4 Ağustos 2009 Salı

Why so delirious?

Araf, sonsuzluğun bekleme odası olarak bilinir. İnsanlar burada davalarının bitmesini, hakim tarafından kararın verilmesini ve kendilerini diğer tarafa taşıyacak kayığın dolmasını beklerler. Gelecekleri hakkında verilecek kararı etkilemeleri ne yazık ki olanaksızdır. Merhuma haklarını helal etmemiş kişiler dünyada, avukatlar ve günahları affeden rahipler cehennemde, her gün özenle suladıkları bitkiler ve sevgiyle besledikleri hayvanlar ise cennettedir. Karardan memnun kalmayanlar daha yüksek bir mahkemeye başvuramazlar. Buradan daha yüksek bir yargı mekanizmasına ulaşmak yalnız pratikte değil, teoride de mümkün değildir. Sonuç olarak, her devlet dairesi gibi Araf’ta da uzun ve sıkıntılı bir bekleyiş söz konusudur. Aslında bir bekleme odasından ziyade, emekli sandığı sırasını andırır. Bekleyen herkes, hayattan da ölümden de bezmiştir. Ancak ne şikayet edecek bir merci bulabilirler, ne de zaman geçirmelerini sağlayacak bir uğraş.

Heath Ledger kendisi hakkında verilen kararı öğrendiğinde bekleyişin bitmesine sevinse mi, üzülse mi bilemedi. İki zebani eşliğinde cehennemin kapısına doğru ilerlerken gözlerini kapadı ve ilk şoku kolay atlatmayı umdu. Ne var ki kapıdaki yazı etkisini anında göstermiş, Ledger’ın tüm umutlarını ortadan kaldırmıştı.

Kapıdan geçip birkaç adım attıktan sonra gözlerini korkuyla açtı. Karşısında uzanan yemyeşil düzlük, bungee jumping yapan insanlar ve duyduğu neşeli çığlıklar, o zamana kadar biriktirdiği tüm stresi çılgın kahkahalarla dışa vurmasına neden olmuştu. Son rolünde kazandığı deneyim de eklenince, adamın aklını son hızla kaçırması ancak normal karşılanabilirdi.

Yanındaki zebaniye dönüp "Bana o salak fıkradaki ekran koruyucu şakasını yapmıyorsunuz, di mi?" diye sordu. Zebani umursamaz bir tavırla, "saçmalama" dercesine omuz silkti ve Ledger'ı olduğu yerde bırakıp ortadan kayboldu.

Ledger gözlerine inanamıyordu. Ortamın sıcaklığı hayli yüksekti, bir sürü yerde kaynayan kazanlar ve lav çukurları görüyordu, hatta kükürt kokusundan burun kemiği sızlıyordu ama birkaç yüz metre ileride insanların çılgınca eğlendiği yeşil bir alan vardı. Kare şeklindeki devasa yeşilliğin dört kenarında birer adam oturuyordu. Onlar ellerini oynattıkça tepesi görülmeyecek kadar yüksek bir platformdan kahkaha - çığlık karışımı bir ses yükseliyor, ardından bir grup insan bağırarak aşağı uçuyordu. Ledger geniş adımlarla kalabalığa doğru ilerlerken, ellerini cebine sokup hızlı ve sinirli adımlarla yürüyen, öfkesi yüzünden okunan bir adamla karşılaştı. Adam iyi giyimliydi. Cehennemde takım elbiseyle dolaşabildiğine göre oldukça nüfuzlu olmalıydı. Ledger’ın hevesle ilerlediğini görünce kolunu tuttu.

- Yerinde olsam oraya gitmezdim. Hepsi delirmiş bunların.
- Çok eğleniyor gibi görünüyorlar ama. Kim onlar? Burada çimen olması tuhaf değil mi? Başka ne tip eğlenceler var? Şu dört adam neden yerde duruyor? Platformun tepesini neden göremiyoruz? Neden gökyüzü...
- Sakin ol! Yeni olduğunu bu kadar belli edersen burada yerler seni. Saçın ve makyajından anladığım kadarıyla sen Heath Ledger'sın ve Joker'in etkisinden kurtulamamışsın. Ben Bugsy Siegel. Las Vegas'ın kurucularındanım. Burada da küçük bir kumarhane kurdum. Yani aslında senin çimen sandığın şey büyük bir çuha. Buradaki oyun için bu kadar büyük olması gerekiyor, nedenini sonra anlatırım.

Bu arada Bugsy de Ledger'la yürümeye başlamıştı. Birlikte çuhaya yaklaşırken alanın çevresindeki dört adamın da yüzleri seçilmeye başlamıştı. Ledger Al Capone ve Marlon Brando'yu tanıdı. Diğer iki adamdan 18. yüzyıl kıyafetleri giyenin yanında büyük bir hamburger tepsisi bulunuyordu. Diğer adam ise yanında bulunan yüzlerce kağıdı zaman buldukça imzalıyor ve ulak görünümlü birine veriyordu.

