<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141</id><updated>2012-01-01T13:08:26.736-08:00</updated><category term='jim morrison'/><category term='allen ginsberg'/><category term='Albert Einstein'/><category term='IV. Murat'/><category term='Sülün Osman'/><category term='H P Lovecraft'/><category term='janis joplin'/><category term='deniz gezmiş'/><category term='Korkunç İvan'/><category term='Lou Salome'/><category term='Billy Idol'/><category term='fetullah gülen'/><category term='Elizabeth'/><category term='John F Kennedy'/><category term='yusuf aslan'/><category term='noel baba'/><category term='Ayn Rand'/><category term='Al Capone'/><category term='Büyük İskender'/><category term='Rahibe Teresa'/><category term='Baltacı Mehmet Paşa'/><category term='Fahrettin Aslan'/><category term='Cennet'/><category term='Arthur Miller'/><category term='Mari Antoinette'/><category term='Pavlov'/><category term='william s. burroughs'/><category term='edie sedgwick'/><category term='Charles Darwin'/><category term='John Montagu'/><category term='Hürrem Sultan'/><category term='Necmettin Erbakan'/><category term='Alfred Hitchcock'/><category term='prometheus'/><category term='hüseyin inan'/><category term='amy winehouse'/><category term='İblis'/><category term='Papa 2. John Paul'/><category term='mayer amschel rothschild'/><category term='Truvalı Helen'/><category term='Marilyn Monroe'/><category term='Sigmund Freud'/><category term='jack daniel&apos;s'/><category term='ayetullah humeyni'/><category term='Friedrich Nietzsche'/><category term='İsrafil'/><category term='Mahatma Ghandi'/><category term='Azrail'/><category term='Cehennem'/><category term='Red Adair'/><category term='havva'/><category term='Pavarotti'/><category term='Marlon Brando'/><category term='Edgar Allan Poe'/><category term='Engels'/><category term='jeff buckley'/><category term='YAY'/><category term='Heath Ledger'/><category term='kurt cobain'/><category term='Antarktika'/><category term='Yay Hareketi'/><category term='marquis de sade'/><category term='Sansüre Sansür'/><category term='adem'/><category term='james pierpont'/><category term='Marilyn Manson'/><category term='Kanuni Sultan Süleyman'/><category term='Matild Manukyan'/><category term='Lucifer'/><category term='jimi hendrix'/><category term='Napolyon'/><category term='jack kerouac'/><category term='Michael Jackson'/><category term='Karl Marx'/><category term='Kolomb'/><category term='Elvis Presley'/><category term='Bugsy Siegel'/><category term='Katerina'/><title type='text'>Gaipten Sesler Korosu</title><subtitle type='html'>ölünün ardından konuşmalar, 
diğer taraftan dedikodular, 
bir takım terbiyesizlikler, şakalar</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>33</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-8986912205601541602</id><published>2011-12-31T18:46:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T04:37:42.968-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pavarotti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fahrettin Aslan'/><title type='text'>cehennem'den sesler</title><content type='html'>rahmetlinin ardından konuşmak gibi olmasın ama pavarotti'nin cehennemde tutunamayacağı daha başından belliydi. bunun tek nedeni göbeği kadar büyük olan egosu değil, bizzat cehennem'deki tepelerle boy ölçüşebilecek büyüklükte olan göbeğiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başta her şey lisede geçen tipik bir amerikan filmi tadında gelişti. okula gelen en yeni öğrenci olmanın getirdiği eziklik, aşırı kiloları ve yaşı ilerledikçe takmaya başladığı gözlüğüyle birleşince onu potansitel hedef haline getirdi. tabii pavarotti'nin kimliğiyle arasındaki sağlam bağ ona ezik değil, efsane, hatta lütuf gibi hissettiriyordu ama cehennem'in eski toprakları bunu tersine çevirmeye dünden hazırdı. tüm 3. sınıf korku filmlerinde olduğu gibi ilk ölen, şişman ve gözlüklü çocuk olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pavarotti, cehennem'de krallar gibi ağırlanacağı düşüncesiyle mutlu ölmüştü. dünyanın en büyük seslerinden biri olarak biraz saygı bekliyordu. belki iblis'in ona cehennem'in anahtarını vereceğini düşünmemişti ama (ne de olsa kendisinden büyük bach vardı) en azından emrine verilecek, sağa sola koşturabileceği bir zebani hayal ediyordu. karşılaştığı manzara ise bundan çok farklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennem'deki şakaların lisede yenilere yapılanlardan en önemli farkı, biraz daha fazla vahşet içermeleriydi. sadece birazcık. örneğin pavarotti'nin karşılaştığı ilk şaka, cehennem'in kapısından içeri girerken kafasına düşen baltaydı. tabii devamındaki şakalar biraz daha acı vericiydi. ama üçüncü şakadan sonra pavarotti de cehennem'deki eğlence standartlarına uyum sağlamak için biraz çaba göstermeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer pavarotti'nin egosu biraz daha küçük olsaydı, yani ta.ak oğlanı olmayı daha kolay kabullenebilseydi herkes onu birkaç bin yıl içinde rahat bırakacak, o da sonsuza kadar sürecek cezasını daha iyi koşulara çekebilecekti. ama kimliğine o kadar bağlı, hatta bağımlıydı ki, kendisini (ve hassas bölgelerini) sıkıştırıp italyan milli marşını tersten söylettikleri zaman bile detone olmamaya çalışıyordu. yaşarken onu efsane yapan sesinin mutlaka cehennem ahalisinden birileri için bir anlam ifade edeceğini ve kendisini kurtaracağını sanıyordu. elinde sesinden başka hiçbir şeyi yoktu. cehennem'de itibar kazanmasının ya da en azından tutunabilmesinin tek yolunun sesinden geçtiğine inanıyordu. pavarotti yanılıyordu. aslında kimliğini, ardından da umutlarını kapının dışında bırakabilseydi her şey daha kolay olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de bir gün beklenen haber geldi. pavarotti cehennem'de de sanatını konuşturabilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis &lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/08/cin-is-three-letter-word.html"&gt;amy winehouse'la birlikte başlattığı ödeme sistemini&lt;/a&gt; sürekli bir uygulamaya dönüştürdüğünden beri, herkes kendisine bir iş bulmaya ve cehennem'de geçireceği süreyi kısaltmaya çalışıyordu. inşaat alanındaki meslekler hemen tükenmişti. pek çok kişi ellerindeki imkanlarla cehennem'i bir şantiye alanına çevirmiş, içinde kimsenin yaşayamayacağı binalar dikmeye başlamıştı. yine de bu iş zaman kazandırıyordu çünkü zebaniler bu alanları yeni işkence sistemleriyle donatıp kullanabiliyordu. mimarlar, mühendiseler, müteahhitler, ameleler, herhangi bir konunun ustaları, işkence aletlerini dizayn edip hayata geçirecek teknisyen ve tasarımcılar çoktan yeni işlerine başlamıştı. hiçbir vasfı olmayan insanlar bile cehennem'deki balgam havuzundan aldıkları sıvıları kazdıkları toprakla karıştırıp sıva yapabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhasebecilik ise cehennem'e her gün eklenen milyonlarca ruh düşünüldüğünde daha uzun yıllar geçer akçe olmayı sürdürecekti. ama mesela aşçılık, cehennem'de hiçbir işe yaramayacak mesleklerden biriydi. koskoca cehennemde değil bir ot çeşidi, ateşlik odun dışında yemeye değer (ya da kusmadan yenilebilecek) hiçbir şey yoktu. insan eti de pişiremezlerdi çünkü ölü bir insanı yeniden öldürmek bile ceza sürelerini artıracak suçlar arasında sayılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herhangi bir alanda sanatçı olmak, en iyi işlerden biri olmasa da az çok zaman kazandırıyordu. zebaniler yoğun geçen günlerinin ardından bir filmle veya sevdikleri bir müzikle dinleniyordu. örneğin cehennem'de en çok tutulan filmlerden biri hostel olmuştu. yeniden çevriminde sahneler daha gerçekçi ve oyunculuklar çok daha iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pavarotti de kalbine seslenebileceği bir zebani bulmuştu. ne var ki aynı aryayı 187 kez üst üste söylemek zorunda kalınca bayıldı ve işten kovulup eski kasetler arasına atıldı. burada unutulup rahat bırakılacağını düşünmüştü. ancak vintage kolleksiyonlar tasarlayan bir modacı tarafından eski kasetlerin parçalanıp cüzdan, anahtarlık ve aksesuar yapıldığını hesaba katmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse ki cehennem'de de modanın çabucak değişmesi, yeni ürünlere yer açılması gerekiyordu. kısa sürede vintage eşyalar çöpe atıldı. pavarotti de tüm parçalarını bir araya getirmeyi başararak eski haline döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son parçasını da yerine taktığında uzun bir oh çekti. bu "ooooooooooooooh" biri tarafından duyuldu. pavarotti'nin şansı dönmek üzereydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- güzel bir sesin var. çok güçlü.&lt;br /&gt;- elbette, ben pavarotti'yim!&lt;br /&gt;- pavarotti... ilginç bir isim. hatta çok güzel. afişlerde ismini şimdiden görür gibiyim. seni ünlü yapabilirim.&lt;br /&gt;- ben zaten ünlüyüm! ben bir efsaneyim!&lt;br /&gt;- kes! seni tanımadığıma göre hiçbir şey değilsin! ama teklifimi kabul edersen cehennem'in en çok aranan sanatçısı olabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pavarotti bu tepki karşısında biraz üzülmüş ama bozuntuya vermemişti. dünyadaki kadar ünlü ve saygıdeğer biri olmak için yapmayacağı şey yoktu. pazarlık sırasında biraz naz yapmayı denediyse de patron omuzlarını silkip uzaklaşırken, ayaklarına kapanacak kadar alçalmak da yapabileceklerine dahildi. hatta pavarotti'nin blöfünü görüp işi ağırdan satmaya başlayan patron "sahneye çıkmadan önce yapmamız gereken son bir iş var" diyerek yatağını gösterdiğinde buna da boyun eğdi. sahnedeki her saat karşılığında cehennem süresinin yarım saat kısalması karşılığında anlaştılar ve pavarotti gazinocular kralı fahrettin aslan'ın yanında yeni işine başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sahneye çıkmadan önceki gece pavarotti uyuyamıyordu. bunda kızgın çivilerden yapılmış bir yatakta yatmasının da payı yok değildi ama pavarotti'yi uykudan alıkoyan asıl neden heyecandı. kim bilir hayranları ne kadar etkilenecekti. sesini bütün cehennem duyacaktı. onu sahnede görmek için bir süre sonra cennet'ten bile gelmeye başlayacaklardı. hazırladığı repertuar herkesi çılgına çevirecekti. o kadar popüler olacaktı ki, huriye huri demeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii pavarotti bir kez daha yanıldığını anladı. gazinoda kendisini izlemeye gelen on bir buçuk kişi vardı (birinin yarısı hostel'de rol alıyordu). bazıları her nasılsa kaynar suyla sarhoş olmayı başarmış tiplerdi. bazıları efkar dağıtmaya, bazıları neşelenmeye gelmişlerdi. bazıları ilk parça bitmeden gazinoyu terk etti. bazıları sandalyeleri birleştirip uyumaya başladı. bazıları kalkıp pavarotti'nin eline peçete tutuşturdu. pavarotti terini silmek için peçeteyi alnına götürürken "acıların kadınıyım" yazısını gördü. bir şey anlamadı. bir diğer peçetede "biz heybeli'de her gece" yazıyordu. bir diğerinde ise telefon numarası vardı.&amp;nbsp;pavarotti peçeteleri bırakıp hazırladığı repertuardan devam etti. gecenin sonunda gazinoda yalnız fahrettin aslan kalmıştı. yüzündeki ifade memnuniyetten çok uzaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bak pavarotticiğim, çok yeteneklisin ama formatı değiştirmemiz lazım.&lt;br /&gt;- değiştiririz. birkaç balerin getiririz, sadece kuğu gölü'nü sahneleriz. filmi de yapıldı ya, onu herkes bilir.&lt;br /&gt;- yoo yoo, öyle değil. daha radikal bir değişiklik gerekiyor.&lt;br /&gt;- şey... rock da çalabiliriz. skunk anansie ve sepultura ile düet yapmıştım, referanslarım sağlam.&lt;br /&gt;- ı-ıh... daha farklı bir şey.&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- mesela kıyafetini değiştirerek başlayalım. bu smokin biraz kasvetli, anlıyor musun? eğlenmeye gelen insanların karşısına bu kadar ciddi çıkamazsın.&lt;br /&gt;- tabii. neden olmasın? sadece pantolon ve gömlek de olabilir.&lt;br /&gt;- yoo yoo. daha radikal bir şey...&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- zeki müren gibi mesela. ben onun apartman topuklu parlak çizmelerini çok seviyorum. herkes seviyor. bir de mini elbisesini. o da çok pırıltılı, ışık saçıyor.&lt;br /&gt;- ?!&lt;br /&gt;- hem düşünsene, böyle ışıl ışılken sana "sabah yıldızı" deriz, iblis bile merak edip adaşını izlemeye gelebilir!&lt;br /&gt;- ben... düşünmem lazım.&lt;br /&gt;- yani düşün istersen ama zeki müren de sırada bekliyor. seni alacağım diye reddettim ama... nasıl desem, bir telefonuma bakar. sen bilirsin yani. açıkta kalma diye şeyettim ben.&lt;br /&gt;- p-p-peki, tamam.&lt;br /&gt;- bir de repertuarını değiştirmemiz gerekiyor tabii. yani opera falan güzel ama çok sanatsal, herkese uymuyor. daha popüler bir şey mesela...&lt;br /&gt;- r'nb falan mı?&lt;br /&gt;- yoo yoo, daha radikal bir şey mesela... ben sana yeni listeni hazırlayıp göndereceğim, yarına kadar ezberlersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pavarotti müziğe devam etmek ve dünyadaki itibarını yeniden kazanmak için her şeyi yapmaya kararlıydı. mini elbise ve topuklu çizme giymek, pavyon şarkıları söylemek ve göbek atmak da buna dahildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şey fahrettin aslan'ın dediği gibi oldu. yeni tarzıyla pavarotti aylarca sahne aldı. ta ki yerine daha zayıf, daha göz alıcı ve kendisinden çok daha enerjik freddy mercury işe alınıp assolist oluncaya kadar. pavarotti bu konuda fahrettin aslan'la konuştu, kavga etti, dayak yedi. sırayla ikinci assolistlik, piyanist şantörlük ve dansözlük işleri de elinden alındı. artık gazinoda kalabilmek için konsomatrislik yapması gerekecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pavarotti hala günün birinde eskisi gibi bir yıldız olacağına, bunun tek yolunun da gazinodan geçtiğine inanıyordu. bu yüzden ayrılmadı. ama bu da işe yaramayacaktı. pek çok kişi sakallı, bıyıklı, göbekli bir konsomatrisle ilgilenmiyordu. ilgilenenler ise kat kat yağın arasında nereye gireceklerini bulamadıkları için paralarını geri istemişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonunda pavarotti gazinonun tuvaletinin kapısında kolonya dağıtmaya başladı. herkesten küçük için 1 dakika, büyük için 3 dakika alıyordu. kazandığı zaman yaptığı işe değmiyor, üstüne üstlük kendisini beslemeye devam eden fahrettin aslan'a olan borcunu büyütüyordu. yeni bir iş bulmalı, mümkünse bu lanet gazinodan kurtulmalıydı. ama fahrettin aslan borcunu ödetmeden onu bırakmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tuvalette işini bitirdikten sonra ödemesini yapmayan bir müşteriye çıkışması sonucunda hayatının dayağını yedi. müşteriyi pavarotti'nin göbeğinde zıp zıp zıplarken gören fahrettin aslan, büyük sanatçıyı daha verimli kullanabileceği bir yol bulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamamen tıraş edilen ve üzerine kırmızı bir çarşaf geçirilen pavarotti, bundan sonra özel müşteriler için su yatağı olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pavarotti, su yatağı olarak geçirdiği sürenin sonucunda onlarca yeni pozisyon öğrenmiş, kama sutranın bilir kişisi olmuştu. ne var ki, zor çalışma şartları nedeniyle sekse ilgisini tamamen kaybetmişti. zaten kimse 300 kiloluk birinden sevişmenin sırlarını öğrenmek istemiyordu. ona en çok koyan, müşterilerin "ooh, yattığın yerden kazanıyorsun, kıyak iş" demeleri ve çekleri poposuna sıkıştırmalarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milyonlarca yıl gibi geçen bu süre sonucunda fahrettin aslan'a olan borcunu kapatması ve gazinodan ayrılma hakkı kazanması onu avutan tek şeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gazino macerası bittikten sonra yaptığı hesaplamaya göre hala 1.769.378.106 yüz yıl cehennemde kalması gerekiyordu. bu süreyi hiçbir şey yapmadan geçiremezdi, boş geçirdiği her an borç hanesine bir saat olarak yazılıyordu. "ne iş olsa yaparım" diyerek her yere başvuran pavarotti, inşaatlarda balyoz, guitar hero partilerinde yardımcı oyuncu ve monster truck tekerleği olarak farklı işlerde görev aldı. kısa bir süre, dünyadakileri işletmek için kurulan telefon santralinde de çalıştı. çok karakteristik ve güçlü bir sese sahip olduğu için aradıklarının hepsi işletildiğini şıp diye anlayıp henüz "ohhh ta.aklarım serinledi" cümlesine gelmeden telefonu kapatıyordu. tüm işlerinden çeşitli nedenlerle kovulduktan sonra cehennemde yapabileceği en iyi işi buldu ve itfaiyede yangın sireni olarak çalışmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennem'de sürekli bir yangın sirenine duyulan ihtiyaç sayesinde şimdiden 1.125 yıllık cehennem borcunu silmeyi başaran pavarotti, boş zamanlarında yeni yetmelere müzik dersi veriyor. çocuklarla yaşadığı en büyük sorun ise, iki nota öğrenen herkesin "highway to hell" çalmak istemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-8986912205601541602?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/8986912205601541602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=8986912205601541602&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8986912205601541602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8986912205601541602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/12/cehennemden-sesler.html' title='cehennem&apos;den sesler'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-6500544205164809438</id><published>2011-10-24T16:18:00.001-07:00</published><updated>2011-10-24T16:18:43.728-07:00</updated><title type='text'>23 Ekim</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt; &lt;o:OfficeDocumentSettings&gt;  &lt;o:AllowPNG/&gt; &lt;/o:OfficeDocumentSettings&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt; &lt;w:WordDocument&gt;  &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;  &lt;w:TrackMoves&gt;false&lt;/w:TrackMoves&gt;  &lt;w:TrackFormatting/&gt;  &lt;w:PunctuationKerning/&gt;  &lt;w:DrawingGridHorizontalSpacing&gt;18 pt&lt;/w:DrawingGridHorizontalSpacing&gt;  &lt;w:DrawingGridVerticalSpacing&gt;18 pt&lt;/w:DrawingGridVerticalSpacing&gt;  &lt;w:DisplayHorizontalDrawingGridEvery&gt;0&lt;/w:DisplayHorizontalDrawingGridEvery&gt;  &lt;w:DisplayVerticalDrawingGridEvery&gt;0&lt;/w:DisplayVerticalDrawingGridEvery&gt;  &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;  &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;  &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;  &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;  &lt;w:Compatibility&gt;   &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;   &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;w:DontAutofitConstrainedTables/&gt;   &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;  &lt;/w:Compatibility&gt; &lt;/w:WordDocument&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt; &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="276"&gt; &lt;/w:LatentStyles&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt;&lt;style&gt; /* Style Definitions */table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt; mso-para-margin-top:0in; mso-para-margin-right:0in; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0in; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ascii-font-family:Cambria; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Cambria; mso-hansi-theme-font:minor-latin;}&lt;/style&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Görünmeyen hoparlörlerden anons duyuldu. Ne yapacağını bilmeyenyüzlerce kişi yönlendirmeler için kulaklarını dört açıp dinlemeye başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Öte dünyaya hoş geldiniz. Günah - sevap ölçümleri için lütfen bankodannumaranızı alınız. Son günlerde yaşadığımız yoğunluk nedeniyle işlemlerinizbiraz zaman alabilir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bekleyen herkes toza bulanmıştı. Bazıları mezarlarından kalkıp gelmiş,bazıları başlarına yıkılan beton duvarların altından çıkamamıştı. Askerüniformalı olanlar da vardı, don gömlek kalanlar da. Yetişkinler, çocuklar,bembeyaz yüzlüler, daha esmer tenliler... Herkes burada sırasını bekliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Esmerlerden biri yanındakini dürttü, etrafı izleyen üniformalı birgenci gösterdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Hatırladın mı?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Hatırlamam mı?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Duracan mı burada böyle?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Ne diyem ki gidip? Özür mü dileyem? Helallik mi isteyem? Çok geçartık, yaşarken düşünecektik.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Söylemek istediğin çok şey var, bilirim. Git de konuş.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Esmer adam tedirgin. Kalktı. İki adım attı. Durdu. Arkasına baktı. İkiadım daha. Ayakları zorlanıyor. İçinde bir acı. İlerlemesini engelleyen hangisibilmiyor. Kalbindeki ağırlık mı? Aklındaki haklılık mı? Zorlanarak birkaç adımdaha. Son birkaç adım. Oturdu üniformalı adamın yanına.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Hatırladın mı beni?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Hatırlamaz mıyım?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Ben sana bir şey demeye geldim ama... Çok geç artık. Keşke ölmeyeydindesem... Keşke beni de öldürmeyeydin desem...”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Olan oldu artık. Ancak ölünce anlaşılıyor demek.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Anladın mı peki? Daha küçükken bana neler anlattıklarını bildin mi?Babamın köy meydanında soyulup dövüldüğünü bildin mi? Dayımın Kürtçe şarkısöylediği için dayak yediğini, akrabalarımın köyünün yakılıp yıkıldığını,ablamı Nevruz’da yakalayıp ırzına geçtiklerini bildin mi? Bana neler neleranlattıklarını, daha küçükken ellerime taş tutuşturduklarını anladın mı? Benimo taşları nasıl bir nefretle attığımı, şimdi senden ne kadar utandığımı anladınmı?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Buraya gelince anladım. Peki sen benim o kurşunu neden sıktığımıanladın mı? Daha çocukken elime oyuncak tüfek verildiğini, Türk olmaktan gururduymam gerektiğinin her sabah tekrarlatıldığını biliyor musun? ‘Bizimtoprağımızda’ yaşadıkları halde Türk olmadıklarını söyleyenleri düşman bildikbiz hep, anlıyor musun? Teyzemi çantasını çalmak için yaralayan adamDiyarbakır’dan göçmüştü. Öğretmen arkadaşımı dağa kaldırdı sizinkiler, kız birdaha kendine gelemedi. Kokundan bile nefret ettirildim, ülkenin bölünmesindende geri kalmasından da sizi sorumlu bildim, anlıyor musun? Başka yere bakacakolsam, yine şehit haberleri geldi önüme. Ben kana susamış gibi adam öldürmekister miydim sanıyorsun?