Bu öykü de böyle sona erdi. Rahat uyu Michael Jackson. - THE END -
ölünün ardından konuşmalar, diğer taraftan dedikodular, bir takım terbiyesizlikler, şakalar
Michael Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Haziran 2009 Perşembe
Take Me To The Other Side - End Of The Story
26 Şubat 2009 Perşembe
Take me to the other side - 2
Sayın Okuyucu! Bu bir devam hikayesidir, önce
Take me to the other side - intro
ve
Take me to the other side - 1 'i okumalısın!
Geçen iki yıl ne Azrail’i ne de İblis’i değiştirmişti ama içinde bulundukları odada ufak tefek farklar göze çarpıyordu. İblis’in makamının etrafında duran uyarı levhalarındaki artış bunların arasında en belirgin olanlardı. "Alper Tunga ölmüştür. Lütfen sormayınız." yazılı levhanın yanına, "Şeytan çıkarma ayinleri kat’i surette yasaktır", "Acil durumlar için 666 ‘yı tuşlayın" ve "Zebani kadrosuna başvuruda bulunmak için müraacaatlar Dante’ye" gibi ikazlar bulunan başka tabelalar eklenmişti. Azrail, tek tek hepsine göz attı ve İblis’e sordu:
- Bu 666 işi nedir Tanrı aşkına?
- Hiçbir fikrim yok. İnsanlar benimle özdeşleştirmiş ama nedenini bilmiyorum. Ben demiştim, ben söylemiştim deyip duran adam var ya.
- Nostradamus?
- Hah evet o. Ona sordum, dünyanın sonu falan dedi. Ben de düşündüm, dünyanın varıp geleceği son nokta burası olacağına göre, kendi odama hat çektirdim.
- İlginç bir fikir. Yine de yanlış biliyor olabileceğin ihtimalini düşünmelisin. Kutsal kitaplardan birinde geçiyor olmasın?
- Sen dalga mı geçiyorsun benimle? Okumadım ki hiçbirini?
- Sen iflah olmazsın İblis.
- Teşekkür ederim.
- Rica ederim!
- Baksana, söylesene, sen okumuşsundur, hatta hepsini ezbere bildiğine eminim. Benden bahsediyor mu?
Azrail sıkkın bir tavırla gözlerini devirdi. Bu hareketi İblis’in gözünden kaçmamıştı.
- Kıskanıyorsun! Benim adım seninkinden daha çok geçiyor diye kıskanıyorsun! Hahahaha!
Azrail sırıttı. Diğer bütün meleklerin içinde gülümsediği zaman en az İblis kadar ürpertici olabilen tek melek oydu.
- Belki sadece senin "ölüm" ü kıskandığın kadar İblis. Ölüm kadar tanınırım ben.
- Doğru, doğru ama ben de "ceza" kadar bilinirim. Ayrıca bu, kutsal kitaplarda adımın seninkinden daha fazla geçtiği gerçeğini değiştirmiyor!
- Sen busun işte, incelikleri kavrayamıyorsun. Benim diğer adım ölümdür. Ve kutsal kitaplar ölümden sıklıkla bahseder İblis. Üstelik senin adından önce, ölüm gelir.
İki düşmanın 5 dakikadan fazla başbaşa kalması, kaçınılmaz bir çekişmeye yol açmıştı. İblis’in alaycılığı ve Azrail’in sabrı hemen hemen aynı anda öfkeye dönüşmüştü. Darwin, bir kere daha tam zamanında odaya dalarak biri düşmüş iki meleğin kıyasıya girişeceği mücadeleyi başlamadan bitirdi. Her ikisi de başlarını çevirip, geniş kanatlı yüksek kapıdan giren Darwin’e ve yanında getirdiği baygın adama baktılar.
İşte ne olduysa o anda oldu. İki melek de feryadı bastı.

- Oğlum!!! Yavrummmm!!!
- Yüce Tanrım sen bizi bağışla, bu da nesi böyle!
Azrail inanamaz gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde İblis’in masasının arkasına sığınmıştı. İblis ise tam aksi yöne atılarak Marilyn Manson’u kucaklamaya çalışıyordu. Durumun vehametini çarçabuk idrak eden Darwin, ikisini de sakinleştirmesi gerektiğini biliyordu ama bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Sonunda birşey yapmadan beklemeye, meleklerin kendine gelmesi için onlara zaman tanımaya karar verdi. Ne de olsa bu adamı ilk gördüğü zaman kendisinin de dili tutulmuş, 3 gün boyunca konuşamamıştı. Baygın durumda havada süzülen adama dakikalarca baktıktan sonra, ilk konuşan İblis oldu.
- Yine yanıldığını bildirmekten mutluluk duyarım Darwin. Bu da Michael Jackson değil! Bu benim oğlum!
Masanın ardından çıkmaya hiç niyeti olmadığı her halinden belli olan Azrail lafa karıştı.
- Saçmalama İblis, oğlun falan yok senin. Ama bir oğlun olduğunu bilseydim, onun kesinlikle bu olduğuna yemin edebilirdim. Her neyse, Charles’ın getirdiği adam Michael Jackson olabilir.
Darwin, Azrail ve İblis’in nihayet sakinleşmesine ve söz sırasının kendisine gelmesine sevindi.
- Başarısızlıkla sonuçlanan ilk denememden sonra uzun uzun araştırdım. Bu kez eminim. Karşınızda gördüğünüz bu adam Michael Jackson’dur! Evrim geçirmiş hali ile tabii.
Azrail çekinerek sordu:
- Eminsin değil mi Charles? Canını almam gereken adam bu mu?
- Evet evet, kesinlikle. Bu adamın Michael Jackson olduğuna dair inancım tam.
Tenis maçı seyreder gibi bir Azrail’e bir Darwin’e bakan İblis sinir küpüne dönmüştü.
- Onu size vereceğimi mi sanıyorsunuz? Oğlum o benim. Michael Jackson’mış pehh! Nereden biliyorsun Michael Jackson olduğunu? İspatla hadi!
Azrail şüpheyle dudaklarını büktü.
- Bunu söylemekten nefret ediyorum ama İblis haklı Charles. Elinde herhangi bir kanıt var mı?
- Şey, hayır ama...