- İblis kumarhaneyi açmama izin verdi ama bunun cezam olduğunu başta fark etmedim. Masada gördüğün dört hıyar yüzünden şu anda borç batağındayım ve cehennemde olduğumuz için kasa her zaman kazanamıyor. Aslına bakarsan kasa hiçbir zaman kazanamıyor.

Bugsy yarı öfke, yarı ümitsizlikle içini çekti ve konuşmaya devam etti.

- Şu kağıtları imzalayan adam Sülün Osman. Şu anda oyun oynanan alanı bana satan o. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama hala cehennemden arazi satmaya devam ediyor. İblis'le anlaşıp tüm satış işlemlerini hallettiğini söyledi, benim de salaklığıma geldi, imzayı attım. Şu anda yedi ceddimin ruhu Şeytan'a satılmış durumda ama nasıl olduğunu aklım almıyor bir türlü. Yanında hamburger tepsisi olan adam John Montagu, Sandwich Kontu. İşletmenin yiyecek işlerini üstlendi. Sandviçleri berbat ama burada yiyecek daha iyi bir şey yok. Bir şekilde ona da borçlu çıktım. Ödeyemeyince Al Capone'a haber verdi.

Bu arada Bugsy ayakkabılarını çıkarıp topuklarını gösterdi. Adamın topukları yamuk yumuk, sert ve tuhaf bir renkteydi. Al Capone topuklarına o kadar çok sıkmıştı ki, Bugsy ismini "Kurşun Topuk" Siegel olarak değiştirmek zorunda kalmıştı.

- Tahmin edersin ki işin içine mafya girince borcum hızla artmaya devam etti. Üstelik dördüncü oyuncu bulunamadığı için henüz kumarhanede bir el bile oynanmamıştı. Yardım istemek için gerçek bir baba gerekiyordu. Marlon Brando da oyuna böyle katıldı. Ama sürekli rol kesiyor, daha bir faydasını göremedim.

Ledger hikayeye o kadar kaptırmıştı ki, çuhadan giderek uzaklaştıklarını ve tepeyi tırmandıklarını fark edemedi. İki adam ağır adımlarla tırmanmaya devam ederken Bugsy oyun hakkında bilgi veriyordu.

- Poker oynamayı çok istedik ama burada sadece tarot kartları kullanabiliyoruz. Onlarla da ancak 51 oynanıyor. Çok sıkıcı olduğu için kurallar biraz değiştirildi. Şu bungee jumping yaptığını düşündüğün insanlar var ya... Onlar iskambil kağıdı olarak kullanılıyor. Kılıçlar için yeniçeriler var mesela. Kılıçların onlusunu atacakları zaman on tane yeniçeriyi tepeden aşağı gönderiyorlar. Tahmin edeceğin üzere, o kadar yüksekten düşen herkes yere çakılınca kağıt gibi oluyor. Yukarıda sırasını bekleyenler de deliriyor elbette. Kahkahayla karışık çığlıkların nedeni bu.
- Kupalar için kimleri kullanıyorlar? Alkolik sporcuları mı?
- Hayır. Bunun için eski papalardan yararlanıyorlar.
- Ama onların cehennemde ne işi var ki?!
- Papa XVI. Benedictus'u düşün. Cehennem için biçilmiş kaftanlardan söz ediyoruz burada.
- Vaov... Seninle karşılaşmam büyük şans oldu Bugsy. Bu kadar bilgiyi kimseden alamazdım herhalde.
- Şans, tesadüf... Bunlar hayattayken sorumluluktan kaçmak için uydurduğumuz kavramlar. Burada saçmalıklara yer yok. Tanrı zar atmaz Joker.
- Zar atmak mıaaaaaaaaaaa!!! Ahaaaaaaaaaaaaa!!! Ahahahahahahahahahaha!!!

Bugsy Ledger'ı aşağı iterken "Ruhlardan birini daha kurtardık. Kısa zamanda kâra geçerim artık." diye düşünüyordu. Aşağıdan Marlon Brando'nun kahkahası ve Sülün Osman'ın küfrü duyuldu...

- Oha! Jokerle bitti vay ibne!

3 yorum:

serkan tuncer dedi ki...

oha süper son , bayıldım, bittim...

Aslı Soylu dedi ki...

aynen katılıyorum, son cümleyi okudugumda ben de bu tepkiyi vermiştim :D

İnci Vardar dedi ki...

ehehehaha! çok sevindim! teşekkürler!