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Konuştular. Biri aşiretten bahsetti, biri medyadan. Biri “o silahı hiçalmayaydık elimize” dedi, biri “birbirimize kırdırdılar bizi”. Anlattılardertlerini, umutlarını, geride bıraktıkları hayallerini. Ama hiç özürdilemediler birbirlerinden. Öyle büyümüştü onlar. Öğrendikleri olmuşlardı.Seçim yapamamışlardı. Ancak öldükten sonra anlamış ama çok geç kalmışlardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Konuştukça ağırlıkları kalktı üstlerinden. Lekeli ruhları temizlendi.Bir de baktılar ki, ikisi de amına koduumun piçi falan değilmiş, düpedüzinsanlarmış sadece. Ödeşmeleri değil, anlamaları gerekiyormuş. Yaşadıklarızaman bir tek “ben adam öldürmem” diyebilmeleri gerekiyormuş. Ama bunlarınhepsi geçmişte kalmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Muhabbet uzadıkça uzadı. Ruhlar konuştukça hafifledi. Kimlikler uçupgitti. Bir süre sonra kendileri de ne Türk, ne Kürt, ne asker, ne terörist, nekadın, ne erkek, ne güçlü, ne suçlu, ne iyi, ne kötü olarak, şeffaf ve huzurlu,ortadan kayboldular. Zamanında sahip olmaya çalıştıkları, ancak sadece kiracısıolabildikleri toprak ise aşağıda bir yerlerde sallanmaya devam ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yeni insanlar gelmeye devam etti. Yüzlerce. Bazıları nerede olduğunuanlamadı önce. Adamın biri “Kızım nerede? Kurtarın kızımı!” diye ciğerleriniparçalıyordu. Kulakları ne anonsu duyuyordu ne de onu sakinleştirmeyeçalışanları. Komşusunu gördü sonra. Koşarak onun yanına gitti. “Elif yok!”dedi, “Göçük altında benimleydi, nerede kızım?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Öldün sen. Kızın yaşıyor.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Adam durdu. Etrafa baktı. Artık üşümediğini fark etti. Hala toz toprakiçindeydi ama etrafta yıkılmış bina görmüyordu. Herkes ona bakıyordu. Bazılarısakinleştiğine karar verip yanından ayrılırken adam ağlamaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Karanlıktan korkar o. Üşür. Ben de ısıtmazsam nasıl dayanır orada?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Yapacak bir şey yok artık.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Dönsem geri. Yerini göstersem. Vallahi geri gelirim. Kurtarılsınkızım, bir dakika durmam orada. Gidemem mi?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Olmaz. Dönüş yok buradan.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İçini çekti. En az aşağıdaki kadar çaresizdi. “Allah orada kalanlarayardım etsin” dedi ve bir daha sesi çıkmadı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Aşağıda ekiplere kayıtlı olmayan iki kişi durmadan çalışıyordu. Birikaynağı belli olmayan bir ışıkla göçüklerin içlerini aydınlatmaya ve hayattakalanları bulmaya çalışırken, diğeri uygun alanlarda kim bilir nereden bulduğuodunlarla ateş yakıyor, Van soğuğunu kısa bir süre de olsa girdiği yerdenkovuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Diğer köye gidelim.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Burada daha çok işimiz var, bir yere gidemeyiz.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Hiç dinlenmeden devam edersek şüphe çekeceğiz. En azından başka yerdedevam edelim.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İnsan yaşamıyla bir salise, kendileri içinse kısa bir sohbete yetecekkadar zamanda diğer köye ulaştılar. Sohbet süresince İblis sinirliydi, Tanrıise istifini bozmuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Manyak mı bunlar ya? Tutturmuşlar bir intikam, seni de alet ediyorlarbir de. Yok ilahi adaletmiş, bilmem neymiş.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Ya bilmiyor musun bunları? Suç işleyip yakalandıklarında da senisuçluyorlar. Ağızları torba değil ki.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Ben onda değilim abicim! O kadar akıl vermişsin, hala düşünmedenkonuşmalarına kızıyorum. Hadi doğal felaketleri sen gönderdin diyelim...”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Ehehe... Ne kıskanırdın ama!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Dalga geçme şimdi, ciddi bir şey söylüyorum. Sen göndersen saplasamanı ayırmaz mıydın? Ne bileyim, hani zamanında ‘7.4 yetmedi mi’ diye pankartaçan yobaz karı vardı ya, dindarların da günahkarlar yüzünden arada kaynadığınısanıyordu. Senin öyle bir ayrım yapabilecek güçte olduğunu düşünmüyorlarsagünaha girmiş olmuyorlar mı?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Oluyorlar tabii de günaha girmelerine kızıyor olamazsın herhalde?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Yok canım, o benim işime geliyor sonuçta. Benim kızdığım, o kadaruğraşıp din yapmışlar, o kadar inançlı olmak için bin bir takla atmışlar, hergün beş kere senin sonsuz gücünü öven ezanları dinliyorlar, hiç mi akıllarına gelmiyorgünahkarla günahsıza farklı muamele edeceğin?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Onun da öldükten sonra olacağını yazmışlar ama. Sonucu öyle hemengörecek olsalar çıkarlarına uymaz. Çoğu öldükten sonra kazın ayağının öyleolmadığını anlıyor neyse ki.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Yine de böyle tipleri biraz benim tarafta misafir etmek istiyorum ben.Sinir ediyorlar beni.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Öldükten sonra da inat edenleri al tabii. Cennette terörist dediklerikişileri görüp vik vik etmeye başlayacaklar yine. Huzur kaçırmayacak durumagelene kadar sende kalmaları daha iyi. Neyse. Şimdi gevezelik etmeyelim, çokişimiz var.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Haydi kolay gelsin madem.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Köye girdiklerinde ekiplere yardımcı olmaya çalışan insanlarlakarşılaştılar. Yorgunluktan bayılmak üzere olan bir kadının yerini Tanrıdevraldı. İblis kadının omuzlarına bir battaniye örttü, eline bir bardak sıcakçorba tutuşturdu. Kadın titreyen elleriyle çorbasını alırken “Allah razı olsunevladım,” dedi, “Allah sizleri başımızdan eksik etmesin.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Tanrı ve İblis sadece gülümsemekle yetindiler.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-6500544205164809438?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/6500544205164809438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=6500544205164809438&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6500544205164809438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6500544205164809438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/10/23-ekim.html' title='23 Ekim'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-7621242697492177144</id><published>2011-08-28T09:42:00.000-07:00</published><updated>2011-08-28T09:48:53.510-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='amy winehouse'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mayer amschel rothschild'/><title type='text'>cin is a three letter word</title><content type='html'>cinleri tepesine çıkmak, hepimizin bildiği gibi, insanın çok sinirli olduğunu belirten bir tanımdır. ancak diğer dünyada cinlerin tepeye çıkması genellikle olumlu addedilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyada olduğu gibi, cennet ve cehemmende de cinler tüyo vermekle görevlendirilmiştir. irice bir köstebek boyutlarında ve tipik bir fanatik gazetesi yazarı tipinde olurlar. tüyo verecekleri kişinin omzuna tırmanır, bahis bayiine veya fal kafelere kadar olan kısa mesafe yolculukları kişinin kafasında oturup etrafı izleyerek yaparlar. dünya halkı böyle durumlarda kendini at gibi hissettiği için sinirlenebilir. ama daha anlayışlı olan cehennem ahalisi durumu hoş karşılamakta, hatta bazen cinlerden ek bilgi de almaktadır. yani cinleri tepesine çıkan insanın oldukça şanslı olduğu söylenebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyadaki yanlış kullanımın nedeni, oldukça çirkin ve mütemadiyen öfkeli olan kocakarıların dayatmasından ileri gelmektedir. kaknemlikleri için cinleri suçlayan kocakarılar, onlar sayesinde, normal şartlarda sahip olamayacakları primi de elde etmişlerdir. kulaklarına fısıldayan cinler sayesinde fal bakar, bunun karşılığında hem cinlere hem de yaşayanlara karşı katlanılmaz olmayı doğal hakları olarak görürler. cinler bu durumu pek umursamaz. çünkü aynı zamanda cinleri kendilerine bağladıkları konusunda da sarsılmaz (ve bir o kadar yanlış) bir inanca sahip olan kocakarılar, diğer dünyada rating rekortmeni reality show'lar olarak izlenmektedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennemde en çok izlenen reality show'un isimsiz kahramanı big pictures isimli paparazzi kuruluşunda çalışan bir muhabirdi. dünyada da kimsenin ismini bilmediği bu muhabir, cinlerin kulağına fısıldadığı tüyolar sayesinde amy winehouse'u takibe almış; kırmızı sütyen, kot pantolon, çıplak ayaklar ve acınası bir surattan müteşekkil ünlü fotoğrafı çekmeyi başarmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sansasyonel yaşamı sayesinde amy winehouse cehennemde büyük ilgi görmeye başladı. dünyada olduğu gibi, attığı her adım skandallar listesine yeni bir haber olarak ekleniyordu. kokain komasından sonra yeniden hayata döndürülmesi bir dönüm noktası oldu. artık cehennem halkı amy'nin ölümü üzerine bahis oynamak istiyordu. ne var ki, ruhları dahil, kaybedecek hiçbir şeye sahip olmadıkları için bahisler toplanamadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gelişme sonucunda iblis'in cinleri tepesine çıktı. muhasebe bölümüne doğru ilerlerken yeni bir yatırım planı şekillenmeye başlamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mayer amschel rothschild yüzyıllardır cehennemin muhasebe bürosundan dışarı çıkmamıştı. dünyada, cennette ve cehennemde neler olup bittiğinden habersiz, yeni gelen ve vadelerini tamamlayan ruhları defterlere işliyor, başka hiçbir şeye bir saniye bile ayıramıyordu. bu nedenle masasına bırakılan ipod touch'ın ne olduğunu anlamamış, dokunduğu anda ses çıkarmaya başlayan aletten korkup bayılmıştı. iblis ve cinleri on dakikadır kendisini ayıltmaya çalışıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonunda ayıldığında eline birkaç hesap defteri tutuşturarak sakinleştirdikleri rothschild, iblis'i dikkatle dinlemeye başladı. duyduğu her kelimeyle kafası biraz daha karıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- aslında çok basit. amy winehouse'un ne zaman öleceğini tahmin etmelerini isteyeceğiz. bunun üzerine bahisler toplanacak.&lt;br /&gt;- tamam da amy winehouse tam olarak nedir?&lt;br /&gt;- burnunu kokainden çıkarmakta zorlanan bir şarkıcı.&lt;br /&gt;- kokain mi?&lt;br /&gt;- bak, kafanı bunlara yorma. elimizde yakında ölecek bir kız var ve bahis oynamak isteyenler tahmin yürütmek için ruhlarını masaya sürecekler. &lt;br /&gt;- ama bunu cehennemde başlatacağınızı söylüyorsunuz efendim. burada kimsenin ruhu yok ki, hepsi sizin elinizde. &lt;br /&gt;- ah mayer… neredeyse bankacılığı başlatan adamsın, hiç tefecilik diye bir şey duymadın mı? ruhlarını borç hanesine yazacağız. kazanırlarsa ruhlarını geri alacaklar, kaybederlerse cehennemde geçirecekleri zaman uzayacak. bu kadar basit.&lt;br /&gt;- hmm… kulağa çok mantıklı geliyor. &lt;br /&gt;- dünyadakiler için de bir web sitesi hazırlayacağız ve kazanana ipod vereceğiz. &lt;br /&gt;- bir ne hazırlayacaksınız?&lt;br /&gt;- web sitesi. tüm dünyadan insanların buluştuğu bir yer. çok işe yarıyor. mesela sorduğun her şeyin cevabını alabiliyorsun. sonra porno diye müthiş bir şey var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cinlerden biri iblis'in kulağına mayer'in hiçbir şey anlamadığını hatırlattı. daha fazla bilgi almak kafasını iyice karıştırabilir ve muhasebeyi içinden çıkılmaz hale getirebilirdi. iblis düşüncelerini neredeyse aşık olduğu internetten uzaklaştırıp mayer'in anlayabileceği şekilde devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- dünyadaki bahis işini biz halledeceğiz, merak etme. sana göndereceğimiz her ismi deftere işlemen önemli, öldükleri zaman insan hayatı üzerine bahis oynadıkları için yargılanacaklar. yani anlayacağın, para birimi olarak yine ruhlarını kullanacağız. kazananlara da ödül olarak şu minik şeyi vereceğiz. &lt;br /&gt;- o… o şey… bırakın onu efendim! o çok tehlikeli bir şeytan icadı olabilir!&lt;br /&gt;- yoo yoo, ben yapmadım. bu steve jobs'un eseri. hem teknoloji hem de tasarım açısından harika bir oyuncak. gençleri görmelisin, buna resmen tapıyorlar. şuraya basınca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tepesindeki cin iblis'i yeniden uyarmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- aaa, şey… evet. peki. bahisler için yeni defter açman gerekiyor, kısaca bunu söylemeye gelmiştik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennemde eğlenceli ve umut dolu günler başlamıştı. bazıları tuhaf matematiksel hesaplara gömülmüş, bazıları kozmik işaretlere konsantre olmuş, bazılarıysa tüyo almak için cinlerin peşine düşmüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyada durum o kadar iç açıcı görünmüyordu. herkes amy winehouse'un ne zaman öleceğiyle ilgilenmekle birlikte, açılan &lt;a href="http://www.whenwillamywinehousedie.com/"&gt;web sitesine&lt;/a&gt; sadece 96.026 kişi tahminlerini bırakmıştı. bu kadarcık yeni ruh iblis'in dişinin kovuğunu bile doldurmayacaktı. "olsun," diye düşündü iblis, "akmasa da damlasın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyadaki gidişhata çok önem vermese de cehennemde yürütülecek tahminler iblis tarafından özenle takip ediliyordu. bahisler sadece gün ve saat üzerinden değil, ruhun bedeni terk edeceği saniye de tahmin edilerek oynanıyordu. iblis bunun da planını yapmıştı. kasa her zaman kazanmak zorundaydı. plana göre, 23 temmuz 2011'de, saat tam olarak 15.55.15'i gösterdiğinde amy'nin ruhu uçuşa geçmek durumundaydı. ve bu an, cehennemdeki kimse tarafından bilinmemeliydi. tabii kim hile konusunda iblis'in eline su dökebilirdi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapılan kapsamlı çalışmalar sonucunda bahisler kapanana kadar cehennemde iblis dışında bir kişi bile belirlenen an üzerine bahis oynamamıştı. iblis ise son anına kadar amy'nin yanında oldu. hatta ölümün birkaç dakika erken gerçekleşeceğini fark ettiğinde kalp masajı bile yaptı. ne var ki, amy 23.07.2011 günü, saat 15.53.35'te son nefesini verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o anda iblis'in cinleri tepesinde değildi. hepsi saklanmak için şeytanın bile aklına gelmeyecek bir yer aramakla meşguldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amy'nin mezarına tükürdükten sonra cehenneme geri dönen iblis'in ilk işi bahis kayıtlarını kontrol etmek oldu. ölüm anını tutturan sadece bir kişi vardı ve bu kimsenin gözüne çarpmamıştı. işin garibi, bahis "cehennemin kraliçesi" ismini kullanan biri tarafından oynanmıştı ve aptal zebaniler bunu bile farketmemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç gün boyunca cehennemde büyük bir kıyım yaşandı. sorumlu zebaniler cezalandırıldı, bahsi oynayanın gerçek ismini öğrenmek için herkes akıl almaz işkencelerden geçirildi. sonunda iblis, kimsenin kendini "cehennemin kraliçesi" diye adlandıracak kadar cesur olmadığına ikna oldu. bu cesareti gösterebilecek kişi ancak bir yaşayan olabilirdi. yaşayanların ise saniyeler üzerinden bahis oynama hakkı bulunmuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çözülemeyen her şey gibi bu da "allah'ın hikmeti" isimli dosyaya kaydedildi ve rafa kaldırıldı. ta ki, birkaç gün sonra amy winehouse görkemli kanatları ve ateşten tacıyla cehenneme ayak basana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sarayını iki saat içinde boşaltmanı istiyorum.&lt;br /&gt;- asıl ben senden bir açıklama istiyorum.&lt;br /&gt;- çok basit. azrail'le bir anlaşma yaptım. benim yerime bahis oynadı, belirlediğimiz anda ruhumu aldı ve şu anda cehennemdeki bütün ruhların sahibi benim. senden ve aptal oyunlarından sıkılmış olmalı. şimdi, anahtarlar lütfen.&lt;br /&gt;- harika bir plan, tebrik ederim. burayı boşaltmadan önce kısa bir telefon görüşmesi yapmama izin verir misin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis'in tanrı'yı aramasının nedeni azrail'ı şikayet etmek değildi. tanrı her şey gibi, meleğinin bahis oynadığını da zaten biliyordu. ama iblis, tanrı'nın ondan ne istediğini öğrenmeliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- amy burada. planın ne?&lt;br /&gt;- muhtemelen ne olduğunu tahmin etmişsindir. azrail dünyayla çok fazla iletişim içinde olduğundan bazı arızalar göstermeye başladı. orta doğu'da gereğinden fazla insan ölünce, hatta senin şu bahis oyununa ne kadar hevesli olduğunu görünce, biraz senin yanında takılmasının iyi olacağına karar verdim. &lt;br /&gt;- azrail buraya mı gelecek?!&lt;br /&gt;- sadece birkaç bin yıllığına. onu en iyi şekilde ağırlayacağından eminim. &lt;br /&gt;- amy ne olacak?&lt;br /&gt;- bilmem? istersen gramofon olarak kullan, gerçekten harika şarkı söylüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;telefon kapanırken, amy'nin beklediği noktada küçük bir patlama oldu. son zamanlarda vücudu o kadar küçük kalmıştı ki, cehennem tarzı bir ışınlanma için kibrit alevi bile yeterli olacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;patlamayla birlikte amy winehouse kendini işkencelerden işkence beğenen eski azrail'in yanında buldu. kabarık saçlarındaki alevler kafa derisine ulaşırken, elinde neden bir ipod olduğunu merak ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-7621242697492177144?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/7621242697492177144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=7621242697492177144&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7621242697492177144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7621242697492177144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/08/cin-is-three-letter-word.html' title='cin is a three letter word'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-7206199070929717653</id><published>2011-06-28T14:38:00.000-07:00</published><updated>2011-08-28T10:20:26.205-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fetullah gülen'/><title type='text'>imamın ordusu</title><content type='html'>"bizi seçerseniz, cennet'in ırmakları ab-ı hayat yerine şarap akacak!"&lt;br /&gt;alkışlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"asıl bizi seçerseniz, cennet bahçesi'nde tapulu eviniz olacak!"&lt;br /&gt;alkışlar... alkışlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlayacağınız, işi gücü olmadığı için televizyona saran cennet halkı da siyasetten nasibini almıştı. özellikle suriye'den gelenlerin demokrasi propagandaları yerini bulmuş, cennet kendi içinde 5 tane parti çıkarmıştı. tanrı ve melekler ise ellerinde çekirdekler ve bisküvilerle olan biteni izliyor, birbirlerine ikram ediyor, gülüşüp şakalaşıyorlardı. hiçbirinin müdahale etmeye niyeti yoktu. tanrı neler olacağını zaten biliyor, melekler ise emir gelmedikçe herhangi bir şey yapmayı akıllarına bile getirmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en güçlü iki partiden birinin başında bektaşi, diğerinin başında mimar sinan bulunuyordu. ikisi de kendi zevklerine ve becerilerine göre çılgınca projeler uydurmakta sınır tanımıyorlar, cennet ahalisini yalanlarına inandırabilmek için şekilden şekle giriyorlardı. ne de olsa demokraside gerçekleştirilemeyecek şeyleri uydurmak da serbestti. kim daha iyi uydurur, halkı daha iyi ikna ederse, sözünü tutmamak onun hakkı sayılıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melekler herhangi bir hamlede bulunmasalar da meraktan çatlayacak duruma gelmişlerdi. bir şekilde işleri çıkar da sonunu izleyemezler diye endişeleniyorlardı. en meraklılardan biri dayanamadı, gözünü bahçede cereyan eden mitingden ayırmadan, iki çekirdek arasında tanrı'yı dürttü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"şimdi bunlardan biri seçilirse komutan mı olacak?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanrı istifini bozmadı, omuz silkmekle yetindi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yoo..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk melekten cesaret alan iki numara ortaya daha radikal bir fikir attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nasıl olacak yani? senin yerine mi geçecek?"&lt;br /&gt;"yok canım, olur mu öyle şey?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üçüncü bir meleğin aklına yaratılan ilk insan geldi. tanrı onu meleklerden üstün tutmuş, o maymundan bozma çamur parçasına secde etmeyenleri cennet'ten kovmuştu. yerlerinin yine tehlikede olduğunu, tanrı'nın seçimden galip çıkanlara melek kanatları vereceğini düşündü. o aşağılık yaratıklarla aynı statüde olmayı kabul edemeyeceğini içinden geçirirken, bir anlık şüpheye düştü ve kendini cehennem'de buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer melekler gözlerini miting alanından ayırmadıkları için bunu fark etmediler. en militaristlerinden biri hevesle sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"e, ne olacak peki? cehennem'e savaş falan mı açacaklar?"&lt;br /&gt;"tabii ki öyle bir şey olmayacak."&lt;br /&gt;"biri cehennem'i de cennet'e katacaklarını ve artık kardeşçe yaşayacağımızı söylüyordu ama?"&lt;br /&gt;"yapamaz ki. inanmadın herhalde buna?"&lt;br /&gt;"inanmaktan değil de... ya tanrım, uzatmadan söylesene, şu seçimler sonucunda ne olacak?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanrı çenesindeki sakalları keyifle çekiştirdi. gülümseyerek, "bir şey olacağı yok," dedi, "kendi aralarında eğleniyorlar işte..