Darwin’i bu zor durumdan kurtaran, aniden başlayıp ardı arkası kesilmeyen ısrarlı kapı vuruşları oldu. İblis kapıya doğru seslendi.
- Meşgulüm, daha sonra gelin.
- Efendimiz, çok hem de çok acil bir durum var.
- Acil olmayan tek bir şey söylesenize bana? Cehennemde herşey çok acil zaten. Meşgulüm dedim, sonra!
- Ama efendimiz!
- NEEE???
- Burada bir kadın var, Darwin’i içeri girerken görmüş, yanındaki adamı tanıdığını ve muhakkak görüşmesi gerektiğini söylüyor.
- Off, pekala, yolla içeri.
Kapı açıldı, içeri muhteşem bir sarışın girdi. Cehennem azabı kadının güzelliğinden hiçbir şey götürmemişti sanki. Vakur bir tavırla yürüyen kadın, odanın ortaında durdu ve içeridekileri zarif bir baş hareketiyle selamladı. İnce kemikli işaret parmağını, havada baygın olarak süzülen adama doğrulttu.
- Müthiş bir yanlış yapıyorsunuz beyler.
Dedi. Darwin hipnoza girmiş gibi kadına bakıyordu, çenesinden usul usul akan salyanın farkında değildi. Azrail iyice meraklanmıştı.
- Beyler mi? O da ne demek?
İblis, havada süzülen adama doladığı kollarını çözerek Azrail’e döndü.
- Bunlar böyle, ya kadın olacaksın ya erkek. Cinsiyetsizlikten haberleri yok. Mutlaka birinden biri olmak zorundasın. Yani en azından pek çoğu böyle.
Azrail, İblis’i boşverip aralarına yeni katılan bu sürpriz konuğa sordu:
- Hanımefendi, bu adamı tanıyor musunuz? Eğer tanıyorsanız bize kim olduğunu söyleyebilir misiniz lütfen?
- Tanımaz olsaydım. Adımı çaldı bu rezil! Tanrı aşkına bir şu sefilin haline bakın bir de benim güzelliğime. Hangi hakla, ne cüretle ismimi çalıyor? Bunun hesabını vermesi gerek. Hem de hemen!
- Adınız Michael mı hanımefendi?
- Michael mı? MICHAEL MI? Beni tanımıyor musun sen?
- Özür dilerim hanımefendi ama hayır. Canını aldığım bütün insanların isimlerini bilmiyorum. Hepsini aklımda tutmuyorum gereksiz geliyor.
- Hmm.. Sarışın sever misin diye sorsam? Ya da sıcak?
İblis küçük bir kahkaha attı.
- Sarışın esmer ayırdetmem, hepsine işkence etmekten zevk duyarım, ama sıcak sevmemek gibi bir seçeneğim yok değil mi?
Azrail sıkılmaya başlamıştı.
- Hanımefendi, lütfen bilmece gibi konuşmayı bırakın da, kim olduğunuzu söyleyin. Hala anlayamadıysanız bir kez daha açıklayayım, burası eskiden yaşadığınız dünyaya benzemez!
- Pekala off, Marilyn Monroe’yum ben. Yaşarken büyük bir oyuncuydum. Herkes bana hayrandı. Bu şapşal da hayranmış demek, adımı çalmış. Bunu duyduğumda deliye dönmüştüm. Hesabını sormaya yemin ettim. İşte şimdi karşımda duruyor ve... ama bu adam neden baygın?
- Marilyn mi? Adamın adı Marilyn mi? Charles! Bak hanımefendi ne diyor! Doğru mu bu Charles?
Ne yazık ki Darwin’in, Marilyn Monroe’yla aynı odada bulunmaktan beyni sulanmıştı. Ağzının kenarından süzülen salyaları toplama zahmetine bile girmeyerek transa geçmiş gibi "Marilyn!" dedi. Aslında Marilyn Monroe’nun dikkatini çekmeye çalışıyordu ama Azrail bu cevabın kendisine verildiğini sandı.
- Charles! Bu ikinci yanlışın! Yalnızca tek bir hakkın kaldı, bilmem farkında mısın? Bir dahaki sefer ya Michael Jackson’u getir ya da katlanarak sana geri dönen cezana hazırlan!
Ve birden yok oldu. İblis, Darwin’in getirdiği bu adamın oğlu olmadığı gerçeğiyle yıkılmıştı. Odada bulunan herkesi kapı dışarı etti. Yalnız kaldığında, sadece kendinin ve oğlunun bulunduğu bir alemin hayaliyle düşüncelere daldı. "Keşke bir oğlum olsaydı" diye mırıldanıyordu.
Take me to the other side - intro
ve
Take me to the other side - 1 'i okumalısın!
Geçen iki yıl ne Azrail’i ne de İblis’i değiştirmişti ama içinde bulundukları odada ufak tefek farklar göze çarpıyordu. İblis’in makamının etrafında duran uyarı levhalarındaki artış bunların arasında en belirgin olanlardı. "Alper Tunga ölmüştür. Lütfen sormayınız." yazılı levhanın yanına, "Şeytan çıkarma ayinleri kat’i surette yasaktır", "Acil durumlar için 666 ‘yı tuşlayın" ve "Zebani kadrosuna başvuruda bulunmak için müraacaatlar Dante’ye" gibi ikazlar bulunan başka tabelalar eklenmişti. Azrail, tek tek hepsine göz attı ve İblis’e sordu:
- Bu 666 işi nedir Tanrı aşkına?
- Hiçbir fikrim yok. İnsanlar benimle özdeşleştirmiş ama nedenini bilmiyorum. Ben demiştim, ben söylemiştim deyip duran adam var ya.
- Nostradamus?
- Hah evet o. Ona sordum, dünyanın sonu falan dedi. Ben de düşündüm, dünyanın varıp geleceği son nokta burası olacağına göre, kendi odama hat çektirdim.
- İlginç bir fikir. Yine de yanlış biliyor olabileceğin ihtimalini düşünmelisin. Kutsal kitaplardan birinde geçiyor olmasın?
- Sen dalga mı geçiyorsun benimle? Okumadım ki hiçbirini?
- Sen iflah olmazsın İblis.
- Teşekkür ederim.
- Rica ederim!
- Baksana, söylesene, sen okumuşsundur, hatta hepsini ezbere bildiğine eminim. Benden bahsediyor mu?
Azrail sıkkın bir tavırla gözlerini devirdi. Bu hareketi İblis’in gözünden kaçmamıştı.
- Kıskanıyorsun! Benim adım seninkinden daha çok geçiyor diye kıskanıyorsun! Hahahaha!
Azrail sırıttı. Diğer bütün meleklerin içinde gülümsediği zaman en az İblis kadar ürpertici olabilen tek melek oydu.
- Belki sadece senin "ölüm" ü kıskandığın kadar İblis. Ölüm kadar tanınırım ben.
- Doğru, doğru ama ben de "ceza" kadar bilinirim. Ayrıca bu, kutsal kitaplarda adımın seninkinden daha fazla geçtiği gerçeğini değiştirmiyor!
- Sen busun işte, incelikleri kavrayamıyorsun. Benim diğer adım ölümdür. Ve kutsal kitaplar ölümden sıklıkla bahseder İblis. Üstelik senin adından önce, ölüm gelir.
İki düşmanın 5 dakikadan fazla başbaşa kalması, kaçınılmaz bir çekişmeye yol açmıştı. İblis’in alaycılığı ve Azrail’in sabrı hemen hemen aynı anda öfkeye dönüşmüştü. Darwin, bir kere daha tam zamanında odaya dalarak biri düşmüş iki meleğin kıyasıya girişeceği mücadeleyi başlamadan bitirdi. Her ikisi de başlarını çevirip, geniş kanatlı yüksek kapıdan giren Darwin’e ve yanında getirdiği baygın adama baktılar.
İşte ne olduysa o anda oldu. İki melek de feryadı bastı.
- Oğlum!!! Yavrummmm!!!
- Yüce Tanrım sen bizi bağışla, bu da nesi böyle!
Azrail inanamaz gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde İblis’in masasının arkasına sığınmıştı. İblis ise tam aksi yöne atılarak Marilyn Manson’u kucaklamaya çalışıyordu. Durumun vehametini çarçabuk idrak eden Darwin, ikisini de sakinleştirmesi gerektiğini biliyordu ama bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Sonunda birşey yapmadan beklemeye, meleklerin kendine gelmesi için onlara zaman tanımaya karar verdi. Ne de olsa bu adamı ilk gördüğü zaman kendisinin de dili tutulmuş, 3 gün boyunca konuşamamıştı. Baygın durumda havada süzülen adama dakikalarca baktıktan sonra, ilk konuşan İblis oldu.
- Yine yanıldığını bildirmekten mutluluk duyarım Darwin. Bu da Michael Jackson değil! Bu benim oğlum!
Masanın ardından çıkmaya hiç niyeti olmadığı her halinden belli olan Azrail lafa karıştı.
- Saçmalama İblis, oğlun falan yok senin. Ama bir oğlun olduğunu bilseydim, onun kesinlikle bu olduğuna yemin edebilirdim. Her neyse, Charles’ın getirdiği adam Michael Jackson olabilir.
Darwin, Azrail ve İblis’in nihayet sakinleşmesine ve söz sırasının kendisine gelmesine sevindi.
- Başarısızlıkla sonuçlanan ilk denememden sonra uzun uzun araştırdım. Bu kez eminim. Karşınızda gördüğünüz bu adam Michael Jackson’dur! Evrim geçirmiş hali ile tabii.
Azrail çekinerek sordu:
- Eminsin değil mi Charles? Canını almam gereken adam bu mu?
- Evet evet, kesinlikle. Bu adamın Michael Jackson olduğuna dair inancım tam.
Tenis maçı seyreder gibi bir Azrail’e bir Darwin’e bakan İblis sinir küpüne dönmüştü.
- Onu size vereceğimi mi sanıyorsunuz? Oğlum o benim. Michael Jackson’mış pehh! Nereden biliyorsun Michael Jackson olduğunu? İspatla hadi!
Azrail şüpheyle dudaklarını büktü.
- Bunu söylemekten nefret ediyorum ama İblis haklı Charles. Elinde herhangi bir kanıt var mı?
- Şey, hayır ama...
Darwin’i bu zor durumdan kurtaran, aniden başlayıp ardı arkası kesilmeyen ısrarlı kapı vuruşları oldu. İblis kapıya doğru seslendi.
- Meşgulüm, daha sonra gelin.
- Efendimiz, çok hem de çok acil bir durum var.
- Acil olmayan tek bir şey söylesenize bana? Cehennemde herşey çok acil zaten. Meşgulüm dedim, sonra!
- Ama efendimiz!
- NEEE???
- Burada bir kadın var, Darwin’i içeri girerken görmüş, yanındaki adamı tanıdığını ve muhakkak görüşmesi gerektiğini söylüyor.
- Off, pekala, yolla içeri.
Kapı açıldı, içeri muhteşem bir sarışın girdi. Cehennem azabı kadının güzelliğinden hiçbir şey götürmemişti sanki. Vakur bir tavırla yürüyen kadın, odanın ortaında durdu ve içeridekileri zarif bir baş hareketiyle selamladı. İnce kemikli işaret parmağını, havada baygın olarak süzülen adama doğrulttu.
- Müthiş bir yanlış yapıyorsunuz beyler.
Dedi. Darwin hipnoza girmiş gibi kadına bakıyordu, çenesinden usul usul akan salyanın farkında değildi. Azrail iyice meraklanmıştı.
- Beyler mi? O da ne demek?
İblis, havada süzülen adama doladığı kollarını çözerek Azrail’e döndü.
- Bunlar böyle, ya kadın olacaksın ya erkek. Cinsiyetsizlikten haberleri yok. Mutlaka birinden biri olmak zorundasın. Yani en azından pek çoğu böyle.
Azrail, İblis’i boşverip aralarına yeni katılan bu sürpriz konuğa sordu:
- Hanımefendi, bu adamı tanıyor musunuz? Eğer tanıyorsanız bize kim olduğunu söyleyebilir misiniz lütfen?
- Tanımaz olsaydım. Adımı çaldı bu rezil! Tanrı aşkına bir şu sefilin haline bakın bir de benim güzelliğime. Hangi hakla, ne cüretle ismimi çalıyor? Bunun hesabını vermesi gerek. Hem de hemen!
- Adınız Michael mı hanımefendi?
- Michael mı? MICHAEL MI? Beni tanımıyor musun sen?