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennem'e düşen melek iyice feleğini şaşırmıştı. burada işler hiç de uzaktan izlediği gibi değildi. dumandan göz gözü görmezken, işkencenin boyutları sadece yükselen çığlıklardan anlaşılıyordu. duman da bir tuhaftı. kokusu ne kükürde benziyordu ne de mangala. melek ciğerlerini çıkarırcasına öksürürken bir zebani dumanların arasından fırladı, önünü görmediği için meleğe çarptı. ikisi de düşüp bir süre yuvarlandılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durdukları zaman melek neler olduğunu öğrenmek için, aldığı cennet terbiyesiyle "afedersiniz" diye cümleye başladı. zebani hemen "affetmek allah'a mahsus" diyerek meleğin lafını böldü, elindeki copla allah ne verdiyse vurmaya başladı. meleğin sırtı, bacakları, kafası aldığı darbelerle yamulurken, zebani bir anda normal bir insanla uğraşmadığını fark etti. vurmayı kesti, tek kaşını kaldırıp meleği süzmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ne yapıyorsun sen burada?"&lt;br /&gt;"ben de onu soracaktım ama bırakmadın ki be mübarek!"&lt;br /&gt;"kusura bakma, biz de görevimizi yapıyoruz."&lt;br /&gt;"öyle olsun baka..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meleğin cümlesi bu kez de dumanların arasından uçarak gelen bir taşla kesildi. cop darbelerine karşı bir şekilde ayakta kalmayı başaran melek, alnının ortasına isabet eden taşla yere yığılıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini açtığında devasa bir odadaydı. birkaç zebani ve iblis'in bizzat kendisi başına eğilmiş, merakla meleğin kendine geleceği anı bekliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hah! uyandı sonunda!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis gülümseyerek meleğin suratına nah yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bu kaç?"&lt;br /&gt;"sen onu al da... çerçeveletip duvarına as! terbiyesiz!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zebanilerin zevzek gülüşleri arasında melek ayağa kalktı. yaraları sarılmış, suyu ve ağrı kesicileri yanına bırakılmıştı. iyice kendine gelince iblis’le masaya geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ne oldu, anlat bakalım. nasıl düştün buraya?"&lt;br /&gt;"cennet'te işler çok karışık. sanırım tanrı insanlara da bizim kanatlardan vermeyi düşünüyor. bundan şüphelenirken kendimi cehennem'de buldum."&lt;br /&gt;"enteresan... tanrı neden insanlara kanat versin ki?"&lt;br /&gt;"cennet'te bir seçim yapılıyor. kazananlar melek olup buraya saldıracaklar sanırım. pankartlardan birinde 'cennet cehennem kardeştir, ayıranlar kalleştir' yazdığını gördüm. parti başkanı da onayladı, 'cehennem'i de buraya getireceğiz, kardeş kardeş yaşayacağız' dedi. bunun için de meleklerin ne yaptığını biliyorsun, barışı sağlamak için orduyla giriyoruz biz. başınız belada yani."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis kaşlarını çattı. meleğin anlattıkları mantıksız değildi. tek anlayamadığı, cennet'te neden bir seçime veya yeni bir orduya gerek duyulduğuydu. hiçbir hazırlık yapmadan girseler cehennem'i terlemeden alırlardı ama tanrı ve iblis arasındaki anlaşma nedeniyle durup dururken saldırmıyorlardı. bu işte bir gariplik vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bunu biraz düşüneyim ben. sen takıl burada. bir şeye ihtiyacın olursa kapıdaki zebaniye haber ver, dışarı çıkma."&lt;br /&gt;"tutsak mıyım yani?"&lt;br /&gt;"ne olduğunu şimdilik bilmiyorum, tanrı'nın sınavlarından biri bile olabilirsin. ama burada kalman güvenliğin açısından daha iyi. ya da istersen çık ama dışarıda çiğ çiğ yerler seni, söylemedi deme."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek kulenin penceresinden dışarı bakınca iblis'in ne demek istediğini anladı. ne zebanilerin ne de insanların çocuklara bile merhamet göstermedikleri bu yerde meleği de bayrak direğine oturtmaktan çekinmeyecekleri belliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"olm n’aptınız cennet'e? ben size uğraşmayın şunlarla demiyor muyum ya?"&lt;br /&gt;"abi, belamı ver ki bir şey yapmadık! bak deccal'ın başı üstüne yemin ediyorum ya!"&lt;br /&gt;"ulan ne diye saldırıyor bu pırpırlar bize o zaman?!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis kara kara düşünüyor, yine de mantıklı bir neden bulamıyordu. anlaşmanın süresinin dolmasına daha çok vardı. zebaniler de aradan geçen yüzyıllar içinde iyice olgunlaşmış, meleklerle uğraşmaktan vazgeçip kendi işlerine bakar olmuşlardı. öyle eskisi gibi cennet'in zilini çalıp kaçma, melekleri köşeye kıstırıp ilahileri tersten okutma gibi haytalıklar geride kalmıştı. ki o zaman bile tanrı sadece "çocuklarına hakim ol, cehennem'i başına yıktırtma" diye mesaj gönderirdi. iblis de artistlik yapar, karizmasını çizdirmeden şeytan tüyüyle olayı tatlıya bağlardı ama işin doğrusu, savaş çıkmasından her zaman korkmuştu. çünkü tarihin başlangıcından beri bilinen iki gerçek vardı: birincisi, babaya el kaldırılmaz. ikincisi ise, meleklerin babası iblislerin babasını döver.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"elçi mi göndersek, ne yapsak?"&lt;br /&gt;"tavsiye etmem. bize elçi gönderdiklerinde kafasını kesip geri yolluyorduk."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi kendine düşünürken araya giren yabancı ses iblis'in irkilmesine neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sen kimsin lan?"&lt;br /&gt;"osmanlı sultanı, bağdat fatihi, deli mustafa oğlu murat'ım ben."&lt;br /&gt;"manyak mısın sen kardeşim?"&lt;br /&gt;"ayağını denk al iblis efendi! karşında koskoca padişah var!"&lt;br /&gt;"asıl sen ayağını denk al dümbük! senden büyük iblis var! tabii ben bile elçinin kafasını kesip gönderecek kadar ileri gitmedim hiç. niye yaptın ki böyle bir şey?"&lt;br /&gt;"koltuk benim değil mi? ister asarım, ister keserim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis kaşısındaki adamı hiç sevmemişti ama bu özgüvenin eğlenceli bir tarafı da yok değildi. kanuni'nin soyundan geldiklerini hemen belli ediyordu bu tipler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eee, ne öneriyorsun peki murat paşa? onlar harekete geçmeden saldıramayız, dediğine göre elçi de gönderemeyiz. ne yapacağız şimdi?"&lt;br /&gt;"cennet'e tebdil-i kıyafet gireceğiz elbette. ne yaptıklarını tam olarak öğrenelim, sonra saldırıp iki ayda alırız kısmetse."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"adam cidden kafayı üşütmüş burada," diye düşündü iblis. verdiği fikir için teşekkür ettikten sonra zebanilerden birini çağırıp murat'ın kafasını aklı başına gelene kadar kaynar suyla ısıtmasını söyledi. sonra da cennet'te rahatlıkla dolaşmasını sağlayacak kılığı hazırlamak üzere ayna karşısına oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"büyük imam gelecek. anlattıkça ağlatacak, ağlattıkça anlatacak. allah izin verirse dünyada gaflete düşmüş kardeşlerimizi onun önderliğinde doğru yola sokacağız inşallah. dünyanın cümle köşesinden iman sahiplerinin dualarıyla yükselecek, o nurlu yüzüyle cehennem'i de yola getirecek. bana oy verin, büyük imam gelene kadar cennet'in en güzel köşesinde ona layık bir köşk hazırlayalım! bana oy verin, büyük imam önderliğinde allah korkusunu tüm kalplere yayalım! bana oy verin, yalnız kendimizi düşünmek yerine allah adına tüm insanlığı hidayete taşıyalım! ey yüce allah'ım şefahatini esirgeme bizden! imamı bir kez daha liderimiz olarak görmeyi nasip et ya rab!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşadığı zaman büyük imamdan hitabet ve anlamlı ağlama teknikleri eğitimi alan parti başkanı bağırdıkça kendinden geçiyor, kendisini huşu içinde izleyen kalabalığı ağlamaktan helak ediyordu. tam tecvite uygun tonlamayla yeni bir paragrafa geçeceği sırada kürsüye yaklaşan ak saçlı, nur yüzlü adamı gördü. ne söyleyeceğini unutup gözlerinde yaşlarla ayaklarına kapandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hocam!"&lt;br /&gt;"kalk kalk, konuşacaklarımız var."&lt;br /&gt;"sizi görme şerefini biz aciz kullarına bahşettiği için allah'a binlerce şükür! ama sizi henüz beklemiyorduk, vefatınızdan haberimiz bile olmadı. ah dilim tutulsaydı da şu seçime katılmasaydım! ah son anlarınızda dualarımla yanınızda olsaydım!"&lt;br /&gt;"tamam, uzatma. burada neler oluyor, onu anlat."&lt;br /&gt;"demokrasi diye bir şey çıkardılar hocam. bu aralar orta doğu'da çok modaymış, herkes demokrasi istiyormuş. o kıt akıllarıyla eylem yapmaya kalktılar, seçim isteriz diye tutturdular. baktık işler çığrından çıkıyor, yüce rabbimiz de sonsuz inayetiyle bunlara göz yumuyor, onun adına muhalefet etmeye karar verdik. şimdi diyoruz ki öyle demokrasiyle memokrasiyle olmaz, allah'ın dediği olur. yakında siz özgür irade de istersiniz, iyice dinden çıkarsınız diyoruz. herkesi sizin öğretileriniz altında toplamaya ve doğru yola sokmaya karar verdik inşallah."&lt;br /&gt;"cehennem’e saldıracakmışsınız?"&lt;br /&gt;"o kısmı seçim propagandası olarak bizzat ben buldum. ama hayırlısı tabii, seçimden sonra belli olacak. allah izin verirse cehennem'dekileri de imana getirmek istiyoruz inşallah."&lt;br /&gt;"allah izin verecek mi peki?"&lt;br /&gt;"henüz bir şey söylemek için erken. şu seçimler bitsin de... kazanırsak başvurumuzu yapacağız."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis olan bitenin farkına varmıştı. anlaşılan tanrı yine kullarıyla oynuyordu. seçimler sonucunda hiçbir şey değişmeyecek, sadece fazla havaya girip işi şirk koşmaya kadar götürenler cehennem'e gönderilecekti. içi rahatlayan iblis "haydi hayırlısı bakalım" diyerek cehennem'e dönmek üzere ayağa kalktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birden etraf ışıl ışıl aydınlandı, gözleri kör eden bir ışık miting alanını kapladı. iblis'in yanında iki melek belirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ne işin var senin burada?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem hocasını hem de melekleri bir arada gören parti başkanı yine göz yaşlarını tutamadı, hıçkırıklar arasında kesik kesik iblis yerine cevap vermeye yeltendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hocamız bize destek olmak, dünya, cennet ve dahi cehennem'deki her faniyi hak yoluna yönlendirmek için aramıza katıldı. onun sayesinde demokrasi bizi teğet geçecek hamdolsun!"&lt;br /&gt;"sen bu kafayla seçimi zor kazanırsın. biz de iblis'le imam arasındaki farkı sadece yaşayanların görmediğini sanıyorduk..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dili tutulan parti başkanı bir iblis'e, bir meleklere baktı. dudaklarından sadece "n-n-nasıl" sözcüğü döküldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çok açık değil mi işte? iblis daha güçlü, imam daha beyaz saçlı. hocana bağlılığından hemen kanmışsın. ama üzülme, yaşayanlar da bu hatayı çok yapıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi polis rolündeki melek sözünü bitirirken, diğer melek kötü haberi verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hocana çok bağlandığın gözümüzden kaçmadı tabii. bütün o gözyaşları, iltifatlar... onun yanında çok mutlu olacağına karar verdik. imam buraya giremeyeceğine göre seni cehennem'e göndereceğiz. hatta şimdiden gönderiyoruz ki ona layık bir yer hazırla. kaç yaşında oldu, gelişi yakındır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;parti başkanı daha fazla dinleyemedi, oracıkta bayıldı. iblis de neden orada olduğunu açıkladı, yanlış anlaşılma için özür diledi. cehennem'e gönderilecek parti üyelerinin tam listesini seçimlerden sonra ileteceklerini söyleyen melekler iblis'i cennet'in kapısına kadar geçirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis odasına girdiğinde cennet'ten kovulmuş melek sıkıntıdan uyuyakalmıştı. günaha girmemek için kütüphanedeki kitaplara bile bakmamış, aklına kötü düşünceler sokar diye kapıdaki zebaniyle tek kelime konuşmamıştı. kapı açılınca uyanıp hemen "ne zaman geri dönüyorum?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aaa ben seni unuttum ki. sen niye gelmiştin buraya?"&lt;br /&gt;"bilmiyorum. şüphelendiğim için herhalde."&lt;br /&gt;"o zaman geri dönmen zor. zaten tanrı kimseyi cehennem'e boşuna göndermez. bence buraya bir kere girdiysen umudu geride bırak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meleğin bütün hevesi o anda söndü. olduğu yere yığılıp çaresizce ağlamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"rica ederim ağlama. bugün ağlayan insan görmekten gına geldi zaten. ayarlarız bir şeyler."&lt;br /&gt;"ne ayarlayacaksın? cennet'ten kovuldum artık, hiçbir şeyin anlamı kalmadı!"&lt;br /&gt;"sana görev verebilirim. hem cennet'tekinden pek farklı da değil. burada da emirlere uyarsın, biri laf ederse 'ben sadece görevimi yapıyorum' dersin, ölmen gerekirse ölürsün."&lt;br /&gt;"tanrı'nın askerinden şeytan'ın polisine mi dönüşeceğim yani?"&lt;br /&gt;"neden olmasın? hem üniformalarımız da daha güzel."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek ikilemde kalmıştı ama biraz düşününce teklif aklına yattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"tamam, kabul. ne zaman başlıyorum?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis dostane bir tavırla meleğe yaklaştı, elini omzuna atıp yürümeye başladı. &lt;br /&gt;"yakında. ama önce biraz pişmen lazım. malum, burada cennet'tekinden daha yaratıcı olman gerekiyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada pencereye iyice yaklaşmışlardı. iblis meleği tuttuğu gibi aşağıdaki isyanın ortasına attı. kapıdaki zebani bile buna şaşırmıştı. iblis'in ne kadar usta bir yalancı olduğunu düşünerek sırıttı, "gerçekten çok iyi numaraydı efendim" diyerek patronunu tebrik etti. iblis kaşlarını kaldırıp "numara değildi," dedi, "gerçekten sizden biri olacak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"o zaman niye aşağı attınız ki? o vahşiler melek falan demez ciğerlerini sökerler."&lt;br /&gt;"öyle olsun zaten. akıllarına gelen her kötülüğü üzerinde uygulasınlar ki öğrensin. sizin gibi psikopatların kolay yetiştiğini mi sanıyorsun? bu da onun eğitimi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zebani uzaklara bakmadı, geçmişini hatırlamadı. sadece kayıtsızca omuz silkip yeni görevini beklemeye başladı. cehennem'e giren kim olursa olsun, bir süre sonra kalbi mutlaka taşlaşırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-7206199070929717653?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/7206199070929717653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=7206199070929717653&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7206199070929717653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7206199070929717653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/06/cennette-parti.html' title='imamın ordusu'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-2084917725649386127</id><published>2011-04-24T05:37:00.000-07:00</published><updated>2011-04-24T06:52:04.674-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marquis de sade'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edie sedgwick'/><title type='text'>therapy?</title><content type='html'>insanlar öldükten sonra, yaşayanlar onları ebedi istirahatlerine göndermek için inançlarına veya geleneklerine göre bazı işlemler yaparlar. bazı insanlar gömülür, bazıları yakılır, bazılarının ardından dualar okunur. ölüler bunların hiçbiriyle ilgilenmez, yapılan işlemlerin hiçbirini hissetmezler. ruh bedenden ayrıldıktan sonra bir bekleme odasına, yani yaşayanların tanımıyla araf’a gönderilir. burada sorgu meleklerini bekler ve sıraları geldiğinde, yaşamları hakkında konuşacakları odalara alınırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı ölüler için sorgu odaları cehennem’in giriş kapısıdır. öldükleri zaman kendilerini hiç suçlu hissetmeseler de sorgu odalarında tüm yaşamları, en ince detaylarına kadar gözlerinin önüne serilir. hayatın gözlerin önünden bir film şeridi gibi geçtiği alan burasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece burada gösterilen kurguları yapmak ve makaraları sarmak için çok işçiye ihtiyaç duyulduğundan, film makinistleri ve film editörleri öldükten sonraki hayatlarının tamamını araf’ta geçirir, cennet ya da cehenneme gönderilmezler. işini seven makinistler için araf cennet’e, sevmeyenler içinse cehennem’e dönüşür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı ölüler araf’tan büyük bir rahatlamayla çıkarken, bazıları da umudu geride bırakır ve cehennem’in devasa kapılarına doğru ürkek adımlarla yol alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korkuları uzun sürmez. araf’ta belirlenen ihtiyaçlarına göre, onları cehennem’in kapısında bir terapist karşılar. cehennem'e uyum süreci de ölüm sonrası yaşamın prosedürlerinden biridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatta olduğu gibi cehennem’de de terapistler hastalarını umutsuzluktan kurtarmaya, depresyondan çıkarmaya çalışırlar. çünkü büyük ruhsal acılar içinde kıvranan insanlara fiziksel acı çektirmek cehennem sakinlerini yeteri kadar eğlendirmez. burada psikologların görevi, ölüyü yeniden acı çekebilecek duruma getirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;edie sedgwick’in ölümü, ne yaşayanlar ne de ölüler arasında şaşkınlık yaratmıştı. oldukça hızlı yaşanan bir gençlik dönemi sonucunda 35’ini bile göremeyeceği herkes tarafından biliniyordu. buna rağmen sorgusu biraz zor geçmiş, melekler edie’nin gerçekten suçlu olup olmadığını anlamak için hem derinlere inmek hem de yüzeysel davranmak zorunda kalmıştı. edie 28 yaşında aşırı dozda alkol ve ilaç alarak ölmüştü. bunun nedeni babası, andy warhol ve bob dylan ile yaşadıkları mıydı; yoksa pek çoklarına göre şanslı bir kız olmasına rağmen, bir yetişkin olmayı becerememesi miydi; buna karar vermek zordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonunda melekler edie’yi, tayt modasını yaratan kişi olduğu için cehenneme göndermeye karar verdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak sorun burada da bitmiyordu. edie’nin vücudu anoreksia nedeniyle son derece kırılgandı. bunun üzerine edie, buhranlarından alkol, uyuşturucu ve seksle kurtulmaya çalışmış, ruhunun acısını dindiremese de bedenini neredeyse tamamen hissizleştirmeyi başarmıştı. üstelik aşırı dozda uyuşturucuyla ölmesi nedeniyle kafası hala iyiydi. vücuduna yapılacak hiçbir işkenceyi hissetmeyecekti. detoks sürecinden geçip bedenen yeniden hissetmeye başlasa bile, ruhundaki yaralar nedeniyle fiziksel acı yeterli etkiyi göstermeyecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu nedenle edie, cehennem’e girer girmez rahat bir koltuğa oturtularak terapistinin karşısına çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terapist edie’ye güler yüzle “hoş geldin” dedi. edie ona bomboş gözlerle baktı, sonra bakışlarını kucağına çevirdi. terapist, iletişimi başlatması gereken kişinin kendisi olduğuna karar vererek planı anlatmaya koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sadece 28 yaşındasın. bu kadar acı çekmiş olman düşündürücü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında terapist bunda pek de düşündürücü bir şey göremiyordu. kariyerine bakılırsa, bu kızın tek yapması gereken güzel görünmek ve sağ adımını sol adımının önüne atmaktı. modellerin yaşadığı stres ona her zaman anlamsız gelmişti. yine de başlangıçta bunları söylemekten kaçınması doğru olacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- birkaç haftamızı birlikte geçireceğiz. vücudun alkol ve uyuşturucudan arınacak. bu süreci rahat ve acısız atlatman için elimizden geleni yapacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;edie gözlerini yavaşça kaldırarak terapistine baktı. “yoksa cehennem’de değil miyim?” diye düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- çok yakında sağlıklı beslenmeye başlayacaksın. vücudun kendini toparlayacak. artık kalbinin bir anda durmasından endişelenmene gerek yok, ne de olsa ölüsün. ama burada kafanın sağlam olması çok önemli. seni buradan sağlıklı düşünme yetini yeniden kazanman çıkarak. sağlam kafa sağlam vücutta bulunduğuna göre...&lt;br /&gt;- buradan çıkmak mı?&lt;br /&gt;- evet, elbette. sonsuza kadar cehennem’de kalacağını düşünmüyordun, değil mi?&lt;br /&gt;- aslında düşünüyordum. burada sonsuza kadar acı çekeceğimden emindim.&lt;br /&gt;- şu anda acı çekiyor musun?&lt;br /&gt;- şey... hayır.&lt;br /&gt;- o halde cehennem hakkında bildiklerini bir kenara bırakalım. başkalarından dinlemek ve gerçek olanı yaşamak çok farklı şeyler. varsayımlara değil, yaşayarak öğrendiklerine tutunman gerekiyor. &lt;br /&gt;- acı çekmeyecek miyim yani?&lt;br /&gt;- buna terapinin ilerleyen zamanlarında döneceğiz. şu anda acı çekmiyor olman yeterli. sonuçta tüm yaşamın birbirini izleyen anlardan oluşur. yaşayabileceğin ise sadece bunlardan bir tanesidir. şimdi yaptığın gibi. geçmiş ve gelecek bizim sonraki aşamalarımız. şimdi detoksuna odaklanalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geri çekilme etkileri görülmeye başladığında edie’yi kimyasal bir komaya soktular ve fiziksel acı çekmesini engellediler. edie tekrar uyandığında tertemiz hissediyordu. sanki uyuşturucuların beyninde neden olduğu hasar bile ortadan kalkmış, tüm hücreleri yenilenmişti. her gün terapistiyle konuşuyor, iyileşmek için elinden geleni yapıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bu işin stresiyle ilgili değil. daha önce anlattığım gibi, benim sorunlarım çocukluğuma dayanıyor. fuzzy hiçbir zaman sağlıklı bir baba figürü olamadı. düşünsene doktor, fuzzy diye baba mı olur? daha sonra tanıştığım her erkekten beni parasıyla değil, sevgisiyle beslemesini bekledim. biz modeller ciddi bir sevgi açlığı çekeriz, bunu biliyor muydun?&lt;br /&gt;- filmlerde hep öyle gösteriliyor. gia’nın da tek aradığının sevgi olduğunu bir filmde izlemiştim.&lt;br /&gt;- güzel ve medyatik olduğumuz için kimse bizi yatağa atmaktan fazlasını düşünmez. aklımızın ve duygularımızın olduğunu akıllarına getirmezler bile. emin ol, modeller dik yürümekten daha fazlasını yapabilecek akla ve yeteneğe sahip. herkes bizi boş kafalı gördüğü için çözümü alkol ve uyuşturucuda aramamız pek tuhaf olmasa gerek.