- Özür dilerim hanımefendi ama hayır. Canını aldığım bütün insanların isimlerini bilmiyorum. Hepsini aklımda tutmuyorum gereksiz geliyor.
- Hmm.. Sarışın sever misin diye sorsam? Ya da sıcak?
İblis küçük bir kahkaha attı.
- Sarışın esmer ayırdetmem, hepsine işkence etmekten zevk duyarım, ama sıcak sevmemek gibi bir seçeneğim yok değil mi?
Azrail sıkılmaya başlamıştı.
- Hanımefendi, lütfen bilmece gibi konuşmayı bırakın da, kim olduğunuzu söyleyin. Hala anlayamadıysanız bir kez daha açıklayayım, burası eskiden yaşadığınız dünyaya benzemez!
- Pekala off, Marilyn Monroe’yum ben. Yaşarken büyük bir oyuncuydum. Herkes bana hayrandı. Bu şapşal da hayranmış demek, adımı çalmış. Bunu duyduğumda deliye dönmüştüm. Hesabını sormaya yemin ettim. İşte şimdi karşımda duruyor ve... ama bu adam neden baygın?
- Marilyn mi? Adamın adı Marilyn mi? Charles! Bak hanımefendi ne diyor! Doğru mu bu Charles?
Ne yazık ki Darwin’in, Marilyn Monroe’yla aynı odada bulunmaktan beyni sulanmıştı. Ağzının kenarından süzülen salyaları toplama zahmetine bile girmeyerek transa geçmiş gibi "Marilyn!" dedi. Aslında Marilyn Monroe’nun dikkatini çekmeye çalışıyordu ama Azrail bu cevabın kendisine verildiğini sandı.
- Charles! Bu ikinci yanlışın! Yalnızca tek bir hakkın kaldı, bilmem farkında mısın? Bir dahaki sefer ya Michael Jackson’u getir ya da katlanarak sana geri dönen cezana hazırlan!
Ve birden yok oldu. İblis, Darwin’in getirdiği bu adamın oğlu olmadığı gerçeğiyle yıkılmıştı. Odada bulunan herkesi kapı dışarı etti. Yalnız kaldığında, sadece kendinin ve oğlunun bulunduğu bir alemin hayaliyle düşüncelere daldı. "Keşke bir oğlum olsaydı" diye mırıldanıyordu.
Etiketler:
Azrail,
Charles Darwin,
İblis,
Marilyn Manson,
Marilyn Monroe,
Michael Jackson
18 Şubat 2009 Çarşamba
Take me to the other side - I
Ölüm Meleği İblis’in odasına girdiğinde onu masaya dayanmış tırnaklarını sivriltmekle meşgul buldu. Elleri ve ayakları zincirlenmiş, yanıklar içindeki adam yanı başında duruyordu. Bir İblis’e bir de Azrail’e baktı ve "Kanatlı maymunlar! Evrimde son nokta bu olmalı! Bırakın beni!" diye bağırdı. İblis gözlerini tırnaklarından ayırmadan, Darwin’i çatalının ucuyla dürttü. Adam anında sustu. Azrail, Darwin’i süzüyordu. İblis’e,
- Bu mu?
diye sordu.
- Ta kendisi.
dedi İblis, Azrail’e bakmıyor, tırnaklarındaki tozları üflüyordu.
Azrail’i ve İblis’i incelemek için çılgınca bir istek duyan Darwin gözlerini onlardan alamıyordu.
- Bunu - çenesiyle İblis’i işaret etti - tanıyorum da, sen kimsin? Bir yerlerden hatırlıyor gibiyim seni.
- Hatırlarsın tabii. Canını almıştım. Seni buraya neden çağırdığımızı biliyor musun?
- Nereden bileyim? Kazanda yanmak yerine, değişiklik olsun diye diken mi yesem diyordum kendi kendime, zebaniler geldi aldı beni. Buraya getirdiler. - yine çenesiyle İblis’i gösterdi - Bununla bir başıma kaldım.
- Sana bir görev vereceğiz Charles. Hoşuna gideceğini umuyorum.
- Hayır, maymun taklidi yapmam. Yeter artık, bıkmadınız mı hala? Teorimdeki inceliği ya anlamıyorsunuz ya da anlamak istemiyorsunuz. Cennetteki muz ağacını bana verseniz bile, yine de maymun gibi zıplamayacağım işte!
İblis kendine daha fazla hakim olamayıp kahkahayı patlattı. Azrail gözlerini korkunç bir öfkeyle İblis’e çevirdi. İblis gözlerinden yaşlar akarak gülüyordu, neredeyse katılmak üzereydi, güçlükle konuşabildi.
- Görmen lazımdı bunu. Ellerini çırpıyor, bir çömelip bir kalkıyordu. Hele o göbeğini kaşıması yok mu, Hahahahahahaha!
Azrail gülmedi. İblis, Azrail’in ona kızdığını anlamış, bir elini çaktırmadan çatalına götürmüştü. Oysa İblis’i çok iyi tanıyan Azrail, o daha çatalına uzanırken, çoktan orağını çıkarmıştı. Darwin, ölülerin bile pek çoğunun şahit olmadığı bu olağanüstü durum karşısında bir şeyler yapma gereği hissetti.
- Heey! Beni neden buraya getirdiğinizi hala açıklamadınız ! Bakın son defa söylüyorum, asla maymun taklidi falan yapmam.
Azrail orağını cübbesinin içine yerleştirirken, İblis de çatalını kenara bıraktı. Hala birbirilerine bakıyorlar, ihtiyatı elden bırakmıyorlardı. Nihayet Azrail Darwin’le konuşması gerektiğini hatırladı.
- Evet, ne diyordum, bir görev. Evet. Hoşuna gidecek. Birinin evrim geçirip geçirmediğini anlayabilir misin?
- Üzerinde biraz çalışırsam elbette anlayabilirim.
- Uzun zaman önce öldürmüş olmamız gereken biri var dünyada. Ama onu bulamıyoruz Evrim geçirmiş olabileceğinden şüpheleniyoruz. Onu bizim için bulman gerekiyor. Dünyaya geri gönderileceksin. Eğer onu ya da o olduğundan şüphelendiğin birini bulursan, kimseye haber vermeden derhal bizimle irtibata geç. 3 hakkın var. 3 seferde onu bulamazsan, görevine son vereceğiz ve cehennemdeki ızdırabına geri döneceksin. Evet, ne dersin?