&lt;br /&gt;- hmm... hiç böyle düşünmemiştim. devam et lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tedavi bir süre daha devam etti. edie ailesiyle ve andy warhol’la yüzleştirildi. yaşadığı her şeyin geride kaldığını kabullenmeyi başardı. bob dylan’ı bile affetmişti. bob ölüp de onların arasına katıldığı zaman ilk işi onu affettiğini ve onun tarafından bağışlanmayı dilediğini söylemek olacaktı. iyi hissediyordu. çok mutlu olmasa da geçmişini geride bıraktığını ve gelecekte karşılaşacağı her şeyle elinden geldiğince başa çıkabileceğini biliyordu. ayrıca birinen de hoşlanmaya başlamıştı. birlikte uzun yürüyüşlere çıkıyorlar, cehennem’in uçsuz bucaksız manzarasını izlerken hayallerini paylaşıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terapinin son günü gelip çatmıştı. edie doktoruna veda edecek ve cehennem’deki yeni hayatına başlayacaktı. birbirlerine sarıldılar. ancak edie geri çekilmeye çalıştığında doktoru onu bırakmadı. giderek daha sıkı sarılıyor, boynunu ve omuzlarını ısırıyordu. gözlerinde o ana kadar görülmemiş bir pırıltıyla edie’yi divana itti ve aceleyle pantolonunu çıkarmaya başladı. kemerini bir kırbaç gibi kaldırdığı sırada üç çatallı bir mızrak bileğine saplandı ve onu duvara çiviledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içeri giren zebani gülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- doktor ve hasta ilişkileri konusunda sana gerekli bilgiyi vermiştik sade. fantezilerini hastalarının üzerinde uygulayamayacağını biliyorsun. &lt;br /&gt;- hastalarım dışında kimseyle konuşmama bile izin vermiyorsunuz ki!&lt;br /&gt;- ne bekliyordun ki? buraya cezalandırılmak için getirildin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;edie şaşkındı. doktorunun ona tecavüz etmeye çalışmasının ötesinde, onun da cehennem’de ceza çektiğini öğrenmek büyük bir şoka neden olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- edie! bunca zaman doktorunun adını bile sormadın mı? karşındaki adam marquis de sade. sizi izliyor olmasaydık kitaplarında yazdığı her şeyi senin üzerinde de uygulayacaktı. seni iyileştirdiği için onu ödüllendirmek istemedik.&lt;br /&gt;- teşekkür ederim. beni korkunç bir travmadan kurtardınız.&lt;br /&gt;- hala anlamıyorsun, değil mi? seni hiçbir şeyden kurtarmadık. buradan çıktığında aynı şeyleri yaşayacaksın. sonsuza kadar. baban seni yine taciz edecek. andy yine seni kullanacak. ayrıca zebaniler sana aklına gelmeyecek şekillerde işkence edecekler. &lt;br /&gt;- bu kadar tedavinin ne anlamı vardı o halde?!&lt;br /&gt;- modellerin aslında akıllı olduğunu söyleyen sen değilmişsin gibi aptalca sorular soruyorsun edie. ölmüş birini anoreksiadan kurtarmanın ne anlamı olabilir ki? öldükten sonra gerçekten çekilme yaşayabileceğini aklın alıyor mu? ölü birini kimyasal komaya sokup yeniden öldürmenin saçmalığını görmüyor musun? &lt;br /&gt;- ama uyuşturucu yoksunluğunun etkilerini hissetmeye başlamıştım!&lt;br /&gt;- hayır, öyle bir şey olmadı. sade ruhunu buna hazırladı ve sen yaşarken hissetmen gereken şeyleri kafanda kurarak hissediyormuş gibi yaptın. bir çeşit plasebo. tabii işe yaraması için senin de buna inanman gerekiyordu. &lt;br /&gt;- bana yalan söylediniz! hepiniz!&lt;br /&gt;- iblis, "yalanların efendisi" olarak da bilinir. tabii ki sana yalan söyledik. bedenindeki sorunlar sen öldüğünde ortadan kalktı. elimizde sadece ruhun kaldı. onu iyileştirip yeniden acı çekebilecek duruma gelmeni sağlamalıydık, bu yüzden vücudunu iyileştiriyormuş gibi yaptık. şimdi ruhun, yaşarken tahmin bile edemeyeceğin acılarla karşılaşacak. ve sen bunların hepsini hissedeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zebaniler edie’yi işkenceye götürürken marquis de sade bileğini kurtarmaya çalışıyor ve “en azından izlememe izin verin!” diye ciğerlerini parçalarcasına bağırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zebani çıkıp kapıyı kapadıktan sonra biraz daha çırpındı. bileğine saplanan çatalı çıkarmayı başardı ve hemen koşup kapıyı zorladı. açılmıyordu. sonsuza kadar bu odada kalacak ve zevk aldığı hiçbir şeye göz ucuyla bile bakamayacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyice sakinleştikten sonra kapının çalındığını duydu. “girin” diyerek sıradaki hastasını içeri aldı. koltuğa oturup boş bakışlarını bileklerindeki kesiklere diken hastasını inceledi. iletişimi kendisinin başlatması gerektiğine karar vererek planı açıklamaya koyuldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-2084917725649386127?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/2084917725649386127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=2084917725649386127&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/2084917725649386127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/2084917725649386127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/04/therapy.html' title='therapy?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-1786218868144751041</id><published>2011-03-06T18:31:00.000-08:00</published><updated>2011-03-07T03:28:30.988-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Necmettin Erbakan'/><title type='text'>Ahiret Hesabı</title><content type='html'>&lt;div&gt;Yaşlı adam, yeni sahip olduğu kanatları çırparak gökyüzünde süzülürken "iyi oldu," diye geçiriyordu içinden, "son ana kadar halkıma hizmet etmeyi sürdürdüm."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aldığı ama gerektiği gibi uygulanmayan hapis cezaları, açtığı hemen her partinin kapatılması, ne ödediği ne de cezasını çektiği trilyonlar artık onu korkutmuyordu. Bütün bunların hiçbir zaman ruhunda ağırlık yapmamış olması bir yana, şimdi o yasal sistemin de dışında, tamamen özgür bir insandı. Yaşamı boyunca Allah'la kul arasına girmeye çalışmış olması biraz sakıncalıydı ama görünen o ki Yüce Rab bunu da affetmişti. Ne de olsa o, her şeyi daha iyi bir düzen için yapmıştı. İnsanları Hak yoluna döndürmek için elbette her şey mübahtı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cennetin billur ırmaklarının şırıltılarını duymaya, tüyden hafif ruhu tatlı bir meltemle salınmaya başladığında bulutların üzerine ayak bastı. Yaşamının son yıllarında yürümesini bile engelleyen sağlık sorunları artık geride kalmıştı. Şimdi isterse, Sırat Köprüsü'nden sekerek bile geçebilirdi. Hayatı boyunca Allah'a hizmet etmiş, bu vesileyle halkına hizmette de kusur etmemiş biri olunca, cehennem azabından azade bir ölümü elbette hak edecekti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gökyüzüne yükselirken rüzgarla dağılmış olan beyaz saçlarını ve bıyıklarını düzeltti, kanatlarını titretip omuzlarını dikleştirdi ve kendinden emin bir tavırla köprüye doğru yürümeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Pardon, beyefendi. Köprüden geçmeden önce hesabınızı kapattırmanız gerekiyor. Şuradan lütfen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşlı adamın canı sıkılmıştı. Her ne kadar bir hesap ustası olsa da bankaları yaşarken bile sevmezdi. İnsanı öldükten sonra bile rahat bırakmıyorlardı. Şimdi o kayıp trilyonu çıkarmasalardı ortaya keşke. Allah bile affetmiş, bembeyaz, pir-ü pak kanatlar vermişken bankaların bu işte nasıl bir söz hakkı olabilirdi ki? Cennete girdiği zaman bu konuyu bizzat görüşeceğini aklına not aldı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Banka, yaşarken gördüklerinden pek de farklı değildi. Genişliğine rağmen insana iç sıkıntısı veren bekleme salonunun önünde gişeler yer alıyordu. Burada da numaralı sistemle çalışılıyor, herkes gişeye teker teker giderek işlemini yaptırıyordu. Gişe memurları normal insan görünümündeydi. Bekleyenlerin ise her birinde, kendisininki gibi kanatlar bulunuyordu. Yüce Allah'a hamdolsun, insanlar kitleler halinde Hak yoluna dönüyordu anlaşılan. Yaşarken gösterdiği çabanın meyve verdiğini, insanlığın İslam çatısı altında birleşip günahlarından uzaklaştığını görmek, bankada olmasına rağmen içini ferahlattı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sıra numarasını alırken güvenlik görevlisi yanına yaklaşıp "Hoş geldiniz sayın Erbakan," dedi, "sizin hesabınız gişelerde değil, özel müşteri temsilcimiz tarafından kapatılacak. Buradan buyurun lütfen."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cennet kapısında bile özel hizmet almak çok hoşuna gitmişti. Her adımında yüzü daha çok gülüyordu. Pürüz sandığı hesap kesimi bile kolayca hallolacaktı. Yaşamında yanında olan Allah'ın inayeti, ebedi hayatında da onunlaydı. Ah... Binlerce şükür.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Genç bir adam olan müşteri temsilcisi tarafından kapıda karşılandı. "İşte!" dedi müşteri temsilcisi heyecanla, "İşte eli öpülesi Necmettin Erbakan sonunda aramızda!"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erbakan'ın elini öpen müşteri temsilcisi ona oturması için bir koltuk gösterdi. Hemen telefonu açıp yıllardır bekledikleri önemli konuğun geldiğini, bir Türk kahvesi hazırlamalarını söyledi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Necmettin Bey, önce size teşekkür etmek istiyorum. Yaşarken kurduğunuz veya kurmaya çalıştığınız sistemler bizim için gerçek bir ilham kaynağı oldu. Yalnız bankamız olarak değil, cennet ve cehennem içinde de sizin çalışmalarınızdan çok yararlanıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Faydalı olabildiysem ne mutlu. Zaten biliyorsunuz, ben dünya hayatıyla ahiret hayatını hiç ayırmadım. Yaşamımda ne yaptıysam bugünleri de düşünerek yaptım. Halkımı da hep böyle davranmaya teşvik ettim. Zaten o nur yüzlü insanların içinde vardı bu. Pek çokları parlayan o nuru hala göremez ama müritlerimin sakallarından değil, kendi körlüklerinden! Patates dinine inanan kafirlerin sizi de beni de anlayamayacağı çok açık. Tabii Allah onlara da yardım etsin, herkesi imana getirsin inşallah. Cihatımızı engellemeye çalışanları da affetsin, hidayet versin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Müşteri temsilcisi gülümsedi:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Alışkanlıklarınız değişmemiş. Hala kendinizi Allah'ın işine karışmaktan alıkoyamıyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Olur mu hiç öyle şey? Ben hep O'nun yolundayım, O'nun kuluyum, isterse elçisi de olurum. Bizzat istemediyse de elçisi oldum, ki bu en büyük sevap.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Neyse. Biz hemen konumuza geçelim, sizin dosyanız çok kabarık. Birkaç saat içinde toparlayıp sizi de fazla yormadan göndermeye çalışacağım. Zebaniler yıllardır bekliyorlar, onları da daha fazla bekletmeyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Zebaniler mi? Huriler demeye çalıştınız herhalde?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Hayır hayır, zebaniler. Sizin bahçeye girmeniz mümkün değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Bahçe derken? Biliyorsunuz, İmam Hatipler bizzat bizim arka bahçemiz. Kimin bahçesini kimden sakınıyorsunuz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- O bahçe değil Necmettin Bey, cennet bahçesinden bahsediyorum. Öyle boş beleş işlerinizi karıştırmayın lütfen, burada çok ciddi bir konudan bahsediyoruz. Yani kusura bakmayın ama kim takar sizin İmam Hatip'inizi ya da 20'den fazla kez hacı oluşunuzu? Onları konuşacağınız yer burası değil, dünyada yeteri kadar bahsi geçti tüm bunların.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erbakan sinirlenmeye başlamıştı. Her şey iyi giderken böyle bir tepkiyle karşılaşması rezaletin daniskasıydı. Dalkavukları sağolsun, yaşamında bile böyle terslenmemişti. Konuğunun rahatsız olduğunu gören müşteri temsilcisi konuyu çabucak değiştirdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Size teşekkür borçlu olduğumuz konulara dönelim isterseniz. Dehanızın buradaki sistemi nasıl değiştirdiğini merak ediyorsunuzdur mutlaka. Öncelikle kurduğunuz havuz sistemini inceledik ve çok mantıklı bulduk. Cennet ve cehennemdeki herkesi bir havuzda topladığımız bu sistemde sevapları çok olan, yani kâr etmiş kişiler, fazla olan sevaplarını günahkar, yani zarar edenlerle paylaşacaktı. Böylece her anlamda kâra geçilecek, eğer kalırsa, cehennemde geçirilecek süre kısalacak ve herkes en kısa zamanda cennetteki yerini alacaktı. Ancak insanları sınıflandırmamız ve sistemi buna göre kurmamız gerekiyordu yoksa çok karışıklık çıkacaktı. Tahmin edersiniz, buradaki insan sayısı milyarlarla bile ölçülemeyecek kadar fazla. Buna bağlı olarak, biz de merhumları mesleklerine göre sınıflandırdık. Sizin yer aldığınız sınıf, politikacılar yani... nasıl desem... açıkça söyleyeyim, cennette yeriniz yok Necmettin Bey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Cennette nasıl yerim olmaz? Tapu gibi kanatlarım var benim!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kanatlar standart prosedür. Ölen herkese yolculuğu hızlandırmak için bir çift veriliyor. Burada ise hesap kapatılırken tüm borçlarınızı ödemenize özen gösteriyoruz. Eh, kefenin de cebi olmadığına göre, verecek kanatlarınız ve ruhunuzdan başka bir şeyiniz kalmıyor. Tabii sizden sadece kanatları alabileceğiz, bu sefer de ucuz kurtuldunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Görünen o ki siz ekonomiden hiç anlamıyorsunuz. Kesin hesapları da yanlış yapmışsınızdır. Bu kadar basit bir işlemde bile ruhumu hesaba katmamışsınız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Yoo, o da hesaplandı. Yaşarken Şeytan'a satmış olduğunuz için bizim kayıtlarımızda geçerliliği bulunmuyor. Biz sadece yaşarken neden olduğunuz maddi ve manevi zararları kapatabiliyoruz, sonsuz ceza ile ilgili konularla bizzat Şeytan Bey ilgileniyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Yine de yanlış hesap! Bahsettiğiniz 1 trilyonluk dava beni cennete taşıyacak bu kanatların bir tüyü değerinde bile olamaz!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Öncelikle şunu söyleyeyim, sizin 1 trilyonluk dediğiniz dava siz henüz hayattayken bile faiziyle 11 trilyona katlanmıştı. AKP sağolsun, dünyada cezanızı çekmediniz. Herhangi bir geri ödeme de yapmadınız. Şu anda o 11 trilyonun da üzerine çokça faiz binmiş durumda. Yine insaflı davrandık, günde %8 oranıyla hesaplıyoruz. Kaldı ki bu bile ortaya hayli büyük bir meblağ çıkarıyor. Bunun dışında, tek suçunuz kayıp trilyon değil. Biliyorsunuz, o kurduğunuz partiler ne kendi kendine kuruluyor ne de kendi kendine kapanıyor. Bu işin evrakları var, davaları var, rüşvetleri ve yolsuzlukları var... var da var yani. Hepsi para. Sonra bakıyorum... evet, Kudüs Mitingi'nde devlete verilen zararın yanı sıra, sizin propagandalarınızla dolduruşa gelen adamların halka verdiği zarar çok büyük. Haydi o zararı geçtim, bu hamleniz 1980 Darbesi'nin nedenleri arasında gösteriliyor. Burada hem maddi hem de manevi hasardan bahsediyoruz sayın Erbakan. Sanıyor musunuz ki 12 Eylül nedeniyle milyarlarca insanın ahını sadece Kenan Evren aldı? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Müşteri temsilcisi bıyık altından gülerek ekledi:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Kendisini de sabırsızlıkla bekliyoruz. Onun defteri de, sizinkinden iyi olmasın, bir hayli kalabalık. Şu yargılama işi çıkınca bütün hesaplar değişecek diye heyecanlandık ama tahmin ettiğimiz gibi, bir şey olduğu yok. Neyse. Dosyanızın tahmininizden çok daha dolu olduğunu söyleyeyim, bu bahsi kapatalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Sevaplarımdan hiç bahsetmiyorsunuz? Mesela eğittiğim çocukların da Müslüman halkın da çok duasını aldım ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Haklısınız. Eğitimine katkı sağladığınız çocukların bir kısmı sevap hanenize yazıldı zaten. Ama İmam Hatip öğrencilerini kayırırken hayallerini yıktığınız diğerlerinin bedduaları da görülüyor burada, sevapların bir kısmını götürmüş. Diğer öğrencileriniz, yani şu anda çok önemli yerlerde olanlar konusunda bir yorum yapmak için erken. Duası da bedduası da çok büyük olduğu için sizin hesaplarınıza hiç karışmamalarının daha uygun olduğuna karar verdik. Onların hesaplarını kestiğimiz zaman sizin cehennemde geçireceğiniz sürede bazı oynamalar yapılabilir. Bu bahsettiklerim dışında da çok sevabınız var, şüpheniz olmasın. Ama hem günahlarınız daha fazla hem de havuz sistemi işinizi daha da çıkmaza sokmuş durumda. Kabullenin artık, cennete girme ihtimaliniz yok denecek kadar hiç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Necmettin Erbakan yıkılmıştı. Oysa her şey ne güzel başlamıştı. Cennete kesin gözüyle bakarken şimdi düştüğü durum ölümden de beterdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bankanın tahsilatı tamamlandıktan sonra kanatsız ve mutsuz olarak dışarı çıktı. İki zebani kendisini bekliyordu. Sırat Köprüsü'ne yönelmişken zebaniler tarafından durduruldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Senin oradan geçmene gerek yok. Nereye gideceğin belli zaten, bankacı çocuk bütün sürprizi kaçırdı. Düşeceğin belli olunca gereksiz masraf çıkıyor biliyor musun? Biz de zaten köprüye vereceğimiz parayı yedik, seni içeri yan yoldan sokacağız. Gel, bu taraftan gidiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzaklardaki devasa kapıya doğru birlikte yürümeye başladılar. Yolculuğun uzun ve zahmetli geçeceği belliydi. İşin kötüsü, Erbakan'ın ayağındaki damar iltihabı yine nüksetmiş, çok yakında başlayacak işkencesinin habercisi olmuştu. Bu arada üçüncü bir zebani de elinde üç paket kızarmış patatesle gruba katıldı. Zebaniler az önce Erbakan'ı dürterken kullandıkları çatallarıyla patateslerini yerken, biri elindeki paketi ona da uzattı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- İster misin? Mutlaka tadına bak. O kadar lezzetli ki, insanı dinden çıkarır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-1786218868144751041?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/1786218868144751041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=1786218868144751041&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1786218868144751041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1786218868144751041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/03/ahiret-hesab.html' title='Ahiret Hesabı'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-8312260262682419419</id><published>2010-12-12T01:49:00.000-08:00</published><updated>2010-12-12T03:36:47.348-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havva'/><title type='text'>tanrı misafiri</title><content type='html'>önce söz vardı. kulaktan kulağa taşınır, tanrıları birbirine düşürür, türlü türlü saçmalığa davetiye çıkarırdı. yunan'ı olsun, kelt'i olsun, tüm tanrılar dedikodu yapardı. her kültürde bir tufan hikayesinin olması, çoğu yaradılış öyküsünün benzer şekilde başlaması bu yüzdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zamanlar, daha insan icat edilmemişken, cennet günden güne güzelleşen bir bahçe, cehennem kendi yağıyla kavrulan minik bir ticarethaneydi. tanrı bütün günü bahçesinde düşünerek geçirir, yaratma isteğine göre domates, salatalık, maymun, kedi gibi canlılar ekip biçerdi. yarattığı her şey bir ihtiyacı karşılardı. ancak tanrı'nın amacı faydalı olmak değildi. yaratmak onun için bir hobiydi. bu nedenle, ortaya çıkardığı her şeyi, isteyenlere karşılıksız verirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi bir tüccar olan şeytan ise tanrı'nın bu huyuna anlam veremezdi. tanrı sürekli inanılmaz şeyler yaratırken, ahlak anlayışı karşılıksız alımları kabul etmeyen şeytan, ondan bir şey istemeye tenezzül etmezdi. satama'dan* getirdiği eşyaları pazarlar, kendi çapında geçinip giderdi. ne var ki, şeytan'ın gözü, tanrı'nın yarattığı ilginç bir objedeydi. bizzat tanrı'dan almak yerine, takas edebilmesi için onu birilerine vermesini sabırsızlıkla bekliyordu. henüz kimsenin almak istemediği, ne işe yaradığını bile bilmediği bu obje bir telefon kulübesiydi. şeytan'a göre herkesin dedikodu ihtiyacını karşılayacak müthiş bir icat olmasına rağmen, şimdilik bahçenin güzelliğini bozmaktan başka bir işe yaramıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün tanrı bahçesinde oyalanırken tuhaf bir şey yarattı. bu yaratık, bitkiler gibi uzundu ve dik duruyordu ama onların aksine hareket ediyordu. hayvanlar gibi gürültücü ve yumuşaktı ama onlar gibi tüylü değildi. oldukça biçimsizdi. çirkin bile sayılabilirdi. tanrı, yeni eseriyle iletişim kurmaya çalışırken, onun her şeye merakla baktığını, kafasını bir an başka yöne çevirdiğinde ise bir şeyleri kurcalamak için kaçtığını fark etti. "zaten beğenmemiştim, ne yaparsa yapsın" diyerek evine girecekken, bahçeden yükselen gürültü bundan sonra hayatın pek kolay geçmeyeceğinin habercisi oldu. gürültünün kaynağına gidip yaratığı bulduğu zaman karşılaştığı sahne endişe vericiydi. aptal yaratık ağaç dallarını birbirine sürterek ateş yakmış, hem hayvanları korkutmuş hem de bitkilere zarar vermişti. yangını söndürmek için ateşe taş, çiçek, tavşan, ne bulursa atıyor, bir anlamda güzelim bahçenin içine ediyordu. tanrı bir nefeste yangını söndürüp "ne yapıyorsun be adam?!" diye gürlediğinde durdu, " adam benim adım mı?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- eeaaa... şey... evet. sanırım. (iç ses: yani... neden olmasın?)&lt;br /&gt;- adam ne demek?&lt;br /&gt;- şey demek... insan demek. (iç ses: insan ne .mına koyim, öyle yaratık ismi mi olur?)&lt;br /&gt;- insan nasıl bir şey?&lt;br /&gt;- sensin işte?&lt;br /&gt;- kendimi göremiyorum ki. nasıl bir şeyim ben?&lt;br /&gt;- ön ve arka ayakların var ama arka ayaklarının üstünde denge sağ...&lt;br /&gt;- hiçbir şey anlamıyorum. nasıl bir şeyim ben?&lt;br /&gt;- anlatıyorum işte, dinlersen...&lt;br /&gt;- anlatmakla olmaz. nasıl bir şeyim ben?&lt;br /&gt;- böyle işte gövden...&lt;br /&gt;- böyle işte demekle olmaz. nasıl bir şeyim ben?&lt;br /&gt;- ya işte düşünüyorsun, soruyorsun, konuşuyors...&lt;br /&gt;- ya işte demekle olmaz. nasıl bi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şımarık çocuğuna sinirlenen tanrı, adam'ın ağzına öyle bir tokat aşketti ki, bedeni bahçenin bir yanına uçarken, ruhu olduğu yerde kaldı. birbirlerinden bağımsız hareket etmeye başladılar. adam birken iki olmuştu. biriyle zor baş eden tanrı, bahçede koşuşturan, her şeyi kurcalayan iki veletle ne yapacağını şaşırdı. dinlenmek ve düşünmek için eve girdi. belki çocuklar bahçede birbirine göz kulak olur, aptal aptal sorularıyla birbirinin canını sıkardı. hatta sıkıntıdan birbirlerini öldürseler ne güzel olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şeytan oldukça yorucu bir gün geçirmişti. malların yüklemesinde aksaklıklar meydana gelmiş, sorun çözülene kadar şeytan dünyanın bir ucundan diğerine gitmek zorunda kalmıştı. dalgın bir zebaninin fatura adresini cehennem yerine cehennet olarak yazması sonucunda nakliyecilerin kafası karışmış, mallar araf'ta takılmıştı. bir sürü belgeyi yeniden düzenlemek, farklı masalarda imzalatmak, izinleri yeniden çıkarmak zorunda kalan şeytan çok sinirliydi. tüm sorun çözülüp evine ulaştığında bile sinirden yerinde duramıyordu. nereye saldıracağını bilemediğinden kendini temizliğe verdi. iki saat içinde pırıl pırıl bir evi, çözülmüş bir sorunu ve yorgunluktan tutulmuş bir sırtı olmuştu. kendisine bir kahve hazırladı, devasa koltuğuna yerleşti ve kitabına daldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan birkaç dakika geçmişti ki, kapısı çalındı. nakliyecilerin bahşiş için geldiğini düşünerek yerinden kalkmadı. bu adamlarla daha fazla uğraşmak istemiyordu. ama kapı ısrarla çalınıyor, gürültü de şeytan'ın sinirlerini en az nakliyeciler kadar bozuyordu. "adamı zorla kötü eder bunlar" diyerek kapıyı açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karşısında kimseyi görememesine şaşırırken, bacaklarının arasından içeri giren kısa boylu yaratıkları fark etti. küçüklerdi, arka ayaklarının üstünde duruyorlardı, çok çirkin ve enerjik görünüyorlardı. evde saçma sapan koşuşurken biri kahve fincanını devirdi, diğeri kültablasıyla sehpayı çizmeye başladı. yeni düzenlenmiş dosyalar havalarda uçuşuyor, abaküsün boncukları misket gibi dağılıyordu. bir dakika içinde gerçekleşen karmaşa karşısında şeytan'ın ağzı hayretten bir karış açılmıştı. bu yaratıklar neydi ve kendisinden ne istiyorlardı? zarar artmadan harekete geçti ve iki yaratığı enselerinden tutup göz hizasına kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kimsiniz ve benden ne istiyorsunuz?&lt;br /&gt;- ben adam. tanrı misafiriyim.&lt;br /&gt;- ben adam. tanrı misafiriyim.&lt;br /&gt;- sen hiç de bile adam değilsin. adam benim. sen ancak hayvan olursun.&lt;br /&gt;- sensin hayvan gerizekalı! ayrıca iğrençsin. ayrıca maymuna benziyorsun. ayrıca kokuyorsun. ayrıca...&lt;br /&gt;- YETER!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaratıklar ani gürleme karşısında korkmuş, kollarıyla bacaklarını kendilerine çekip top gibi olmuşlardı. elleriyle yüzlerini kapatıp saklanabildiklerini sanıyorlardı. bir çeşit tespih böceği olma ihtimalleri vardı. ama çok farklı görünüyorlardı. tanrı'nın bu kadar salak şeyler yaratması, bir de üstüne misafir olarak şeytan'a göndermesi inanılır gibi değildi. şimdi telefon kulübesi şeytan'da olsa hemen tanrı'yı arar, neler olduğunu öğrenirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sizi tanrı mı gönderdi şimdi?&lt;br /&gt;- evet.&lt;br /&gt;- neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaratıklar hep bir ağızdan konuşuyor, ne söyledikleri anlaşılmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bir dakika. BİR DAKİKA! ne dediğiniz anlaşılmıyor. sırayla konuşun. adam, önce sen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaratıklar yine birlikte konuşmaya başladılar. şeytan önce isim sorununu çözmeye karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- tamam. ikinize farklı isimler vereceğim, bundan sonra sizi böyle çağıracağım.&lt;br /&gt;- ben adam olacağım!&lt;br /&gt;- hayır, ben adam olacağım!&lt;br /&gt;- ikiniz de adam değilsiniz. sen artık adem'sin. sen dee... hayva... havva ol sen de. tanrı seni neden gönderdi adem?&lt;br /&gt;- salak olduğunu söylemem için.&lt;br /&gt;- hayır, hırsız olduğunu söylemem için.&lt;br /&gt;- hayır, hiç de bile! burada olsa ağzına bi tane çakarım dedi!&lt;br /&gt;- bana ne?! bence malları da bokuma benziyor zaten dedi.&lt;br /&gt;- LAĞN!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaratıklar yine korkup susmuştu. şeytan'ın kafası karışmıştı. tanrı'nın neden ona salak ya da hırsız diyebileceğini anlamıyordu. ah o telefon kulübesi olsaydı... ama şeytan çok sinirlenmişti. tanrı, şeytan gibi dürüst bir tüccarı, hem de hiç alışverişleri yokken nasıl hırsızlıkla itham edebilirdi? nasıl başına bu iki belayı gönderebilirdi? şeytan bunun intikamını almak zorundaydı. hatta belki intikamla birlikte telefon kulübesini de alırdı. öfkeyle evden çıktı, elinde yaratıklarla tanrı'nın kapısına dayandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanrı huzur içinde bahçesiyle ilgileniyordu. çocukları tamamen unutmuştu. şeytan elinde adem ve havva'yla geldiğinde büyük bir sorunla karşı karşıya olduğunu anladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- senin bu yaptığın komşuluğa sığmaz tanrı efendi!&lt;br /&gt;- kusura bakma mirim, bahçeden kaçmışlar, kim bilir neler yapt... OYNAMA ONUNLA EVLADIM!&lt;br /&gt;- iyi de komşum, yapıyorsun böyle, sonra salıyorsun sokağa! yapılacak şey mi b... ELLEME ONU ÇOCUĞUM!&lt;br /&gt;- görüyorsun işte şeytancığım, bir an gözünü ayırsan yerl... ADAM, TOKADI YİYECEKSİN! ELLEME DEDİK!&lt;br /&gt;- bu arada ben onlara adem'le havva dedim, senin için bir sakıncası var mı? OĞLUM! KONUŞTURMADIN İKİ DAKİKA!&lt;br /&gt;- benim için yok da... sen şimdi onlara isim verdiğine göre... ŞŞT! GİDİN ŞU İLERİDE OYNAYIN! onların sahibi oldun.&lt;br /&gt;- nasıl yani?&lt;br /&gt;- yani onlar artık senin çocukların, senin sorumluluğundalar.&lt;br /&gt;- yok öyle bir şey efendim! sen yarattın, sen bakacaksın! öyle tavşan gibi üretip sokağa atmak var mı? ayrıca evime verdikleri zararlar nedeniyle, tazminat olarak telefon kulübesini istiyorum.&lt;br /&gt;- senin amacın belli zaten şeytan efendi! evine zarar vermeseler "çocuklarını getirdim, ödül isterim" diyecektin. seni bahçesine alanda kabahat!&lt;br /&gt;- yok artık! arkamdan salak diyorsun, hırsız diyorsun, söyleyecek cesaretin olmadığından çoluk çocuğu gönderiyorsun! bu pısırıklıkla sen istesen de bakamazsın zaten onlara! sabi sübyanı senin eline bırakacağıma alır kendi evimde bakarım daha iyi! meymenetsiz!&lt;br /&gt;- hırsızsın tabi! gelir gelmez telefon kulübesini istedin! şimdi de evlatlarımı almaya çalışıyorsun! sıkıyorsa al paçoz!&lt;br /&gt;- ben var ya, onları da alacağım, çocuklarını da alacağım, sonsuza kadar bütün nesillerini evimde barındırıp senden koruyacağım! uyuz bahçen de telefon kulüben de sana kalsın, hepsini insan gibi yetiştireceğim! yapmazsam bana da şeytan demesinler!&lt;br /&gt;- onlar sana gelmek isteyecek mi bakalım? adem, havva! beni mi daha çok seviyorsunuz şeytan'ı mı? adeeem? havvaaaa!&lt;br /&gt;- al işte iki çocuğa sahip çıkamadın! neredeler kim bilir?&lt;br /&gt;- asıl sen sahip çıkamadın! bir de yedi ceddini evimde besleyeceğim diyorsun!&lt;br /&gt;- asıl sen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanrı, adem ve havva'ya ileride oynamalarını söylediği zaman çocukların bundan ne anlayacağını bilememişti. şu ilerinin ne olduğunu anlamayan yaratıklar az gitmiş, uz gitmiş, yıllarca yürüyüp dünyada bir yere yerleşmişti. tanrı ve şeytan'ın bitmek bilmeyen kavgaları sırasında büyümüşlerdi. bir ara amasya'da elma işine girmeyi düşündülerse de afrika kıtası'nda tarımın daha kolay olacağını fark edip taşınmış, ilk çocuklarını da burada yapmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elma ağacı, bilginin keşfi, masumiyetin kaybolması, yılanın havva'yı baştan çıkarması gibi şeyler aslında hiç olmadı. ama adem'e sorarsanız pis pis sırıtıp "elbette havva'yı baştan çıkaran bir yılan vardı" diyecektir. belki başka bir hikayede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;* satama'nın neresi olduğunu merak edenleri wikipeia nahiyesine alırken, fikir için onur bilgi'ye teşekkür ederim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-8312260262682419419?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/8312260262682419419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=8312260262682419419&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8312260262682419419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8312260262682419419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2010/12/tanr-misafiri.html' title='tanrı misafiri'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-260137197909549675</id><published>2010-06-07T12:27:00.000-07:00</published><updated>2010-06-07T23:53:01.660-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deniz gezmiş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hüseyin inan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yusuf aslan'/><title type='text'>değer</title><content type='html'>genç kadın cehenneme girdi. kimse orada ne aradığını, ne kadar kalacağını sormadı. kendini öfkeyle sorgulayan pek çok kişi gibi o da tüm umudu geride bırakmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis olan biteni kulesinden izliyordu. ne zebanileri çağırdı ne de tahtaya +1 yazdı. kadının henüz ölmediğini ve cehennem ordusuna katılmadığını biliyordu. onun da zamanı gelecekti ama henüz sadece bir hesaplaşma için burada bulunuyordu. kendi içinde bir hesaplaşma. buna ne tanrı ne de iblis karışabilirdi. onun bulunduğu yer, kişiye özel bir cehennemdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nereye gittiğini, kimlerle konuşacağını biliyordu. aslında dik tuttuğu alnının altında ileri bakan gözleriyle, hafif çatılmış kaşlarını tamamlayan sert adımlarıyla oldukça kararlı görünüyordu. ancak kafası karışıktı, iblis kadının dudaklarındaki gerginlikten bunu görebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın boyunlarında hala yağlı urganın izini taşıyan üç genç adamın yanında durdu, başıyla selam verdi. adamlar da selam verip yanlarında yer gösterdiler. kadın bir süre sessiz kaldı. adamların yüzlerini inceledi. dudaklarındaki gerginlik yerini titremeye bırakırken başını eğdi. yere bakarak konuşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nasıl olduğunu anlamıyorum. benim hiç böyle bir bilincim olmadı. bizim nesilde çok az kişide var bu, sonraki nesilde sanırım daha da az. hiçbir şeyin ucundan tutamıyor gibiyiz. olaylar karşısında bazen öfkeleniyoruz ama kısa sürede her şey unutuluyor. hiçbir şeyi önemsemiyoruz, hiçbir şeyi. örgütlenmiş olanlar bile hiçbir şeyin değişmeyeceğini bilir gibiler. öylesine umutsuz bir gençlik. sanki sadece öfkelerini kusuyorlar. yok aslında, abartıyorum. öfkelenmekten fazlasını yapanlar var, gerçekten bir şeyleri değiştirmeye çalışanlar. bunların örnekleri siyasi partilerde de var, pkk'da da, filistin'e giden gemilerde de, hatta belki greenpeace'te de. ben sadece bir davaya, uğruna ölebilecek kadar bağlı olmayı anlamıyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun boylu adam sigarasından bir nefes çekerken yarım ağızla sırıttı. onun zamanında da böyle gençler vardı, hem de çok. etliye sütlüye karışmayan, güvenli alanından uzaklaşmayan, elini ateşe sokmak bir yana, en ufak kıvılcımda yangın tüpüne sarılan çok kişi vardı. ne tuhaftır, bu adamlar onlara da bildiri dağıtmıştı. olur da bir tanesi, bir an için önemser, bir an bir cesaret gelir, bir kişi daha aralarına katılabilir umuduyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"buna sadece bencillik demek yanlış olur. başkasını düşünmediğim doğru. ama kendim için bile bir şey yaptığım söylenemez. ucu bana dokunan durumlarda bile ilk öfkem kısa sürede sönüyor. sizin içinizde yanan bir ateş vardı ya, bende, hatta çoğumuzda yok o. sizin içinize nasıl düştü, nasıl bu kadar tutarlı oldunuz, öğrenmek istiyorum.nasıl lafta kalmayacak kadar ileri gidebildiniz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"öğrenilmez bu. yaşanır. hissedilir. sana ne anlatsak boş. anlatırız, o kıvılcım yanar içinde, sonra gerisin geriye söner. biz hiç öylesine yaşamadık ki. yaşamı çok seviyorduk, onu bizden kopardılar. çok sevdiğimiz için, yaşamak uğruna ölebileceğimiz için bile bile lades dedik. senin o kadar sevdiğin, 'benim' diyebildiğin bir şey var mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yok galiba. bir tek ben varım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"değer verdiklerin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"var. ama sadece tanıdığım kişiler. hümanist değilim zaten ben."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"biz tanımadıklarımıza da değer veriyorduk. sadece kendimiz için değil, 'benim' dediklerimiz için de savaşıyorduk. bu ülkeye, ailelerimizin, arkadaşlarımızın, sevgililerimizin yaşadığı bu ülkeye 'benim' diyorduk. sen bunların hiçbirine 'benim' diyemiyorsun ki. çocuğun olsa ona bile diyemezsin, diyemeyeceğin için çocuğun olmaz senin. çoğunuz da böylesiniz. uzaktan üzülür, onun acısını içinizde hissetmezsiniz. sonra da unutursunuz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ben bunları biliyorum. buraya sizi anlamak için gelmiştim oysa."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hisset o zaman. hissetmeden yazma. bak bütün bu satırlar boş. söyleyecek bir şeyin, savunacak bir davan yoktu bunları yazarken. bize boşuna geldin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genç kadın cehennem kapılarına doğru yürürken iblis de ona katıldı. bir süre yanında sessizce yürüdü, sonra sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"onları burada bulacağını nereden bildin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"özgür irade. eğer tutkun derdin kadar büyükse, bir amaç uğruna değil aileni, ülkeni, tanrıyı bile karşına almışsan, 'allah'ı gelse durduramaz' denilen biri olmuşsan yerin ancak cehennem olabilir. hem tanrı seni cennete almaz hem de zaten derdinle ölmüşsündür, sen de cennete girmek istemezsin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sağol."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ben de bunca zaman bu kadar suçsuz insan neden buraya geliyor diye düşünüyordum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ben hiçbir şey yapmadığım için suçlu sayılabilirim belki. yakında görüşürüz."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-260137197909549675?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/260137197909549675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=260137197909549675&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/260137197909549675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/260137197909549675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2010/06/deger.html' title='değer'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-7446044206942162127</id><published>2010-05-05T11:58:00.000-07:00</published><updated>2010-05-05T13:31:23.958-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rahibe Teresa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Papa 2. John Paul'/><title type='text'>melekler ve şubeler</title><content type='html'>insanlar rahibe teresa'nın melek gibi bir kadın olduğunu söylerler. ancak yanılırlar. herkes bilmelidir ki, kadından melek olmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rahibe teresa ise hem bu gerçeği bilmediğinden hem de yaşarken çok gaza getirildiği için, öldüğü zaman melek olmak üzere başvuruda bulundu. başvurusunun reddedildiğini öğrenene kadar iki hafta beklemesi gerekti. bu iki haftayı da farklı masalarda verilen imzalar, toplaması gereken belgeler, çeşitli tetkikler ve beklenmedik tavırlarla geçirdi. nasıl olduysa melekler şubesinde, rahibe teresa'nın ilk bakışta (veya en azından biraz dikkatli bakınca) anlaşılabilecek kadın olma durumu ancak iki haftada ortaya çıkabilmişti. her şey bir yana, teresa ilk gün yaşadığı şoku unutamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şubenin kapısında dimdik duran, görkemli bir melek bekliyordu. teresa nazikçe selam vererek yanından geçerken melek tarafından durduruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- iyi günler. ben melek olmak için başvuru yapacaktım.&lt;br /&gt;- biz de bu saate kadar seni bekliyorduk. git şimdi, yarın sekizde burada ol.&lt;br /&gt;- ama ben...&lt;br /&gt;- la yürü git!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir an "yanlış yere mi geldim?" diye düşündü. cennette hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştı. değil kaba kelimeler kullanmak, kimse ona sesini bile yükseltmemişti şu zamana kadar. sinirleri bozuldu. şubeden uzaklaşırken göz yaşlarını tutamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci gün saat sekizde melekler şubesinin kapısındaydı. kapıdan geçerken, sanki içeri kendinden başka bir şey sokabilirmiş gibi üstü arandı ve metal dedektöründen geçirildi. hemen ardından, göğsüne iğnelemesi için kendisine bir numara verildi. olanlara anlam veremiyordu ama 3 numara olması en azından işlemlerin çabuk biteceği umudunu vermişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten cennette böyledir. cehennemin aksine burada her an umut vardır. umutsuzluğa kapılmak kesinlikle yasaktır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra beklemesi söylendi ve harika bir bahçeye gönderildi. bal akan ırmaklar, cıvıldayan rengarenk kuşlar... gerçek bir cennet bahçesi. ne var ki bu bile dört saatlik bir bekleyişin ardından sinir bozucu olabiliyordu. teresa çocukken yaptığı gibi tırnaklarını yemeye başladığında numarasını okudular. tam belirilen masaya gidecekken yemek saatinin geldiği haberini aldı. normalde kuş kadar yemeye alışmış teresa kendisine verilen tepsiyi teşekkür ederek bırakacaktı ki, "lan otur! adam gibi ye yemeğini!" emriyle gördüğü ilk boş yere oturdu ve lokmaları boğulurcasına yutmaya başladı. burada bir saat geçirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonunda yemek bitti ve bir masaya yönlendirildi. masada oturan melek önündeki kağıtlardan başını bile kaldırmadan "evraklar" diyerek elini uzattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ama ben... evrak getirmem gerektiğini bilmiyordum. &lt;br /&gt;- hufff... nüfus cüzdanını ver madem.&lt;br /&gt;- ne nüfus cüzdanı beyefendi? &lt;br /&gt;- yok artık! başvuru yapmaya geldin ve nüfus cüzdanın yanında değil mi?&lt;br /&gt;- beyefendi burada nüfus cüzdanı kullanmıyoruz ki biz! öyle şeyleri dünyada bıraktık!&lt;br /&gt;- o başvuru yapmayanlar için geçerli. şimdi gidip kendine bir nüfus cüzdanı çıkarttırıyorsun, gereken belgeleri şu melekten öğreniyorsun, her şeyi toparlayıp geliyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teresa azimliydi. dünyada bundan çok daha fazlasına katlanmıştı. hem nüfus müdürlüğüne gidip işlem yaptırmak ne kadar zor olabilirdi ki? elbette, pek çok konuda olduğu gibi bunda da yanılıyordu. kimlik sahibi olmak bir haftasını almış ve sinirlerinin %40'ını harap etmişti. bir haftanın sonunda, saat sekizde yine melekler şubesindeydi. belgelerini verdi, birkaç form doldurdu, farklı masalarda imzalattı ve başka bir odaya alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- soyun.&lt;br /&gt;- efendim?!&lt;br /&gt;- sağlık kontrolüne gelmedin mi kardeşim? soyun, bir sakatlığın var mı görelim.&lt;br /&gt;- iyi de ben cennetteyim! ne sağlığı, ne kontrolü?&lt;br /&gt;- sen bi kere o eli indir. melek olarak başvurmuyor musun? prosedür böyle. sanki biz çok bayılıyoruz orana burana bakmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;utana sıkıla soyunan teresa yine ağlamak üzereydi. hiçbir erkeğin görmediği vücudu şimdi melekler tarafından inceleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- şimdi al bu raporu damgalattır. oradan seni yönlendirecekler. haydi geçmiş olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından teresa bir sınava girdi. sınav, kutsal kitaplardan soruların yanı sıra, sayısal bölüm ve yetenek testi de içeriyordu. test bitince yine imzalar, damgalar ve bekleyişler... ve daha kötüsü; teresa'nın bir an cennette mi yoksa cehennemde mi olduğunu kendi kendine sorgulaması, meleklerin teresa'nın aklından geçenleri bilip sinirlenmeleri, hep bir ağızdan "biz sadece görevimizi yapıyoruz" diye yanıtlamaları ve sonuçta işlemlerin birkaç gün daha uzaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şube ziyaretleri sırasında teresa'nın yaşadığı ilginç olaylardan biri de papa 2. john paul ile karşılaşması oldu. koskoca papa, dev gibi bir kazanın başında patates soyuyordu. teresa'yı görünce hemen yanına gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- vaaay kimler gelmiş! n'aber lan ya..raam?!&lt;br /&gt;- ?!&lt;br /&gt;- ne işin var burada lan?&lt;br /&gt;- melek olmak için başvurdum, günlerdir başıma gelmeyen kalmadı. sen başarmışsın galiba?&lt;br /&gt;- hee... başardım tabi. cehenneme göndereceklerdi, sonra "ne de olsa aynı şey" dediler, uzun dönem melek yaptılar beni. ortama da pek alışamadım .mına koyim, paso ceza alıp duruyorum, süre uzuyor. yıllardır çıkamadım s.ktiğimin yerinden .mına koyim!&lt;br /&gt;- sen... sen çok değişmişsin john!&lt;br /&gt;- ya kusura bakma bacım, meleklik işte, adamın .mını g.tünü dağıtıyor .mına koyim. &lt;br /&gt;- nasıl yani? hani yardımlaşma, kanatlar, peygambere haber vermeler falan?&lt;br /&gt;- yeaa onlar var da genellikle angarya işte. sabahın köründe kalkıp toparlan, sonra günde üç kez içtimaya çık, bir sürü görev al, yine de yaranama .mına koyim. deli danalar gibi koşturuyorlar bütün gün. öyle peygambere emir indirmeler, kıyamet koparmalar falan da yüksek rütbelilerin işi, herkese yaptırmıyorlar öyle. sen melek olmak için mi geldim demiştin?&lt;br /&gt;- evet. işlemleri tamamladım gibi, olacağım kısmetse. &lt;br /&gt;- olmaz ki. kadınları almıyorlar. seni neden bu kadar uğraştırdılar anlamadım. şerefsizim mantık yok burada.&lt;br /&gt;- almıyorlar mı?!&lt;br /&gt;- yoo. kadından melek mi olur .mına koyim, güldürme beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teresa günlerden beri ilk kez rahat bir nefes aldı. 2. john paul'ün boynuna neşeyle sarılacağı sırada yerdeki patates kabuklarından birine bastı ve düşüp kolunu kırdı. bütün bunlar melekler şubesinde olduğu için, tanrı'nın askerleri teresa'nın tedavisini de üstlenmişti. tedavinin yapılması için birkaç imza, birkaç damga, birkaç bina arasında koşuşturma gerekecekti o kadar. bir diğer deyişle cennette de işkence bitmiyordu. ama melekler de ne yapsınlardı? her şey kuralına göre olmak zorundaydı ve onlar sadece görevlerini yapıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç gün sonra teresa'nın kadın olduğu anlaşıldı ve olay rafa kaldırıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-7446044206942162127?