- Ne diyeyim, Allah ! derim.
İblis bu kez gülmekten basbayağı yere yuvarlandı. Azrail’in bile dudakları tebessümle kıvrılmıştı. İblis kahkahalarının arasından kesik kesik konuştu.
- Diyorum size, hepsi üşütük bunların. Hahahahaha! Ne dersin Darwin bir daha söylesene ! Hahahahaha!
İblis yerde resmen tepiniyor, zemini yumrukluyordu. Azrail onun bu haline acıyarak baktı, sonra yine Darwin’e döndü.
- Kabul ettiğine göre, hemen başlayabilirsin. Bulman gereken adamla ilgili bilgileri içeren dosya burada. Söylediğim gibi, yalnızca 3 hakkın var. Başarısız olursan cehenneme geri döenceksin.
- Başarılı olursam?
- Cezan hafifletilecek.
- Eh, buna da şükür. (İblis'in kahkahaları, tam burada çığlıklara dönüştü.) Gidiyorum öyleyse.
- Onu bulmadan gelme Charles.
- Merak etme.
Darwin, İblis ve Azrail’e bir şüpheli bulduğunu haber verdiğinde, bu görüşmenin üzerinden 1 ay geçmişti. Ölüm Meleği ve İblis, İblis’in odasında Darwin’i bekliyorlardı. Kapı birkaç kez nazikçe vuruldu, içeri tam bir İngiliz Beyefendisi gibi giyinmiş Darwin ve yanında getirdiği baygın biri girdi. Azrail heyecanla atıldı.
- Bu olduğuna eminsin değil mi Charles? Bir yanlışlık yapmış olmayasın?
- Eminim. Yani neredeyse. Michael Jackson kesinlikle evrim geçirmiş. Buna hiç şüphem kalmadı. Ben de hesapladım, araştırdım aşağı yukarı bunun gibi - baygın vaziyette yanında duranı işaret etti - birşey olması gerekiyor dedim. Sonra da alıp getirdim size işte.
İblis yine gülmeye başladı. Azrail de, Darwin de dönüp şaşkınlıkla İblis’e baktılar. Onların şaşkınlığı İblis’i daha da eğlendirmişe benziyordu, gitgide yükselen bir perdeden kahkahalar atıyordu. Azrail dayanamadı.
- Ne oldu Tanrı aşkına? Ne diye gülüp duruyorsun?
- Hahahahaha! Şuna baksana! Bize bir kadın getirmiş! Hahahahaha! Diğerlerini bilmem ama, Darwin, sen kesinlikle maymundan geliyorsun! Bir maymundan daha zeki değilsin çünkü! Hahahaha! Bir de araştırıp getirdiğini söylüyor! Demek araştırmasa bize bir çam ağacı falan getirecekti.Hahahaha!
Azrail büyük bir hayalkırıklığıyla Darwin’e baktı.
- Doğru mu? Kadın mı bu şimdi?
- Evet doğru. E, ne var bunda, evrim geçirip kadın olmuş işte. Kadın, erkekten daha yüksek bir biyolojik yapıya sahiptir. Normal bu. Bir gün herkes kadın olacak.
Azrail ikna olmamış gibiydi. İblis ise Darwin’in cevabına kasıklarını tuta tuta güldü. Azrail meraklandı.
- Yine neden gülüyorsun? Komik olan ne?
- Bu kadın o değil! Hahahaha! Tanımadın mı? Şarkıcı bu.
- Yoo tanımadım, tanımalı mıydım?
- Hahahahaha! Bu işin bu kadar eğlenceli olabileceğini hiç tahmin etmemiştim! Hahahaha! Bülent Ersoy bu! Hahahahahahahahaha!!!!
Şimdi Darwin de az önce Azrail’in yaşadığı hayal kırıklığını yaşıyordu.
- Benziyor ama...
diyebildi. Azrail bu kez kızmıştı.
- Charles... 3 hakkından birini kaybettin. Kaldı 2. iyi değerlendirmeni öneririm. Bir dahaki sefere iyice araştırmadan gelme.
- Tamam... Tabii... Evet, tabii, araştıracağım. Bir daha olmaz.
- Ben de öyle umarım.
Bu fiyaskonun ardından Darwin daha dikkatli davranmaya başladı. Arayışı 2 yıl sürdü. Günlerden bir gün Darwin’in geri geldiği, yanında da birini getirdiği haberi ulaştı Ölüler Diyarı’na. Azrail ve İblis, 2 yıl aradan sonra, yine aynı odada oturmuş, Darwin’i bekliyorlardı.
- Bu mu?
diye sordu.
- Ta kendisi.
dedi İblis, Azrail’e bakmıyor, tırnaklarındaki tozları üflüyordu.
Azrail’i ve İblis’i incelemek için çılgınca bir istek duyan Darwin gözlerini onlardan alamıyordu.
- Bunu - çenesiyle İblis’i işaret etti - tanıyorum da, sen kimsin? Bir yerlerden hatırlıyor gibiyim seni.
- Hatırlarsın tabii. Canını almıştım. Seni buraya neden çağırdığımızı biliyor musun?
- Nereden bileyim? Kazanda yanmak yerine, değişiklik olsun diye diken mi yesem diyordum kendi kendime, zebaniler geldi aldı beni. Buraya getirdiler. - yine çenesiyle İblis’i gösterdi - Bununla bir başıma kaldım.
- Sana bir görev vereceğiz Charles. Hoşuna gideceğini umuyorum.
- Hayır, maymun taklidi yapmam. Yeter artık, bıkmadınız mı hala? Teorimdeki inceliği ya anlamıyorsunuz ya da anlamak istemiyorsunuz. Cennetteki muz ağacını bana verseniz bile, yine de maymun gibi zıplamayacağım işte!
İblis kendine daha fazla hakim olamayıp kahkahayı patlattı. Azrail gözlerini korkunç bir öfkeyle İblis’e çevirdi. İblis gözlerinden yaşlar akarak gülüyordu, neredeyse katılmak üzereydi, güçlükle konuşabildi.
- Görmen lazımdı bunu. Ellerini çırpıyor, bir çömelip bir kalkıyordu. Hele o göbeğini kaşıması yok mu, Hahahahahahaha!
Azrail gülmedi. İblis, Azrail’in ona kızdığını anlamış, bir elini çaktırmadan çatalına götürmüştü. Oysa İblis’i çok iyi tanıyan Azrail, o daha çatalına uzanırken, çoktan orağını çıkarmıştı. Darwin, ölülerin bile pek çoğunun şahit olmadığı bu olağanüstü durum karşısında bir şeyler yapma gereği hissetti.
- Heey! Beni neden buraya getirdiğinizi hala açıklamadınız ! Bakın son defa söylüyorum, asla maymun taklidi falan yapmam.
Azrail orağını cübbesinin içine yerleştirirken, İblis de çatalını kenara bıraktı. Hala birbirilerine bakıyorlar, ihtiyatı elden bırakmıyorlardı. Nihayet Azrail Darwin’le konuşması gerektiğini hatırladı.
- Evet, ne diyordum, bir görev. Evet. Hoşuna gidecek. Birinin evrim geçirip geçirmediğini anlayabilir misin?
- Üzerinde biraz çalışırsam elbette anlayabilirim.
- Uzun zaman önce öldürmüş olmamız gereken biri var dünyada. Ama onu bulamıyoruz Evrim geçirmiş olabileceğinden şüpheleniyoruz. Onu bizim için bulman gerekiyor. Dünyaya geri gönderileceksin. Eğer onu ya da o olduğundan şüphelendiğin birini bulursan, kimseye haber vermeden derhal bizimle irtibata geç. 3 hakkın var. 3 seferde onu bulamazsan, görevine son vereceğiz ve cehennemdeki ızdırabına geri döneceksin. Evet, ne dersin?
- Ne diyeyim, Allah ! derim.
İblis bu kez gülmekten basbayağı yere yuvarlandı. Azrail’in bile dudakları tebessümle kıvrılmıştı. İblis kahkahalarının arasından kesik kesik konuştu.
- Diyorum size, hepsi üşütük bunların. Hahahahaha! Ne dersin Darwin bir daha söylesene ! Hahahahaha!
İblis yerde resmen tepiniyor, zemini yumrukluyordu. Azrail onun bu haline acıyarak baktı, sonra yine Darwin’e döndü.
- Kabul ettiğine göre, hemen başlayabilirsin. Bulman gereken adamla ilgili bilgileri içeren dosya burada. Söylediğim gibi, yalnızca 3 hakkın var. Başarısız olursan cehenneme geri döenceksin.
- Başarılı olursam?
- Cezan hafifletilecek.
- Eh, buna da şükür. (İblis'in kahkahaları, tam burada çığlıklara dönüştü.) Gidiyorum öyleyse.
- Onu bulmadan gelme Charles.
- Merak etme.
Darwin, İblis ve Azrail’e bir şüpheli bulduğunu haber verdiğinde, bu görüşmenin üzerinden 1 ay geçmişti. Ölüm Meleği ve İblis, İblis’in odasında Darwin’i bekliyorlardı. Kapı birkaç kez nazikçe vuruldu, içeri tam bir İngiliz Beyefendisi gibi giyinmiş Darwin ve yanında getirdiği baygın biri girdi. Azrail heyecanla atıldı.
- Bu olduğuna eminsin değil mi Charles? Bir yanlışlık yapmış olmayasın?
- Eminim. Yani neredeyse. Michael Jackson kesinlikle evrim geçirmiş. Buna hiç şüphem kalmadı. Ben de hesapladım, araştırdım aşağı yukarı bunun gibi - baygın vaziyette yanında duranı işaret etti - birşey olması gerekiyor dedim. Sonra da alıp getirdim size işte.
İblis yine gülmeye başladı. Azrail de, Darwin de dönüp şaşkınlıkla İblis’e baktılar. Onların şaşkınlığı İblis’i daha da eğlendirmişe benziyordu, gitgide yükselen bir perdeden kahkahalar atıyordu. Azrail dayanamadı.
- Ne oldu Tanrı aşkına? Ne diye gülüp duruyorsun?
- Hahahahaha! Şuna baksana! Bize bir kadın getirmiş! Hahahahaha! Diğerlerini bilmem ama, Darwin, sen kesinlikle maymundan geliyorsun! Bir maymundan daha zeki değilsin çünkü! Hahahaha! Bir de araştırıp getirdiğini söylüyor! Demek araştırmasa bize bir çam ağacı falan getirecekti.Hahahaha!
Azrail büyük bir hayalkırıklığıyla Darwin’e baktı.
- Doğru mu? Kadın mı bu şimdi?
- Evet doğru. E, ne var bunda, evrim geçirip kadın olmuş işte. Kadın, erkekten daha yüksek bir biyolojik yapıya sahiptir. Normal bu. Bir gün herkes kadın olacak.
Azrail ikna olmamış gibiydi. İblis ise Darwin’in cevabına kasıklarını tuta tuta güldü. Azrail meraklandı.
- Yine neden gülüyorsun? Komik olan ne?
- Bu kadın o değil! Hahahaha! Tanımadın mı? Şarkıcı bu.
- Yoo tanımadım, tanımalı mıydım?
- Hahahahaha! Bu işin bu kadar eğlenceli olabileceğini hiç tahmin etmemiştim! Hahahaha! Bülent Ersoy bu! Hahahahahahahahaha!!!!
Şimdi Darwin de az önce Azrail’in yaşadığı hayal kırıklığını yaşıyordu.
- Benziyor ama...
diyebildi. Azrail bu kez kızmıştı.
- Charles... 3 hakkından birini kaybettin. Kaldı 2. iyi değerlendirmeni öneririm. Bir dahaki sefere iyice araştırmadan gelme.
- Tamam... Tabii... Evet, tabii, araştıracağım. Bir daha olmaz.
- Ben de öyle umarım.
Bu fiyaskonun ardından Darwin daha dikkatli davranmaya başladı. Arayışı 2 yıl sürdü. Günlerden bir gün Darwin’in geri geldiği, yanında da birini getirdiği haberi ulaştı Ölüler Diyarı’na. Azrail ve İblis, 2 yıl aradan sonra, yine aynı odada oturmuş, Darwin’i bekliyorlardı.