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/7446044206942162127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=7446044206942162127&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7446044206942162127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7446044206942162127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2010/05/melekler-ve-subeler.html' title='melekler ve şubeler'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-6778840025274415576</id><published>2010-04-12T11:23:00.001-07:00</published><updated>2010-04-12T12:50:41.164-07:00</updated><title type='text'>şeytan azapta</title><content type='html'>günlük raporunu vermek üzere iblis'in odasına giren zebani, karşılaştığı manzara nedeniyle bir adım geri attı. şu anda rapor vermek için hiç uygun bir zaman değildi. işin kötüsü, kapıyı kapatıp olabildiğince uzağa kaçmak için çok geçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis'in her yeri yara bere içindeydi. mızrağını koltuk değneği gibi kullanıyor, kanayan çatal kuyruğu yere değdikçe yüzünü buruşturuyordu. mosmor gözlerinden çıkan ateş ne kadar sinirli olduğunu açıkça gösteriyordu. yanına yaklaşmak intiharla eşanlamlıydı. zebani ne ileri ne de geri gidebiliyor, burnundan soluyan iblis'in patlak dudaklarından çıkacak ilk kelimenin kaderini belirleyeceğini hissediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- geç otur şöyle. dur. oturmadan bana biraz sıcak su ve tentürdiyot getir. burada sağlık ekibi falan bulundurmuyorduk biz, di mi? sağol. dur oturma. biraz da merhem getir. sırtıma sür. hah, öyle. e5'e çevirdi sırtımı şerefsizler. &lt;br /&gt;- n'oldu efendim?&lt;br /&gt;- anlatsam inanmazsın.&lt;br /&gt;- muhtemelen. ama siz yine de anlatın isterseniz. &lt;br /&gt;- cehennemin dibini biliyorsun, di mi?&lt;br /&gt;- evet, bir kez gitmem gerekmişti.&lt;br /&gt;- hah. adamın biri ölmek üzereyken metresi miras dosyasını bulmuş. kendisine hiçbir şey bırakmadığını görünce sinirlenmiş, adama tam ölürken "cehennemin dibine kadar yolun var" demiş. hoş bir şaka olur diye düşündüm, cehennem kapılarından falan geçirmek yerine direkt oraya gitmesini sağladım. adamı cehennemin dibinde karşılayacaktım, hem sürpriz hem de ders olacaktı falan. biraz erken gitmişim, beklerken volta atmaya başladım. sonra ayağım kaydı ve düştüm. &lt;br /&gt;- düşünce mi böyle oldunuz yani?&lt;br /&gt;- cehennemin dibinde düşersen nereye düşersin biliyor musun?&lt;br /&gt;- şey... hayır?&lt;br /&gt;- dünyaya!&lt;br /&gt;- ?!&lt;br /&gt;- (gözlerini yere indirip burnundan nefes vererek) !&lt;br /&gt;- (gözlerini iyice açıp başını histerikçe iki yana sallayarak) ???!!!&lt;br /&gt;- ("n'oluyo olm, niye manyak manyak hareketler yapıyorsun" dercesine) ? &lt;br /&gt;- ("ha, pardon, bir an aşırı tepki vermem gerektiğini sandım, devam edin siz" der gibi) ...&lt;br /&gt;- eh, 2010 yıl sonra yeniden dünyada buldum kendimi işte. buradan düşünce orada yeri yararak, alevli malevli yukarı çıkıyorsun. çok şık. normal şartlarda insanlar sağa sola kaçışıyor ya da secde ediyor. tabi tahmin edersin ki dünya hiç de eskisi gibi değil. bu kez yüzeye çıktığımda kendimi otobanın ortasında buldum. bir de düşerken keyfimi göreceksin, neler neler bekliyorum böyle... bir norveç'e düşersem en az bir ay kalırım diye düşünüyorum, satanistler krallar gibi yaşatır beni diyorum içimden. ama bende o şans olsa cehennem'de olmazdım zaten. düşe düşe türkiye'ye, hatta daha kötüsü tem'den maslak'a bağlanan yola düştüm.&lt;br /&gt;- bir şey anlamıyorum efendim. maslak ne?&lt;br /&gt;- bir çeşit cehennem. bir yanında köprü trafiği başlar gibi, diğer yanında trafik zaten hiç akmıyor. öyle mendebur bir yer. zaten herkesin canı burnunda, ben de öyle yeri yarıp çıkınca bunlar bir galeyana geldi! nasıl küfür ediyorlar, duysan senin yüzün kızarır! ben yine karizmayı elden bırakmamaya çalışıyorum, başladım gürlemeye. inanır mısın, kornalarla küfürler arasında benim gökleri inleten sesim cılız kaldı. zaten sinirli adamlar, ağzımı da açtığımı görünce sille tokat giriştiler bana. trafik iyice kilitlendi. arkadaki arabalardan da gelmeye başladılar. vurdukça vuruyorlar. bir yarım saat meydan dayağı yedikten sonra polis geldi. allah dedim, biri imdadıma yetişiyor, bunlar beni yaka paça tıktılar ekip arabasına. kimlik soruyorlar, yok tabi üstümde hiçbir şey. apar topar düşmüşüm zaten, cüzdan da yok yanımda, rüşvetle de kurtulamıyorum. merkeze götürdüler bunlar beni. orada da bir temiz dayak çektiler. vallahi yanlışlıkla düştüm diyorum, dinlemiyorlar. sonra nezarette beklemeye başladım. gece bir olay çıkmış, karakolun büyük bölümü oraya gitmek zorunda kaldı, ben de bir şekilde kaçtım.&lt;br /&gt;- vay be... yine iyi kurtarmışsınız bu kadarla efendim.&lt;br /&gt;- bitmedi ki! oradan kaçınca başladım dönüş yolunu bulmak için yürümeye. saat olmuş gecenin kaçı. ben öyle deli danalar gibi yürürken kendimi kasımpaşa'da buldum. sokakta in cin top oynuyor. bir yandan da hissediyorum, cehenneme geçiş kapısı çok yakınımda. keyfim biraz yerine geldi, ıslık çalmaya başladım. bir dakika geçmeden ara sokaklardan üç genç çıktı, bana doğru yürümeye başladılar. piçler, ne almışlarsa ayakta duramıyorlar. kestiler bunlar yolumu, para istediler. ben bu sarhoşlara pabuç bırakır mıyım diyorum içimden; koskoca iblisim, benim de bir gururum var. "cin oldunuz da adam mı çarpıyorsunuz lan" diye bağırdım, her sokaktan biri çıkmaya başladı. üç kişi oldu mu sana otuz kişi?! bunlar da bir temiz sopa çektiler bana, ağzımı burnumu dağıttılar. orada bayılmışım. herhade öldüğümü sanıp bıraktılar. üstümde de bir şey bulamayınca... &lt;br /&gt;- allah korumuş efendim, neler neler yapardı o pislikler.&lt;br /&gt;- allah korumuş olsa şimdi kıçımın üstüne rahat oturuyor olurdum.&lt;br /&gt;- yoksa?!&lt;br /&gt;- (dolan gözlerini yere indirip "mnsktmnibnlri!" der gibi) ...&lt;br /&gt;- ("olur öyle" dercesine omzunu pıtpıtlayarak) ...&lt;br /&gt;- aaarrggghhhh! dokunmasana olm, acıyor! ya neyse. orada bayılmışım öyle, gözümü hastanede açtım. &lt;br /&gt;- bu tedavi edilmiş haliniz mi?&lt;br /&gt;- ne tedavisi canım? hastane dediysem özel hastane değil herhalde, ssk. koridorda yanımda yatan adam üç gündür yarasının dikilmesini bekliyormuş, kangren olmuş. etraf buram buram kükürt kokuyor. tamam dedim, burada da geçiş kapısı var. hemen bulup geri döndüm. orada kalıp tedavi beklemektense, cehennemde yaralarımı kendim dağlarım daha iyi. &lt;br /&gt;- çok geçmiş olsun efendim. sizin için yapabileceğim başka bir şey var mı?&lt;br /&gt;- sırtıma biraz daha merhem sürsene. şu omzuma da biraz tentürdiyot. agh! üfleyip sür hayvan! tavuğa tereyağı sürüyor sanki! tamam, çekil.&lt;br /&gt;- tekrar geçmiş olsun efendim. bir şeye ihtiyacınız olursa...&lt;br /&gt;- yok yok, sağol. ha, dur bi. o mevzudan kimseye bahsetmek yok tamam mı? birinden duyarsam, bir imalı bakış yakalarsam... bittin sen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra o zebani bitti tabi. ama kimseye bir şey anlattığından değil. gaipten sesler korosunun ağzında bakla ıslanmadığından.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-6778840025274415576?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/6778840025274415576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=6778840025274415576&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6778840025274415576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6778840025274415576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2010/04/seytan-azapta.html' title='şeytan azapta'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-3616221383896123462</id><published>2010-02-02T04:53:00.000-08:00</published><updated>2010-02-02T11:02:57.585-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayetullah humeyni'/><title type='text'>the imam</title><content type='html'>- anne... "yukarıda allah var" dedikleri zaman bizim üst kattaki komşudan bahsetmiyorlar, di mi?&lt;br /&gt;- hayır tabi. o adamdan allah değil, ancak allahlık olur.&lt;br /&gt;- ben allah'ı düşününce aklıma hep camideki imam geliyor. ama o da allah değil sanırım?&lt;br /&gt;- yok, o da değil.&lt;br /&gt;- ama allah'ı tanıyor, di mi? böyle arkadaşı gibi bir şey gibi sanki?&lt;br /&gt;- aslında hayır. allah hakkında bir şeyler okuyan, sanki onun söylediklerini anlatır gibi konuşan imamlar var. ama onlar allah'ın arkadaşı falan değil, çoğunun hiçbir şeyden haberi yok. hatta kayda değer bir bölümünün cennette bile yeri yok. istersen sana hiçbir zaman cennete giremeyecek bir imamla ilgili bir hikaye anlatabilirim. ne dersin?&lt;br /&gt;- olur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;============&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 haziran 1989... aylar süren bekleyişin ardından cehennem halkı geri sayıma başlamıştı. seyyid ruhullah musavi humeyni, nam-ı diğer ayetullah humeyni cehenneme geliyordu. kendisi olacaklardan habersiz, her şeyi allah için yapmış olmanın gönül rahatlığıyla gözlerini kapamış, milyonlarca müslüman tarafından taşınan tabutuyla son yolculuğuna uğurlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;humeyni ilerlerken kafasında ani bir acı hissetti. dönüp baktığında tabuttan düşmüş olduğunu gördü, halkın sevgisi karşısında keyfi yerine geldi. hem allah için çalışmış hem de kestirdiği tüm kellelere rağmen inanılmaz sevilmişti. bu şartlar altında cennete girmesi kaçınılmazdı! yürürken tabanlarına yayılan sıcaklık bile onu rahatsız etmemiş, bunun da cennetin güzelliklerinden biri olduğunu sanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ışığa doğru ilerledi. sırat köprüsü'nde trafik biraz yoğundu ama doğru adımları atarak, birkaç kez de sürekli yere baktığı için önünde ilerleyen kişiye çarparak geçmeyi başardı. yeşil çayırlara ulaştığında kafasını kaldırdı, insanlara baktı. herkes oldukça uzun görünüyordu, sanki nba oyuncuları toptan diğer tarafı boylamış gibiydi. ama bu elbette imkansızdı. ne o münafık amerikanlar arasından doğru düzgün müslüman'ın çıkması mümkündü ne de nba'de kadınların bulunması. ama burada bir sürü kadın vardı, hiçbiri de çarşaf giymemişti. hatta... hatta pek bir şey giymedikleri de söylenebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınlardan biri humeyni'nin boynuna bir sicim bağladı ve çekmeye başladı. başta biraz inat etse de göz hizasında bulunan kalçaların fikrini değiştirmesi uzun sürmedi; kadın önde, imam arkada ilerlemeye başladılar. yürürken çevresine de bakıyor ve şaşkınlığını gizleyemiyordu. insanlar geçit töreni izler gibi toplanmış, amerikan bayraklarını sallıyorlardı. bu ne biçim bir cennetti?! peki ya şeytan amerika'nın burada ne işi vardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;humeyni bir an amerika konusunda hata yapmış olabileceğini düşündü. ne var ki cennette olmayabileceğini hala hayal bile edemiyordu. ta ki karşısında özgürlük anıtı'nın (humeyni'yi korkutmak için yapılmıştı) omzuna kolunu atmış, keyifle gülümseyen ve yaklaşmasını işaret eden devasa iblis'le karşılaşana kadar. işte o anda dizlerinin bağı çözüldü, yere düşerken acı bir çığlık attı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEEEEEEEEE!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;humeyni'nin şaşkınlığı korkunun ve üzüntünün önüne geçmişti. neden çığlık atarken koyun sesi çıkarıyordu ve allah kahretsin neden cehennemdeydi?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- neden cehennemde olduğunu merak ediyorsun sanırım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;humeyni "evet şeytanın dölü allah'ın belası kafir (ve ağzımıza almayacağımız küfürler [ağzımıza kibarlığımız nedeniyle değil, humeyni'nin bazı organlarını da içerdikleri için almıyoruz, yanlış anlaşılmasın])" demeye çalışırken yine sadece "meeeee" diyebildi. neyse ki bizim keçi bu dile de aşinaydı, anlaşmakta zorlanmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- seni buraya getirmek için çaba göstermedim ruhullah. allah seni yanında istemiyor. yaptıkların yüzünden hiçbir zaman cennete giremeyeceksin.&lt;br /&gt;- ben her şeyi allah için yaptım! senin yargını kabul edecek değilim!&lt;br /&gt;- ben de öyle düşünüyordum. bu yüzden benim yargımı değil, şeriatı kullanacağız. ama senin kendi çıkarlarına uydurduğun şeriatı da değil! şimdi suçlarını okuyorum, yüzün kızarmadan dinleyebilecek misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;humeyni'nin günahları arasında neler yoktu ki? kendi inançlarını ve hayat görüşlerini savunan insanların ölümüne sebep olmak belki de bunlar arasında en basit olandı. ancak onu en çok şaşırtan, karısını aldatmakla suçlanmak oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kesinlikle hayır! ben helalim olmayan hiçbir kadına el sürmedim!&lt;br /&gt;- kadın demedim zaten ruhullah. "bir erkek; koyun, inek, deve gibi hayvanlarla seks yapabilir. ancak boşaldıktan sonra hayvanı öldürmelidir. etini kendi köyünün insanlarına satamaz ancak komşu köyde satmasında sorun yoktur." bu sözler sana ait değil mi?&lt;br /&gt;- doğru. ama...&lt;br /&gt;- ama? şu koyunlar... adlarını hatırlıyor musun? birine fatima diyordun galiba? diğeri? hacer? ayşe?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece o zaman, eşini aldatmak konusunda yalan söylediği için humeyni kalbinde bir ağırlık hissetti. bir anlık vicdan muhasebesi yerini buldu, aniden gelen pişmanlık sert bakışlarının ardına saklanamadan iblis tarafından farkedildi. böylece humeyni cehennemdeki yerini garantiledi. belki standartlara göre küçük bir meseleydi. ama cehennemde geçireceği süre boyunca bundan ve diğer yaptıklarından ziyadesiyle pişman olması sağlanacaktı. özellikle de zebaniler için özgürlükler ülkesi sayılan cehennemde bir koyun olarak yaşayacağı düşünülürse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kararın ardından ayetullah humeyni cezasını çekmeye gönderildi, dekorlar toparlandı ve cehennem normal düzenine döndü. iblis özgürlük anıtı'nı bir teşekkür mektubuyla birlikte tanrı'ya gönderdi. yıllardır cehenneme cezayı bu kadar hakeden biri gelmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;============&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ama anne, bu hikayeye göre allah ve şeytan birlikte çalışıyorlar? doğru mu bu?&lt;br /&gt;- bilmiyorum tatlım, buna zamanı gelince kendin karar vereceksin. tıpkı onların varolup olmadıklarına karar vereceğin gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-3616221383896123462?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/3616221383896123462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=3616221383896123462&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3616221383896123462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3616221383896123462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2010/02/imam.html' title='the imam'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-8705364031207932876</id><published>2010-01-23T10:58:00.000-08:00</published><updated>2010-01-23T11:06:54.020-08:00</updated><title type='text'>Confessions of an Advertising Man</title><content type='html'>Tüm reklamcıların cehennemde oldukları doğrudur. Ancak onların cehennemde olma nedeni insanlara yalan söylemeleri, boku cilalayıp matah bir şeymiş gibi satmaları değildir. İyi reklamcılar yaptıkları iş nedeniyle kötü hissetmezler, vicdanları rahattır. Cehennem ise sadece vicdan azabı çekenlerin girebildiği bir VIP Club'dır. Kurdukları her cümleyle günaha davet eden reklamcıların cehenneme girişi ise oldukça ilginç ve yeni bir olaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hepi topu iki yıl öncesine kadar cehennemdeki reklamcı nüfusu oldukça azdı. Orada bulunanlar da ya reklamcı olmak zorunda kalmış sosyalist yazarlar ya da mesleklerinden bağımsız olarak yaşadıkları olayların ağırlığını kaldıramamış tiplerdi. İlk gruba girenler sadece yanlış bir iş yaptıklarını düşünüyor, ikinci gruptakilerse yaşamalarının bile yanlış olduğuna inanıyorlardı. İki grubun tek ortak noktası, İblis için sadece bir istatistik değeri taşımalarıydı. Gidip sorsanız, İblis onların mesleklerini bilmek bir yana dursun, neredeyse varlıklarından bile haberdar değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis bir süredir dizilere sarmıştı. MadMen'in sadece 1960'ların kaymak tabakasındaki insanlık dramlarını anlattığını sanıyor, ülkenin diğer yanında hippiler gibi renkli karakterler varken, neden New York gibi vasat bir yerde çekildiğini ve sıradan insanları konu aldığını anlamıyordu. Aslında İblis adamların reklamcı olduğunu bile farketmemişti. Sadece dizide ismi geçen markaları not alıyor, "sponsor olacak kadar paraları varsa, kesinlikle cehenneme girecek nedenleri de vardır, araştırmak lazım" diye düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün kahve servisine gelen zebanilerden birine bu adamların neden mesai saatlerinde bu kadar rahat içebildiklerini sordu. Zebani omuzlarını silkip "bilmem," dedi, "sanırım yaratıcı yönetmen olunca istediğiniz gibi davranma hakkı da kazanıyorsunuz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis'in tek kaşı kalktı. Yaratıcı yönetmen kavramı ilgisini çekmişti. Yaratmak Allah'a mahsus olduğuna göre bu adamlar düpedüz Allah'a şirk koşmaktaydı. Sanatçılar da yaratıyordu, hatta bir insana göre yaratıcılığın en üst noktalarından birinde bulunuyorlardı ama hiçbiri unvanlarının başına "yaratıcı" kelimesini koymuyordu. Kayda değer bir şey yaratmayan, hatta kavramları birleştirip toplumun ilgisini çekmek dışında bir şey yapmayan reklamcılar ise yaratıcılığı sahiplenmiş görünüyorlardı. Bazıları vardı ki, bu kadarını bile yapmıyor, buna rağmen payelerini gururla, hatta kibirle taşımaktan hiç çekinmiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis, Tanrı'yı bu durumdan haberdar etmek üzere telefona sarıldı. Nihayetinde o da bir kuldu ve daha önemlisi, bu işten ciddi çıkar sağlayabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cennet İletişim Hattı'na hoş geldiniz. Ölmüşlerinizin ruhu için 3 ve 1, günahlarınızın affı için 41, gerçek bir inanansanız 42846, sorularınız için 58726'yı tuşlayınız. Yanlış yerde olduğunuzu düşünüyorsanız lütfen bekleyiniz, henüz cezanız bitmemiştir.&lt;br /&gt;- Cebrail, selam. Ben İblis. Tanrı'yla görüşecektim.&lt;br /&gt;- Aaa, selam İblis. Ben de aramanı bekliyordum. Tanrı seninle yine konuşmayacak ama bir mesajı var. Sana "saçmalama, elbette farkındayım ama olmaz o iş" dememi istedi.&lt;br /&gt;- Ama neden?!&lt;br /&gt;- Bilmem? Neden böyle bir şey söylediğini bile bilmiyorum. Planları ve mantığı bizi aşıyor, sen de anlamak yerine sadece inanmaya çalışmalısın.&lt;br /&gt;- Peki. Bir şey anlayacağını düşünsem bunu seninle tartışırdım ama biliyorum ki tamamen faydasız olacak. Hoşça kal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis telefonu kapadıktan sonra televizyonun karşısına geçti, MadMen'i açtı. Şimdi farklı bir gözle izliyor, bir yandan da bu tip adamları kendi istekleriyle cehenneme çekmek için ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Fikrin gelmesi uzun sürmedi. Elbette reklamcıları kendi silahlarıyla vuracaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerin kalbine giden yol midesinden geçer diyenler yanılırlar. Damak tadı kadınlar için önemlidir. Bu yüzden elma Havva'ya gönderilmiştir. Erkeklerin kalbine gözlerinden ulaşılır. Gösterip vermemek esastır. Neyse ki insanların hepsi böyle saçma formüllere bağlı yaşamazlar. Ama bunlara inananlar, her türlü reklama da inanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamcılarda ise durum biraz farklıdır. İşin içinde oldukları için eleştirel bakabilir ve yumuşak karınlarını bir yere kadar saklayabilirler. Çoğu, doğal ortamlarında normal insan gibi görünürler. Sıradan yemekler yer, sıradan eşofmanlar giyer, sıradan sohbetler eder, sıradan rüyalar görürler. Bu ortamlardan çıktıklarında; örneğin müşteri karşısındayken, karşı cinse kur yaparken veya eleştirildiklerinde, reklamcılıklarını sonuna kadar kullanır, karizmadan çatlayacak duruma gelirler. Öyle ahım şahım bir zeka gerekmez, hemen hepsi kendilerini David Ogilvy’nin "Tolerate genious" sözünün nesnesi olarak görüp tripten tribe girerler. Ama genellikle normal insanlar oldukları ve zamanlarının sadece %30'unu kasılarak geçirdikleri için (ve bazen müşteriler yüzünden gerçekten acı çektikleri için) cennete kabul edilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda İblis reklamcı konumundaydı, reklamcılar ise müşteri. Dizleri çıkmış evladiyelik eşofmanına ve ahı gitmiş vahı kalmış lekeli tişörtüne veda edip kemik gözlüklerini taktı, Photoshop'u açtı. Sadece cehennemde yürütülecek bir reklam kampanyasıyla cennetteki reklamcıları toplayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis'in çok uğraşması gerekmemişti. Sadece "abandon all hope" tabelasını değiştirip kapıya zebellah gibi iki güvenlik görevlisi koyması yeterli olmuştu. Bir süre güvenlik görevlileri kimseyi içeri almadılar. Buraya girecek kadar karizmatik değilsin, yeteri kadar zeki değilsin, sen buna günah mı diyorsun gibi cümlelerle herkesi kışkışladılar. Birkaç gün geçmeden cennete alınacak olanlar bile cehennemin kapısında kuyruk oluşturmuştu. Sadece cehennemde yayınlanan ve cennete sokulması kesinlikle yasaklanan derginin bir kopyası (daha doğrusu, tek kopyası) dışarı sızdırılmıştı. Herkes dergideki haberleri konuşuyor, reklamı yapılan ve sadece cehennemde bulunan ürünleri satın almak istiyordu. Kimse henüz cehenneme girebilmiş değildi ama pek çok kişi bunu bir statü simgesi olarak görmeye başlamıştı bile. Haberlerin cennette yayılması gecikmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamcılar meleklerin bile ilgisini çeken bu kampanya nedeniyle derin bir umutsuzluk yaşıyorlardı. Hayatları boyunca cilalayıp satmayı başardıkları hiçbir şey, gerçekten zararlı olanlar bile böyle bir başarı yakalamamıştı. Sigara satmak bir şey değildi, bunun için "öleceksin ama en azından yaşamdan keyif al" demek yeterliydi. Şeytan bunu bile yapmamış, hedef kitlesine hiçbir avantaj sunmamıştı. Bütçe kullanmamış, görsellikle kotarmamış, doğru düzgün slogan bile yazmamıştı. Üstelik fikir çok basitti, sıradan bir insanın bile aklına gelebilirdi. Allah böyle kampanyanın belasını versindi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya sonucunda reklamcıların hiçbiri cehenneme gitmek istemedi. Ne var ki kıskançlıkları öfkeye dönüşmüş, cennette huzuru bozacak boyuta varmıştı. Basit bir kampanya yüzünden şu güzelim ortamı bozdukları için suçluluk duyuyorlardı. Suçluluk vicdan demekti. Vicdanı rahat olmayanların da gidebileceği tek yer cehennemdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis, ödüllük bir iş yapmamıştı, gerçek dünyada büyük ihtimalle yaratıcılığıyla ünlü reklamcılardan biri olmazdı. Ama satışın kurallarını herkesten iyi biliyordu ve yine amacına ulaşmıştı. Kahvesini ve abur cuburlarını alıp televizyonun karşısına oturdu, haberleri izlemeye başladı. Gerçek hayatın gerçekçi bir kurgudan çok daha eğlenceli olduğunu düşündü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-8705364031207932876?