Take me to the other side - intro
İblis, her zamanki gibi makamındaydı ama her zamankinden farklı olarak bu defa rahat tahtına kurulmuş oturmuyor, bir aşağı bir yukarı dolanıp duruyordu. Hareketlerinden oldukça sinirli olduğu anlaşılıyordu. Sinirli, hata tedirgindi. Ara sıra durup çift kanatlı, siyah kapıya bakıyor, kapı öylece kapalı durmaya devam edince vazgeçip volta atmayı sürdürüyordu. Önemli bir konuk bekliyordu, ölüm meleği ziyaretine gelecekti. Gönderdiği notta "çok acil ve önemli" yazıyordu.
Az sonra kapı açıldı, bütün azametiyle içeri Azrail girdi. Biri lanetli iki melek, birbirlerine öldürücü bakışlar attılar. Alev alev gözlerinde nefretten başka hiçbirşey yoktu. Ancak "öldürücü" bakışlar söz konusu olduğunda Azrail’in üstünlüğü tartışılmazdı, İblis gözlerini yere indirmek zorunda kaldı. Azrail, bu bakışma düellosunda kazandığı zaferden memnun olduğunu anlatan en ufak bir hareket yapmadı.
- Seni görmek ne güzel!
Dedi İblis, yalan söyleyerek. Bir yandan da neredeyse müstehcen sayılabilecek bir ifadeyle sırıtıyordu. Çatal dilini dudaklarının üzerinde ağır ağır gezdirdikten sonra doğrudan Azrail’e bakarak sordu:
- Ee, anlat bakalım neymiş bu çok acil ve önemli olan şey?
Azrail kaşlarını çatarak karanlık vitraylara baktı, aklı başka yerde gibiydi. İblis’in kötücül sırıtışı yüzüne iyice yayıldı:
- İşler pek iyi gitmiyor galiba, ha?
Diye sordu. Azrail derin bir nefes alarak İblis’e döndü. Tok ve insanın içine işleyen bir sesle cevap verdi.
- Doğrusunu istersen hayır. Bundan tam 5 yıl önce öldürmüş olmamız gereken biri vardı. Sorun şu ki; hala var.
- E, öldürün o zaman. Ne bekliyorsunuz?
- Anlamadın galiba? Sorun onun hala var olması diyorum sana. Öldüremiyoruz. Çünkü onu bulamıyoruz. 5 yıldır bütün dünyada aramadığımız yer kalmadı. Üstelik ne kadar hızlı hareket edebildiğimizi bilirsin.
- Biliyorum.
- Bizden kaçabilmesi mümkün değil. Ama yine de bu, sonucu değiştirmiyor: onu bulup öldüremiyoruz. Bir an önce bulmak zorunayız adamı.Yer yarıldı içine girdi sanki.
- O zaman burada olurdu.
- Doğru.
- Kim bu adam?
- Adı Michael Jackson. Elimizde bir de fotoğrafı var. Ama bu fotoğraftaki kişi dünyada değil. Herkese ama herkese tek tek baktık. Kontrol ettik. Benzeyen biri bile yok.

İblis, fotoğrafı aldı, bir süre inceledi. Sonra aniden ilgisini kaybederek masasının üzerine fırlattı ve sordu:
- Peki benden ne istiyorsun? Dünyaya gelip, onu seninle birlikte arayamayacağımı biliyorsun. Zaten yapmazdım da. Hatta en başından söyleyeyim, benden isteyeceğin yardımı, eğer çıkarlarıma hizmet etmiyorsa, kabul etmeyeceğim.
- Senden yardım isterken "eğer kabul edersen" diye bir ön şart koyduğumu hatırlamıyorum. Ayrıca, herkesin hayatı sona erdiğinde bu adam hala ortalarda dolaşıyor olursa kıyamet günü asla gelmeyecek demektir, bunu anlıyorsun değil mi? ve o gün gelmezse kesinlikle başka bir umudun kalmayacağını da? Şimdi çıkarlarını bir daha düşünmeni şiddetle tavsiye ediyorum.
İblis çenesindeki sivri sakalı kaşıyarak kısa bir an düşündü.
- Pekala, pekala. İsteğini söyle.
- Sizde bir adam olduğunu duyduk. Evrim teorisini geliştirmiş. İnsan soyunun maymundan geldiğini iddia eden adam. Darwin. Charles Darwin.
- Evet, hatırlıyorum onu. Hatta buraya da "maymunlar cehennemi" diyor.
- Ona ihtiyacımız var. Michael Jackson’ı uzun süren çabalar sonucu bulamayınca, "evrim mi geçirdi acaba?" dedik. Maymundan gelmediği kesin ama maymuna gidiyor olabilir. Yalnız, evrim geçirmiş birini diğerlerinden nasıl ayırdederiz bilmiyorum. İşte bu sebeple Darwin gerekiyor bize. Onu, Michael Jackson’ı bulmakla görevlendirerek dünyaya yollayacağız.
- Anlıyorum. Tamam, Darwin’i bulup seninle görüştüreceğim. Ama birkaç gün mühlet ver bana. O en azılı günahkarlardan biri, araştırdıysan bunu da öğrenmişsindir. Kimbilir cehennemin hangi köşesinde işkence görüyor şu anda. Bulmak zaman alabilir.
- Sana tam 3 gün süre İblis. 3 gün sonra karşında olacağım. Aynı şekilde Darwin’i de yanında görmek istiyorum. Görüşmek üzere, unutma, 3 gün sonra.
- 3 gün sonra.
Azrail, muhteşem beyaz cübbesinin eteklerini savurarak odadan çıktı. İblis tahtına çöktü ve Darwin’le ilgili araştırma yapmak için birkaç kitap çekti önüne. Aslında Darwin’in nerede olduğunu gayet iyi biliyordu, sadece zaman kazanmak istemişti. Dünyaya gönderilecek bir cehennemli fikri, hazla ürpermesine sebep oluyordu. Darwin’le ilgili işe yarar bir bilgi kırıntısı ele geçirebilirse, onu kullanarak dünyaya daha fazla nüfuz edebilirdi. İşte İblis, bu düşüncelerle elindeki kitaba daldığı anda zebanilerden biri içeri girmiş ve isyan çıktığını haber vermişti. (Hell of a Day) İsyan günü biterken, asilerin yaptıklarından ilham alan İblis’in aklına parlak bir fikir gelmiş, 3 gün beklemeye gerek olmadığına karar vermişti. Zebaniden Darwin’i getirmesini istedi. Ardından Azrail’e, aradığı kişiyi bulduğunu, ertesi gün görüşebileceklerini bildiren bir mesaj yolladı.
Az sonra kapı açıldı, bütün azametiyle içeri Azrail girdi. Biri lanetli iki melek, birbirlerine öldürücü bakışlar attılar. Alev alev gözlerinde nefretten başka hiçbirşey yoktu. Ancak "öldürücü" bakışlar söz konusu olduğunda Azrail’in üstünlüğü tartışılmazdı, İblis gözlerini yere indirmek zorunda kaldı. Azrail, bu bakışma düellosunda kazandığı zaferden memnun olduğunu anlatan en ufak bir hareket yapmadı.
- Seni görmek ne güzel!
Dedi İblis, yalan söyleyerek. Bir yandan da neredeyse müstehcen sayılabilecek bir ifadeyle sırıtıyordu. Çatal dilini dudaklarının üzerinde ağır ağır gezdirdikten sonra doğrudan Azrail’e bakarak sordu:
- Ee, anlat bakalım neymiş bu çok acil ve önemli olan şey?
Azrail kaşlarını çatarak karanlık vitraylara baktı, aklı başka yerde gibiydi. İblis’in kötücül sırıtışı yüzüne iyice yayıldı:
- İşler pek iyi gitmiyor galiba, ha?
Diye sordu. Azrail derin bir nefes alarak İblis’e döndü. Tok ve insanın içine işleyen bir sesle cevap verdi.
- Doğrusunu istersen hayır. Bundan tam 5 yıl önce öldürmüş olmamız gereken biri vardı. Sorun şu ki; hala var.
- E, öldürün o zaman. Ne bekliyorsunuz?
- Anlamadın galiba? Sorun onun hala var olması diyorum sana. Öldüremiyoruz. Çünkü onu bulamıyoruz. 5 yıldır bütün dünyada aramadığımız yer kalmadı. Üstelik ne kadar hızlı hareket edebildiğimizi bilirsin.
- Biliyorum.
- Bizden kaçabilmesi mümkün değil. Ama yine de bu, sonucu değiştirmiyor: onu bulup öldüremiyoruz. Bir an önce bulmak zorunayız adamı.Yer yarıldı içine girdi sanki.
- O zaman burada olurdu.
- Doğru.
- Kim bu adam?
- Adı Michael Jackson. Elimizde bir de fotoğrafı var. Ama bu fotoğraftaki kişi dünyada değil. Herkese ama herkese tek tek baktık. Kontrol ettik. Benzeyen biri bile yok.

İblis, fotoğrafı aldı, bir süre inceledi. Sonra aniden ilgisini kaybederek masasının üzerine fırlattı ve sordu:
- Peki benden ne istiyorsun? Dünyaya gelip, onu seninle birlikte arayamayacağımı biliyorsun. Zaten yapmazdım da. Hatta en başından söyleyeyim, benden isteyeceğin yardımı, eğer çıkarlarıma hizmet etmiyorsa, kabul etmeyeceğim.
- Senden yardım isterken "eğer kabul edersen" diye bir ön şart koyduğumu hatırlamıyorum. Ayrıca, herkesin hayatı sona erdiğinde bu adam hala ortalarda dolaşıyor olursa kıyamet günü asla gelmeyecek demektir, bunu anlıyorsun değil mi? ve o gün gelmezse kesinlikle başka bir umudun kalmayacağını da? Şimdi çıkarlarını bir daha düşünmeni şiddetle tavsiye ediyorum.
İblis çenesindeki sivri sakalı kaşıyarak kısa bir an düşündü.
- Pekala, pekala. İsteğini söyle.
- Sizde bir adam olduğunu duyduk. Evrim teorisini geliştirmiş. İnsan soyunun maymundan geldiğini iddia eden adam. Darwin. Charles Darwin.
- Evet, hatırlıyorum onu. Hatta buraya da "maymunlar cehennemi" diyor.
- Ona ihtiyacımız var. Michael Jackson’ı uzun süren çabalar sonucu bulamayınca, "evrim mi geçirdi acaba?" dedik. Maymundan gelmediği kesin ama maymuna gidiyor olabilir. Yalnız, evrim geçirmiş birini diğerlerinden nasıl ayırdederiz bilmiyorum. İşte bu sebeple Darwin gerekiyor bize. Onu, Michael Jackson’ı bulmakla görevlendirerek dünyaya yollayacağız.
- Anlıyorum. Tamam, Darwin’i bulup seninle görüştüreceğim. Ama birkaç gün mühlet ver bana. O en azılı günahkarlardan biri, araştırdıysan bunu da öğrenmişsindir. Kimbilir cehennemin hangi köşesinde işkence görüyor şu anda. Bulmak zaman alabilir.
- Sana tam 3 gün süre İblis. 3 gün sonra karşında olacağım. Aynı şekilde Darwin’i de yanında görmek istiyorum. Görüşmek üzere, unutma, 3 gün sonra.
- 3 gün sonra.
Azrail, muhteşem beyaz cübbesinin eteklerini savurarak odadan çıktı. İblis tahtına çöktü ve Darwin’le ilgili araştırma yapmak için birkaç kitap çekti önüne. Aslında Darwin’in nerede olduğunu gayet iyi biliyordu, sadece zaman kazanmak istemişti. Dünyaya gönderilecek bir cehennemli fikri, hazla ürpermesine sebep oluyordu. Darwin’le ilgili işe yarar bir bilgi kırıntısı ele geçirebilirse, onu kullanarak dünyaya daha fazla nüfuz edebilirdi. İşte İblis, bu düşüncelerle elindeki kitaba daldığı anda zebanilerden biri içeri girmiş ve isyan çıktığını haber vermişti. (Hell of a Day) İsyan günü biterken, asilerin yaptıklarından ilham alan İblis’in aklına parlak bir fikir gelmiş, 3 gün beklemeye gerek olmadığına karar vermişti. Zebaniden Darwin’i getirmesini istedi. Ardından Azrail’e, aradığı kişiyi bulduğunu, ertesi gün görüşebileceklerini bildiren bir mesaj yolladı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