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/8705364031207932876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=8705364031207932876&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8705364031207932876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8705364031207932876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2010/01/confessions-of-advertising-man.html' title='Confessions of an Advertising Man'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-1803643043997614830</id><published>2009-12-27T02:32:00.000-08:00</published><updated>2009-12-27T07:03:44.485-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='noel baba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='james pierpont'/><title type='text'>jingling hell</title><content type='html'>yeni yılın herkes üzerindeki etkisi farklı olmakla birlikte, tartışılmaz bir gerçek vardır; kimse ona kayıtsız kalamaz. bu durum ölümden sonra da devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cennette sıkılan ruhların yeni yıl kutlamalarında yakaladıkları neşe ve hareketlilik kısa sürede bağımlılığa dönüşmüştü. dini bayramlar, doğum günleri, cennete giriş tarihleri derken, her gün yaptıkları kutlamalar yine rutine dönüşmüş ve sıkıntılarına sıkıntı katmaktan başka işe yaramamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennemde de durum pek farklı değildi. başladıkları her kutlamanın felaketle sonuçlanması onları partilerden soğutmuştu. zamanla, yeni gelenlerin hevesini söndürmek, olası kutlamaları engellemek için ellerinden geleni yapan bir güruha dönüştüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama iblis bundan memnun değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- james lord pierpont?&lt;br /&gt;- özür dilerim! ne yaptığımı bilmiyorum ama bir daha olmayacak! lütfen, daha fazla ateş topu oynatmayın bana! lütfen bana acıyın lütf...&lt;br /&gt;- bay pierpont...&lt;br /&gt;- ühühüüü hağyııığğğr hühüüü...&lt;br /&gt;- james!&lt;br /&gt;- yoooo ühüühüüühüüü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabrı taşan zebani isterik adamı sert bir tokatla sakinleştirdi. çenesinin dağılan bölümlerini yerden toparlamaya çalışan pierpont'un nutku tutulmuş, ister istemez ağlamayı kesmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- cehennemde korkudan krizlere girmenize inanın anlam veremiyorum. en kötüsünü yaşamışsınız zaten, daha ne bekliyorsunuz ki? neyse, sizden bir isteğim var. daha doğrusu efendi lucifer'ın isteği.  lucifer cehennem için bir yeni yıl şarkısı yazmanızı istiyor.&lt;br /&gt;- höehğ?&lt;br /&gt;- tamam, siz konuşmaya çalışmayın. birazdan çenenizi yerine takması için birilerini göndereceğim. bu arada siz de düşünmeye başlayın. böyle neşeli, dile dolanan, insana umut veren... jingle bells gibi yani.&lt;br /&gt;- uğuğ ğu?&lt;br /&gt;- evet, umut. küçük ama önemli bir ayrıntı. bay lucifer cehennemin kapısına "umutlarınızı şu köşeye bırakıverin" yazdırarak bir hata yaptığını kabul ediyor. anlarsınız ya, buradan çıkma umudu olmayınca cehennem kavramının bütün keyfi kaçtı. onu geri getirmek için de yılbaşından daha iyi bir zaman seçilemezdi.&lt;br /&gt;- ğe ğağağ?&lt;br /&gt;- eveeet, önemli bir soru daha. umut dolu, kusursuz bir şarkı yazmak için iki saatiniz var. hemen çalışmaya başlasanız iyi olur, bunu dün yayına almamız gerekiyordu.&lt;br /&gt;- ?!&lt;br /&gt;- haydi haydi, iş başına, bekleme yapmayalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işin doğrusu, james lord pierpont yılbaşından nefret ediyordu. o lanet şarkıyı yazmasıyla birlikte hayatı geri dönülmez bir şekilde değişmişti. fakir ve gururlu bir gençken, kıytırık bir yılbaşı şarkısıyla dönemin rock yıldızına dönüşmüş ve hem kendisinin hem de yedi ceddinin cehennemdeki yerini garantiye almıştı. daha kötüsü, şarkıyı herkes biliyor, herkes söylüyor ama bir allahın kulu, hatta 100 yılı aşkın süredir onun geliriyle ihya olan insanlar bile pierpont adını bilmiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis kesinlikle çok akıllıydı. pierpont için yeni bir jingle bells yazmaktan daha büyük bir ceza düşünülemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu düşünceler ve giderek kabaran bir nefretle james lord pierpont yeni yılbaşı şarkısının ilk notalarını kağıda dökmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir buçuk saat sonra zebani elinde dosyası ve telefonuyla pierpont'un yanına gitti. bir zebani olmanın en güzel yanını yaşıyordu: işlerin yetişmeyeceğinden emin bir müşteri temsilcisi tavrıyla pierpont'u dürtmeye başlayacak, muhteşem yaratıcı süreci kesintiye uğrayan adam tripten tribe girecek, iş gerçekten aksayacak ve birbirlerine yapacakları kıllıkların kaybettireceği zaman sonucunda yetişmeyecekti. zebani bunun kendisi için de hayli zararlı olacağını bilmekle birlikte, pierpont'un başına gelecekleri düşündükçe keyifleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne var ki keyifli gülümsemesi pierpont'un uzattığı sayfayla yüzünde donup kaldı. cehennemi umuda boğacak şarkı hazırlanmış, sunulmayı bekliyordu. sayfayı uzatan pierpont yeni şarkısını jingle bells melodisiyle söylemeye başladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;slashing through our throats&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;with a silver flaming scythe&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;four horsemen and we go&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;screaming all the way&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bells of hell hounds ring&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;all the spirits fight&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;for one and the only thing&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;our hope of getting out&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;jingling hell jingling hell jingling all the way&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;oh what fun it is to cry for a hopeful get away&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- gördüğünüz gibi çok bilinen, herkesin diline dolanan bir melodiyi yeni sözlerle sunuyoruz, klişelerden bu şekilde yararlanmak hedef kitlemiz üzerindeki penetrasyonumuzu hızlandıracak.&lt;br /&gt;- çok güzel olmuş. yalnız şimdi şeytanın avukatını oynuyorum sadece, şarkının ingilizce olması lucifer'ın pek hoşuna gitmeyebilir. brief'te belirtmemiştik ama sözlerin diğer dillere de çevrilebilecek şekilde revize edilmesi gerekebilir.&lt;br /&gt;- ama evrensel bir dil kullandığımız için sorun olmayacaktır. sonuçta diğer ülkelerde de jingle bells ingilizce söyleniyor, kimse de dili değiştirmeyi düşünmüyor. bunu farklı enstrümanlarla yerel kültürlere uyarlayabiliriz. çok tutacak bu şarkı, cennette bile olay yaratacağız.&lt;br /&gt;- peki, ben bu şekilde iletirim.&lt;br /&gt;- sunuma ben de katılmıyor muyum?&lt;br /&gt;- gerek yok, sizin başka işleriniz var zaten, ben hallederim.&lt;br /&gt;- başka iş derken?&lt;br /&gt;- diğer zebani arkadaşlarım sizinle ilgilenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennemde kar topu yapmak çok zordur. ama umudun olduğu yerde imkansız diye bir şey yoktur. yeni brief'ini alan james lord pierpont masasına oturup kırmızı kar yağdırmanın yollarını düşünmeye başladı. yaratıcılığıyla övünen kişilere verilebilecek en iyi ceza, neden gerçekten yaratıcı düşünmeye zorlamak olmasındı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis türk kanallarını izlemeye bayılıyordu. özellikle yılbaşı yaklaştığı zaman. şimdi de sakallı, cübbeli bir dallama çıkmış, yeni yıl kutlamalarının şeytan icadı olduğunu söyleyip duruyordu. haksız sayılmazdı. cehenneme geldiği zaman bu kadar doğru düşündüğü için ödüllendirilecek, çam ağacının tepesine yıldız olarak oturtulacaktı. iblis bunları düşündükçe gülümsemesi de genişliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zebaninin getirdiği şarkı hoşuna gitmişti. pierpont iyi iş çıkarmıştı. aslında normal şartlarda böyle boktan bir şarkının yüzüne bile bakmazdı ama şu anda çıkarlarını düşünmesi gerekiyordu. cehennemin dört bir yanına yerleştirdiği kolonlardan 1 ocak sabahına kadar kesintisiz yayın yapacaktı. böyle bir şeyi sağır sultan olsa duyardı, noel baba'nın duymaması için en ufak bir neden yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaydı hemen yayına aldı ve cehennem halkı için yepyeni bir işkenceyle dolu günler başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis yılbaşı gecesi kırmızı kukuletasıyla yatağına girerken günlerdir çalan salak şarkıyı mırıldanıyordu. başka şansı yoktu, pierpont hakikaten dile dolanan bir şarkı yazmıştı. kendisi mırıldanmasa bile lanet şarkı kafasında çalmaya devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sürü hediye gelmişti. eldivenler ve kaşkollar, yeni mızraklar, kızaklar ve kayak takımları, çatal kuyruğunun ucu üşümesin diye minik bir ponpon... ama hiçbiri noel baba'dan değildi. adam cehenneme umut getirilmesini iyilikten saymamıştı. aslında haksız da değildi. ama yine de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iblis'in asıl isteği cehennemden çıkmaktı elbette. özellikle bu umut dolu şarkı yeni yıl dileğinin gerçekleşebileceği beklentisini uyandırmıştı. ama iblis bile noel baba'nın böyle bir hediye veremeyeceğini biliyordu. bu nedenle daha basit bir şey, cehennemde kar yağmasını dilemişti. ne var ki, sonsuza kadar noel baba'nın yaramazlar listesinde kalacağı başından belliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yıl daha böyle başlıyordu işte, nasıl geçeceği de başından belliydi. iblis gözünden süzülen bir damla yaşı silerken "jingling hell jingling hell" diye mırıldanıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-1803643043997614830?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/1803643043997614830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=1803643043997614830&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1803643043997614830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1803643043997614830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/12/jingling-hell.html' title='jingling hell'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-3402055068699250933</id><published>2009-09-30T13:53:00.000-07:00</published><updated>2009-09-30T14:05:49.310-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsrafil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Red Adair'/><title type='text'>Yangın olur, biz yangına gideriz.</title><content type='html'>- İyi günler. Lucifer'la mı görüşüyorum?&lt;br /&gt;- Evet, buyrun?&lt;br /&gt;- Ben İsrafil. Sizi cennette çıkan yangınla ilgili aramıştım.&lt;br /&gt;- Olay bu sabah gerçekleşti sanırım.&lt;br /&gt;- Yangını çıkardığınıza göre bunu pekala biliyor olmalısınız.&lt;br /&gt;- Hayır. Sabah borunuzla sadece cenneti değil, cehennemi de ayağa kaldırdınız. Yangın alarmı olduğunu şimdi öğrendim. Size nasıl yardımcı olabilirim?&lt;br /&gt;- Suçunuzu kabul ederek ve cezanıza katlanarak elbette.&lt;br /&gt;- Sayın İsrafil, kanıtınız yokken suçlamanın günah olduğunu biliyor olmalısınız. Ayrıca bana ne tip bir ceza vermeyi düşünüyorsunuz, çok merak ettim. Cehenneme mi göndereceksiniz? Hah hah!&lt;br /&gt;- Sizinle işim bitmedi! Çok yakında görüşeceğiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DRANK!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzüne kapatılan telefon Lucifer'ın sinirini biraz bozduysa da üzerinde fazla durmadı. Kaldı ki, sivri dili ve alaycılığı nedeniyle pek de seyrek karşılaştığı bir durum sayılmazdı. Kendisine telefonla ulaşabilenler bağırıp çağırıyor, küfür ediyor ve sonunda telefonu yüzüne kapatıyorlardı hep. İsa'yı anımsadı ve keyfi yerine geldi. O kadar sinirlenmişti ki gidip pazar yerini yağmalamış, ardından koskoca İblis'i babasına şikayet etmişti. Çok alem adamdı doğrusu. Gülümsemesi bir düşünceyle bölündü, alnında çizgiler belirdi. Cennette yangın çıkmıştı ve İblis uzun süredir bu kadar ilginç bir şey duymuyordu. Olayı araştırmaya karar verdi ve telefona uzandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;O sırada cennette...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Rica ediyorum, şu yangını kim çıkardıysa ortaya çıksın. Hiçbirinizin yalan söylemeyeceğinden eminim. Adil şartlarda yargılanacağınızı da biliyorsunuz, lütfen inat etmeyin. Tekrar soruyorum, kim çıkardı bu yangını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse cevap vermiyordu. Lir sesleri devam ediyor, kuşlar hala cıvıl cıvıl ötüyor, herkes yeşil çimenlere uzanmış ölümden keyif alıyordu. Ne soruyu umursamışlardı ne de cevabı merak ediyorlardı. Şimdiye kadar hiç böyle bir şeyle karşılaşmadıkları doğruydu. Herkes onların bir şekilde meraklanacağını ve hareketleneceğini düşünürdü. Ama öyle olmamıştı. Cennetteki huzur o kadar içlerine işlemişti ki, bırakın küçük bir yangından etkilenmeyi, üstlerindeki kıyafetler tutuşsa umurlarında olmayacaktı. Herkes rahatlıktan uyuşmuştu. Cennet böyle bir yerdi işte. Dertsiz, tasasız, hareketsiz... Tuhaf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki böyle bir yerde bile yangın çıkarmayı biri akıl etmişti. Hemen İsrafil'e haber verildi, yangın borusunun sesi her yerde yankılandı* ve itfaiyeciler olay mahaline doluştu. Yangın kısa sürede kontrol altına alınmıştı ama bu işte bir tuhaflık olduğu çok belliydi. Sorgu melekleri gerekli işlemleri yapmaya başladılar. Ancak ortada bir sorun vardı. İnsanlar sadece hayatta oldukları zaman kayıt altında tutuluyorlardı. Cennettekilerin ne yaptığını ise sadece Allah bilirdi. Onun da ser verip sır vermediği, verdiği zaman bile alegorilerle konuşup kafa karıştırdığı bilinen bir gerçekti. Sonuçta sorgu meleklerinin çabaları bir sonuç vermedi. Bir ara cehennemden yardım almayı düşündülerse de vazgeçtiler. Ne de olsa hepsi bir şekilde hümanistti ve işkenceyi kabul etmeleri mümkün değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra cennette kimsenin farketmediği bir şey oldu. Bütün itfaiyeciler ortadan kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Cehenneme dönersek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtfaiyecilerin doğrudan cennete alınması çok normaldi. Henüz ölmeden cehennem ateşinden kurtardıkları insanlar ister istemez müminler arasına katılıyorlardı. Çoğu zaman melekler bile bu kadar iyi iş çıkaramıyordu. Ama cennetin onlara pek uygun bir yer olmadığı da kısa sürede anlaşılmıştı. Ateşle savaşmayı görev edinmiş bu adrenalin deposu adamların canı feci şekilde sıkılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayenin devamını az önce öğrendik. Topluca cehenneme gönderilen itfaiyeciler yolda çocuklar gibi şendi. Tanrı'yı bile dize getirdiklerini, en büyük ödüllerini aldıklarını sanıyorlardı. Ancak durum hiç de göründüğü gibi değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eveeet Bay Adair. Size Red diyebilirim, değil mi? Evet Red, iyi iş çıkardın. Bu gazete haberine göre ölmeden önce benimle bir anlaşma yaptığını, sana cehennemde klimalı bir oda vereceğimi söylemişsin, yoksa buradaki bütün yangınları söndürecekmişsin. Bu sözler sana ait, yanılıyor muyum?&lt;br /&gt;- Haklısınız, öyle dedim.&lt;br /&gt;- Peki biz böyle bir anlaşma yaptık mı? Ben hatırlamıyorum da.&lt;br /&gt;- Bu konuda da haklısınız. Ama... O zaman ölü değildim ve gazeteciler güzel cümleler bekliyordu. Anlarsınız ya...&lt;br /&gt;- Kesinlikle, çok iyi anlıyorum. Ayrıca cennette yaptıklarını da takdir etmiyor değilim, gerçekten zekiceydi. Seni sevdim. Bu yüzden burada da itfaiyecilik yapmana izin vereceğim.&lt;br /&gt;- Teşekkür ederim efendim.&lt;br /&gt;- Elbette bu kez koruyucu giysilerin, itfaiye araçların ve diğer malzemelerin olmayacak. Hatta burada doğru düzgün su bile yok. Ateşi üfleyerek söndürmen de pek mümkün olmayacak, ne de olsa ölüsün ve artık nefes alamıyorsun. İşin kolay olmayacak.&lt;br /&gt;- Ama efendim? O zaman ben nasıl...&lt;br /&gt;- Evet evet... Bunun için bir şey düşündüm. Seni sevdim demiştim. Yangın söndürmek için doğal kaynaklarını kullanacaksın.&lt;br /&gt;- Nasıl yani?&lt;br /&gt;- Yani sana sürekli kaynar su içireceğiz, sen de alevlerin üstüne işeyeceksin. İstersen osuruk gücünden de yararlanabilirsin ama çıkaracağın gaz ters tepebilir, dikkatli olmanı öneririm. Ayrıca işerken ateşe çok fazla yaklaşman da gerekebilir. Yani... yani küçük Adair'e dikkat et. Düşündüğünden de ateşli bir adama dönüşebilirsin.&lt;br /&gt;- Ama Sayın Lucifer... Ben...&lt;br /&gt;- Çekilebilirsin Red. Görmüyor musun, her yer yanıyor. Haydi bakalım, görev beklemez. Hah haha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis'in de Tanrı'nın da keyfi yerindeydi. İkisi de insanlarla oynamaktan zevk alıyorlardı. Bir tek İsrafil cennette öfkeyle volta atmaktaydı. İblis'e bir tehdit savurmuş, karşılığında cehennem yepyeni itfaiyecilere kavuşmuştu. Bunu sindirmesi hiç kolay olmayacaktı. Cebrail'le konuştu ve Tanrı'dan küçük bir istekte bulundu. Sonuçta cennetteki herkes İblis'in hayatını çekilmez yapmaya çalışmıyor muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı hiç tereddüt etmeden İsrafil'e istediği izni verdi. Ertesi gün sabah ezanında İblis'in telefonu çaldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAAAAAAAT!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrafil Uyandırma Servisi bu şekilde çalışmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;* Bazı hassas kulaklı insanlar bile sonunda kıyametin koptuğuna kanaat getirip gereksiz bir secdeye vardılar. Kafalarını kaldırıp da hiçbir karmaşa göremedikleri zaman suratlarının aldığı ifade gerçekten görmeye değerdi. Dünyayı izleyen bazı melekler ve zebaniler bu durumla bol bol alay ettiler. Zebaniler için bir sorun yoktu ama meleklerin davranışı pek hoş karşılanmadı. Savunmaları çok mantıklı olduğu için Tanrı'dan sadece uyarı aldılar. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-3402055068699250933?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/3402055068699250933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=3402055068699250933&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3402055068699250933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3402055068699250933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/09/yangn-olur-biz-yangna-gideriz.html' title='Yangın olur, biz yangına gideriz.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-4861964442205224908</id><published>2009-08-29T04:46:00.000-07:00</published><updated>2009-08-29T04:56:43.090-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jimi hendrix'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurt cobain'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='janis joplin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='prometheus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jeff buckley'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jack daniel&apos;s'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jim morrison'/><title type='text'>27</title><content type='html'>- Büyük planlar yapmalıyız. Anlıyor musunuz beni? Dünya kadar büyük bir plan olmalı ve dünyayı değiştirmeli.&lt;br /&gt;- Jim... Yine ne içtiğini öğrenebilir miyim?&lt;br /&gt;- Bak, beni dinlemiyorsun! Jimi, gel çabuk, söyleyeceğim çok önemli şeyler var!&lt;br /&gt;- Selam Janis. Yine nesi var bunun?&lt;br /&gt;- Canı sıkılmış. Bir zamanlar dünyayı değiştirdik, şimdi de cehennemi değiştirebiliriz diyor. Sıcak başına vurdu galiba.&lt;br /&gt;- Hmm, evet. Bu kez aklında ne var Jim? Yine büyük sürüngeni aramaya başlamayacağız di mi? En son yılanın gözünün içine bakacağım diye tutturduğunda neler olduğunu hatırla.&lt;br /&gt;- Hayır hayır! O bir hataydı! Bu kez çok farklı olacak, güvenin bana. Yılanlar, mavi otobüsler ve kızılderililer yok. Sadece elimizdekileri kullanacağız. Ateş, kan, gözyaşı ve müzik. Başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Ama keşke biraz da viski olsaydı.&lt;br /&gt;- Evet, Jack Daniel’s... O olmayınca J'ler Kulübünün eksik kaldığını düşünmüyor musunuz siz de?&lt;br /&gt;- Bakın, tamam, buldum. Daha doğrusu bulmadım, birlikte bulacağız.&lt;br /&gt;- Neyi bulacağız?&lt;br /&gt;- Neyi değil, kimi. Hazırlanın, Jack Daniel'ı aramaya çıkıyoruz.&lt;br /&gt;- Onu bulduğumuzda ne yapmayı düşünüyorsun? Burada viski ürettiremezsin ki, malzeme yok.&lt;br /&gt;- Düz mantık Jimi, düz mantık! Ateş suyunu üretmek için elimizde istediğimizden de fazla ateş var. Yeterli teşvikle Jack viski üretmenin bir yolunu bulacaktır.&lt;br /&gt;- Peki sonra?&lt;br /&gt;- Sonra? Sonra cehennem için yeni bir dönem başlayacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Janis Joplin'in savunmasından:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;O gülümsemeyi gördüğümde anlamalıydım. Aklından büyük bir şey geçtiğini fark etmiştim ama başımızı bu kadar belaya sokacağını inanın bilmiyordum. Siz de biliyorsunuz, adam deli! Yaşarken de öyleydi, sürekli saçmalardı ve herkes her şeye hazırlıklı olmaları gerektiğini bilirdi. Jim bela demekti. Ama herkesin heyecana ihtiyacı vardı ve Jim heyecanı umutla birlikte sunardı. Ona hayır diyebilen kimseyle karşılaşmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse... Toplayacak çok fazla eşyamız yoktu ve Pam'i de alıp yola çıktık. Öncelikle, Jack'i nerede bulacağımız konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. Jim burnunun dikine ilerliyordu. Mutlaka Jack'i tanıyan birileriyle karşılaşacağımızı ve bir şekilde yolu bulacağımızı söylemişti. Sonra Kurt ve Jeff'le karşılaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Kurt Cobain'in savunmasından:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok mutsuzdum. Beni oyalayacak bir şeylere ihtiyacım vardı. Artık Jeff'ten de sıkılmaya başlamıştım. Tamam, onunla takılmak güzeldi ama birlikte söylediğimiz tüm şarkılar tükenmişti. İkimiz de müzik ve eski zamanlar hakkında konuşmaktan bıkmıştık. Bu lanet yerde yapacak hiçbir şey yoktu. İkimiz de intihar ettiğimiz için pişmandık ve eve dönmek istiyorduk. Ölüm de hayat kadar sıkıcı olmaya başlamıştı ama ikimiz de tekrar intihar etmeye cesaret edemiyorduk. Tüm düşüncelerim depresyonun uçsuz bucaksız boşluğuyla doluydu. Zamanımı sürekli uyuyarak geçirmeye karar verdiğim sırada Jeff "Hallelujah" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu şarkıyı tekrar söylemek istemiyorum Jeff. Zaten bulunduğumuz yere hiç uymuyor. Bırak biraz uyuyayım, şöyle 5000 yıl falan.&lt;br /&gt;- Kurt, J'ler Kulübü diye bir şey duymuş muydun? Ya da Daima 27?&lt;br /&gt;- Yoo... Nedir o?&lt;br /&gt;- Şu anda bize yaklaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrison ve sevgilisi... Benim kadar mutsuz bir adamsanız her yeni yüz umudu ve sıkıntıyı beraberinde getirir. Bir şeyler olacağı için sevinirsiniz ama bir yandan Prometheus'un kartalı aklınızı kurcalamaya başlar. (Bunu sadece şiirsel görünmesi için söylemiyorum. Kartal, Prometheus'un ciğeriyle uğraşmadığı zamanlarda cehennem ahalisi arasında dolaşır ve aklında huzursuz düşünceler bulunan herkesin beynini didikler. Huzursuzluğu sürekli kılmak için dopamin ve serotonin akışı sağlayan bağlantıları koparır ve onlar tekrar oluşana kadar depresyondan çıkamazsınız.) Dolayısıyla, yaklaşan insanları görünce sevinmiştim ama yakında onların da özelliklerini kaybedeceklerini ve sıkıcı olmaya başlayacaklarını düşünüyordum. Keşke biraz daha düşünseymişim ve onlara katılmasaymışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Jeff Buckley'nin savunmasından:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğim insanlarla birlikteydim ve viskiye doğru gidiyorduk. Cehennemi cennete çeviren bir şeydi bu, anlıyor musunuz? Sürekli yeni insanlarla karşılaşıyorduk ve şarkı söyleyerek yola devam ediyorduk. Bazıları müzik için katılıyordu bize, bazıları viskinin kokusunu şimdiden almaya başlamıştı. Ölüm hiçbir acının sonu değil ama o sırada, ayaklarım her adımda daha çok yanarken, yıllar sonra ilk kez yaşadığımı hissettim. Jack Daniel'ı bulduğumuzda çok kalabalık bir grup olmuştuk. Müzik ve viski uğruna kurulmuş bir cehennem ordusu gibiydik. Sonra olanlar kaçınılmazdı, sonuçta liderimiz Kertenkele Kral'dı ve her şeyi yapmaya hazırdı. Bu kadar büyük bir şey beklemiyorduk elbette ama dedim ya, kaçınılmazdı. Ve ben olan hiçbir şeyden pişman değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Jack Daniel'ın savunmasından:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnanılmaz bir kalabalıktı. Adının Jim Morrison olduğunu sonradan öğrendiğim adam bana dünyanın en büyük simyacısı olduğumu ve ateşi ateş suyuna çevirebileceğimi söyledi. Sonra olanlar çok garipti. Neredeyse hiçbir şey yapmam gerekmedi. İnsanların isteği o kadar güçlüydü ki, önlerinde küçük bir ateş yakmam ve "başlayalım" demem yetmişti. Jim anlamadığım bir dilde mırıldanmaya başladı. Mistik bir dua eder gibiydi. Sonra yanındaki kadın ona katıldı. Daha yüksek sesle aynı cümleleri tekrarladılar, dans etmeye başladılar. Müzik ve dans dinamit fitili gibiydi, bir anda tüm kalabalığa yayıldı. Yeni ateşler yakıldı. Herkes çılgınlar gibi ateşlerin etrafında dans ediyordu. Sonra ateşler sıvılaştı ve viskimin muhteşem kokusu etrafa yayıldı. Nasıl olduğunu anlamadım ama hayattayken bunu yapabilmeyi isterdim. Viski üretmek için çok uğraşmıştım ama bu kadar masrafa ve çabaya gerek yokmuş. Jack Daniel's irade gücüyle de üretilebiliyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Jimi Hendrix'in savunmasından:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sonunda viskiye ulaşmıştık. Hepimiz sarhoş ve mutluyduk. Herkes şarkı söyleyip dans ediyordu, sevişiyordu, sevgi ve nefret elektrik akımı gibi aramızda dolaşıyordu. Woodstock’tan bile iyiydi. Ama Jim'in başka planları vardı. Sarhoşken nasıl olur bilirsiniz. O hiçbir zaman "normal" denilecek bir adam değildi ama içtiği zaman daha da vahşileşirdi. Aklından sürekli yeni fikirler geçer ve bunların hepsini çok mantıklı bulurdu. Yine aynı şeyi yapmaya başlamıştı, manik düşüncesini inatla kabul ettirmeye çalışıyordu. Çocuk gibi tepiniyor, onu engellemeye çalışanları viskiyle susturuyordu. Sonunda hepimiz o kadar sarhoş olmuştuk ki Jim'in enerjisine karşı koyamadık. Cehennemin en büyük ateşini yakmak için İblis'in kulesine doğru ilerlemeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Janis Joplin'in savunmasından:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Normalde cehennemde olup bitenlerle ilgilenmezler ama Jeff'in meleksi sesi meleklerin bile dikkatini çekmişti. Cennetten bizi izlediklerini görebiliyorduk. İblis'in kulesine doğru yol aldığımızı fark ettiklerinde cennette oldukları için üzüldüklerinden eminim. Birkaç dakika sonra ateş soluyan siyah atıyla Ölüm geldi ve karşımıza dikildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yapmaya çalışıyorsunuz siz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jim'in yüzünde yine aynı alaycı gülümseme belirdi. Parlayan gözleriyle İblis'in kulesini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yeni bir dekorasyon. Eşim ve ben evimizde biraz değişiklik yapmanın iyi olacağını düşündük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pam'i belinden kavrayıp kendine yaklaştırdı. Kalçasına dokundu. Ve Ölüm gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim, isyan çıktı!&lt;br /&gt;- Eee? Bastırın işte, hep yaptığınız şey?&lt;br /&gt;- Efendim anlamıyorsunuz, burayı yakıyorlar!&lt;br /&gt;- Nereyi yakıyorlar?&lt;br /&gt;- Kulenizi! Hayatınız tehlikede!&lt;br /&gt;- Saçmalama! Birincisi, benim hayatım hiçbir zaman tehlikede olmaz. İkincisi, Neron bile benim kulemi yakmaya çalışacak kadar çılgın değil.&lt;br /&gt;- Neron değil efendim, Jim Morrison cehennemin büyük bölümünü örgütlemiş. Şu anda aşağıda milyonlarca sarhoş insan var ve devasa bir festival ateşi yakıyorlar! Belki Neron o kadar çılgın olamaz ama bu insanlar zıvanadan çıkmış!&lt;br /&gt;- Bir dakika... Sarhoş mu dedin?&lt;br /&gt;- Evet efendim, yasa dışı viski yapmışlar.&lt;br /&gt;- Offf... Yasa dışı falan... Nereden öğreniyorsun bu lafları? Yine avukatlarla mı takılmaya başladın sen? Jim Morrison'ı getir bana. Diğer sorumluların da ifadelerini al, onlarla sonra ilgileneceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jim ve Pam İblis'in yanına çıktıklarında neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı ama viskinin de etkisiyle oldukça rahat ve neşeliydiler. İblis Pam'in de gelmiş olmasına biraz şaşırdı ama bozuntuya vermedi. Ne de olsa her akıl hastası erkeğin arkasında en az kendisi kadar psikotik bir kadının olması doğaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunu siz mi planladınız?&lt;br /&gt;- Evet. Beğendiniz mi?&lt;br /&gt;- Doğrusunu söylemek gerekirse evet. Cesaretiniz bana gençliğimi anımsattı. Yanılmıyorsam viskiyi de siz ürettiniz.&lt;br /&gt;- Jack Daniel'ın yardımıyla, evet.&lt;br /&gt;- Çok güzel. Size reddedemeyeceğiniz bir teklifim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma fazla uzun sürmedi. İblis, elinde küçük bir bavulla kulesinden çıktı ve zebanilere kalan eşyaları toplamalarını söyledi. Kuleyi viski üretimi için Jim ve Pam'e tahsis etmiş, başka bir kuleye taşınmaya karar vermişti. Her aktivist gibi onlar da sonunda sistemin çarklarına dönüşmüşlerdi. Tüm suç ortakları üretime katkıda bulunacak, ancak ürettikleri viskiden bir damla bile içemeyeceklerdi. İblis viskinin bir bölümünü kendine saklayacak, kalanını da her gün cennetin kapılarına dökecekti. Cennettekilerin bu nimet karşısında ne kadar dayanabilecekleri ise başka bir maceranın konusuydu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-4861964442205224908?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/4861964442205224908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=4861964442205224908&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/4861964442205224908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/4861964442205224908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/08/27.html' title='27'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-6747633229016700807</id><published>2009-08-04T08:13:00.001-07:00</published><updated>2009-08-04T08:15:07.447-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bugsy Siegel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sülün Osman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marlon Brando'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='John Montagu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Heath Ledger'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Al Capone'/><title type='text'>Why so delirious?</title><content type='html'>Araf, sonsuzluğun bekleme odası olarak bilinir. İnsanlar burada davalarının bitmesini, hakim tarafından kararın verilmesini ve kendilerini diğer tarafa taşıyacak kayığın dolmasını beklerler. Gelecekleri hakkında verilecek kararı etkilemeleri ne yazık ki olanaksızdır. Merhuma haklarını helal etmemiş kişiler dünyada, avukatlar ve günahları affeden rahipler cehennemde, her gün özenle suladıkları bitkiler ve sevgiyle besledikleri hayvanlar ise cennettedir. Karardan memnun kalmayanlar daha yüksek bir mahkemeye başvuramazlar. Buradan daha yüksek bir yargı mekanizmasına ulaşmak yalnız pratikte değil, teoride de mümkün değildir. Sonuç olarak, her devlet dairesi gibi Araf’ta da uzun ve sıkıntılı bir bekleyiş söz konusudur. Aslında bir bekleme odasından ziyade, emekli sandığı sırasını andırır. Bekleyen herkes, hayattan da ölümden de bezmiştir. Ancak ne şikayet edecek bir merci bulabilirler, ne de zaman geçirmelerini sağlayacak bir uğraş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heath Ledger kendisi hakkında verilen kararı öğrendiğinde bekleyişin bitmesine sevinse mi, üzülse mi bilemedi. İki zebani eşliğinde cehennemin kapısına doğru ilerlerken gözlerini kapadı ve ilk şoku kolay atlatmayı umdu. Ne var ki kapıdaki yazı etkisini anında göstermiş, Ledger’ın tüm umutlarını ortadan kaldırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıdan geçip birkaç adım attıktan sonra gözlerini korkuyla açtı. Karşısında uzanan yemyeşil düzlük, bungee jumping yapan insanlar ve duyduğu neşeli çığlıklar, o zamana kadar biriktirdiği tüm stresi çılgın kahkahalarla dışa vurmasına neden olmuştu. Son rolünde kazandığı deneyim de eklenince, adamın aklını son hızla kaçırması ancak normal karşılanabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanındaki zebaniye dönüp "Bana o salak fıkradaki ekran koruyucu şakasını yapmıyorsunuz, di mi?" diye sordu. Zebani umursamaz bir tavırla, "saçmalama" dercesine omuz silkti ve Ledger'ı olduğu yerde bırakıp ortadan kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ledger gözlerine inanamıyordu. Ortamın sıcaklığı hayli yüksekti, bir sürü yerde kaynayan kazanlar ve lav çukurları görüyordu, hatta kükürt kokusundan burun kemiği sızlıyordu ama birkaç yüz metre ileride insanların çılgınca eğlendiği yeşil bir alan vardı. Kare şeklindeki devasa yeşilliğin dört kenarında birer adam oturuyordu. Onlar ellerini oynattıkça tepesi görülmeyecek kadar yüksek bir platformdan kahkaha - çığlık karışımı bir ses yükseliyor, ardından bir grup insan bağırarak aşağı uçuyordu. Ledger geniş adımlarla kalabalığa doğru ilerlerken, ellerini cebine sokup hızlı ve sinirli adımlarla yürüyen, öfkesi yüzünden okunan bir adamla karşılaştı. Adam iyi giyimliydi. Cehennemde takım elbiseyle dolaşabildiğine göre oldukça nüfuzlu olmalıydı. Ledger’ın hevesle ilerlediğini görünce kolunu tuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yerinde olsam oraya gitmezdim. Hepsi delirmiş bunların.&lt;br /&gt;- Çok eğleniyor gibi görünüyorlar ama. Kim onlar? Burada çimen olması tuhaf değil mi? Başka ne tip eğlenceler var? Şu dört adam neden yerde duruyor? Platformun tepesini neden göremiyoruz? Neden gökyüzü...&lt;br /&gt;- Sakin ol! Yeni olduğunu bu kadar belli edersen burada yerler seni. Saçın ve makyajından anladığım kadarıyla sen Heath Ledger'sın ve Joker'in etkisinden kurtulamamışsın. Ben Bugsy Siegel. Las Vegas'ın kurucularındanım. Burada da küçük bir kumarhane kurdum. Yani aslında senin çimen sandığın şey büyük bir çuha. Buradaki oyun için bu kadar büyük olması gerekiyor, nedenini sonra anlatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Bugsy de Ledger'la yürümeye başlamıştı. Birlikte çuhaya yaklaşırken alanın çevresindeki dört adamın da yüzleri seçilmeye başlamıştı. Ledger Al Capone ve Marlon Brando'yu tanıdı. Diğer iki adamdan 18. yüzyıl kıyafetleri giyenin yanında büyük bir hamburger tepsisi bulunuyordu. Diğer adam ise yanında bulunan yüzlerce kağıdı zaman buldukça imzalıyor ve ulak görünümlü birine veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İblis kumarhaneyi açmama izin verdi ama bunun cezam olduğunu başta fark etmedim. Masada gördüğün dört hıyar yüzünden şu anda borç batağındayım ve cehennemde olduğumuz için kasa her zaman kazanamıyor. Aslına bakarsan kasa hiçbir zaman kazanamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugsy yarı öfke, yarı ümitsizlikle içini çekti ve konuşmaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu kağıtları imzalayan adam Sülün Osman. Şu anda oyun oynanan alanı bana satan o. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama hala cehennemden arazi satmaya devam ediyor. İblis'le anlaşıp tüm satış işlemlerini hallettiğini söyledi, benim de salaklığıma geldi, imzayı attım. Şu anda yedi ceddimin ruhu Şeytan'a satılmış durumda ama nasıl olduğunu aklım almıyor bir türlü. Yanında hamburger tepsisi olan adam John Montagu, Sandwich Kontu. İşletmenin yiyecek işlerini üstlendi. Sandviçleri berbat ama burada yiyecek daha iyi bir şey yok. Bir şekilde ona da borçlu çıktım. Ödeyemeyince Al Capone'a haber verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Bugsy ayakkabılarını çıkarıp topuklarını gösterdi. Adamın topukları yamuk yumuk, sert ve tuhaf bir renkteydi. Al Capone topuklarına o kadar çok sıkmıştı ki, Bugsy ismini "Kurşun Topuk" Siegel olarak değiştirmek zorunda kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tahmin edersin ki işin içine mafya girince borcum hızla artmaya devam etti. Üstelik dördüncü oyuncu bulunamadığı için henüz kumarhanede bir el bile oynanmamıştı. Yardım istemek için gerçek bir baba gerekiyordu. Marlon Brando da oyuna böyle katıldı. Ama sürekli rol kesiyor, daha bir faydasını göremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ledger hikayeye o kadar kaptırmıştı ki, çuhadan giderek uzaklaştıklarını ve tepeyi tırmandıklarını fark edemedi. İki adam ağır adımlarla tırmanmaya devam ederken Bugsy oyun hakkında bilgi veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Poker oynamayı çok istedik ama burada sadece tarot kartları kullanabiliyoruz. Onlarla da ancak 51 oynanıyor. Çok sıkıcı olduğu için kurallar biraz değiştirildi. Şu bungee jumping yaptığını düşündüğün insanlar var ya... Onlar iskambil kağıdı olarak kullanılıyor. Kılıçlar için yeniçeriler var mesela. Kılıçların onlusunu atacakları zaman on tane yeniçeriyi tepeden aşağı gönderiyorlar. Tahmin edeceğin üzere, o kadar yüksekten düşen herkes yere çakılınca kağıt gibi oluyor. Yukarıda sırasını bekleyenler de deliriyor elbette. Kahkahayla karışık çığlıkların nedeni bu.&lt;br /&gt;- Kupalar için kimleri kullanıyorlar? Alkolik sporcuları mı?&lt;br /&gt;- Hayır. Bunun için eski papalardan yararlanıyorlar.&lt;br /&gt;- Ama onların cehennemde ne işi var ki?!&lt;br /&gt;- Papa XVI. Benedictus'u düşün. Cehennem için biçilmiş kaftanlardan söz ediyoruz burada.&lt;br /&gt;- Vaov... Seninle karşılaşmam büyük şans oldu Bugsy. Bu kadar bilgiyi kimseden alamazdım herhalde.&lt;br /&gt;- Şans, tesadüf... Bunlar hayattayken sorumluluktan kaçmak için uydurduğumuz kavramlar. Burada saçmalıklara yer yok. Tanrı zar atmaz Joker.&lt;br /&gt;- Zar atmak mıaaaaaaaaaaa!!! Ahaaaaaaaaaaaaa!!! Ahahahahahahahahahaha!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugsy Ledger'ı aşağı iterken "Ruhlardan birini daha kurtardık. Kısa zamanda kâra geçerim artık." diye düşünüyordu. Aşağıdan Marlon Brando'nun kahkahası ve Sülün Osman'ın küfrü duyuldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Oha! Jokerle bitti vay ibne!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-6747633229016700807?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/6747633229016700807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=6747633229016700807&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6747633229016700807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6747633229016700807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/08/why-so-delirious.html' title='Why so delirious?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-3806368207080419334</id><published>2009-08-03T11:45:00.000-07:00</published><updated>2009-08-03T11:55:32.907-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Matild Manukyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hürrem Sultan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mari Antoinette'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elizabeth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Katerina'/><title type='text'>Hell(o) Queen!</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bu sefer başka, bambaşka.&lt;br /&gt;Kraliçeler birbirine girdi.&lt;br /&gt;Cehennem Kraliçesi olmak için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Yine bir cehennem günü, yine cehennem gibi bir gündü elbette. İblis odasında öfkesinden köpürüyor, bir aşağı bir yukarı volta attıkça ucu bucağı görünmez kapkaranlık tavanını –her nasıl oluyorsa- zangır zangır sallıyordu. Karşısındaki zebani korkudan büzüşmüş, küçülmüş, ufacık bir nokta haline gelmişti neredeyse. Tir tir titriyordu. Zebaniler aralarında çöp batırmış (Evet, batırmış. Bu tarz seçmeler için çöp çekmece değil, çöp batırmaca oynanırdı cehennemde.) o günkü isyanı İblis’e bildirecek cenabetin hangisi olacağına bu şekilde karar vermişlerdi. Sakınan göze mi yoksa başka bir yere mi çöp batar diye tartışırlarken, piyango şimdi İblis’in odasında titreyip durmakta olan zebaniye vurmuştu. Daha önceleri cenabet seçmek için kutup ayılarından faydalanıyorlardı. Ne de olsa, cehennemden ala çöl bulmak olanaksızdı. Ancak bu, başka bir hikayenin konusudur.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;Cehennemde başgösteren isyan aslında daha önceleri ufak ufak filizlenmeye başlamıştı ama İblis dahil hiçkimse müdahale etmeye cesaret edememişti. Tarihin kadim kraliçelerine cehennem dar gelmiş, iktidar hırsı burada da gözlerini döndürmüştü. Görünen oydu ki, kraliçe olabilmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br&gt;İblis, durumun vehametinin farkındaydı, ama öfkesini kontrol edemiyordu. Biryandan da olayın nasıl olup da bu kadar büyüdüğünü merak ediyordu...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;- Kocaları yok mu bunların?&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Biri hariç hepsinin var ama, kocaları onlardan korkuyor. Hatta Napolyon bu işe kesinlikle karışmayacağını, karısının içinde bulunduğu bir kavgadan sizin asla sağ çıkamayacağınızı söyledi. Bir de güldü utanmadan. Şimdi ne yapacak İblis, çok merak ediyorum, şapa oturduğunun resmidir, dedi. Ona göre, eğer biri size pabucunuzu ters giydirecekse bu kesinlikle Josephine olurmuş.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Yok canım?&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Evet kulaklarımla duydum, aynen böyle söyledi. Süleyman ve Sezar da kendilerini odalarına kapatmış. Hürrem ile Kleopatra son zamanlarda pek sıkı fıkı olmuşlar. Hürrem, Josephine ile Elizabeth’in adamlarını boğdurtuyor, Kleopatra da mumyalatıyormuş. Bakmışlar böyle olacak gibi değil, 4 kraliçe bir araya gelmişler. Katerina, Victoria, Mary ve Antoinette’ e karşı birleşme kararı almışlar. &lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Deme yahu, çok heyecanlı. Ee sonra?&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- E öbürleri de boş durmamış tabi. Mari Antoinette dev bir pasta yaptırıyormuş. Diğer dördüne nazik bir mesaj eşliğinde yollayacakmış. Güya barışalım diyecek yani. Kraliçeler pastayı yiyip şişmanlayınca moralleri bozulacakmış. O zaman istediği gibi psikolojik baskı kurabilirmiş üstlerinde. Katerina da Hürrem, Josephine, Kleopatra ve Elizabeth’in adamlarını taciz ediyormuş. Pek çoğunu baştan çıkarmayı da başarmış üstelik. &lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Ooof of.. Biliyor musun zebani. Ben buraya ilk geldiğimde cehennem bomboştu. Tanrı beni cezalandırdığını söyleyip buraya yollayınca bundan güzel ceza mı olur diye sevinmiştim. Her zaman nefret ettiğim insanlardan uzak tek başıma sakin bir hayat sürecektim. Bana verdiği cezanın inceliğini çok sonra anladım. İnsanlarla uğraşamıyorum. Üstelik sonsuza kadar gelmeye devam edecekler. İlk defa ne yapacağımı bilemiyorum. Gerçekten de ne ister kadınlar? Nasıl başa çıkabilirim onlarla?&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Efendimiz ben de bilmiyorum ama önünü alamazsak, sizin tahtınıza da göz dikmeleri an meselesi.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Düşünüyorum. Bu işi belki ben halledemem ama..&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Ama?&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Halledebileceğini düşündüğüm biri var.&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Kim efendimiz?&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Hmm.. Ben neden bunu daha önce düşünemedim ki? Tabii ya !&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Nedir o efendimiz? Yine ne şeytanlık geldi aklınıza?&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Şu ilanı cehennemin en görünen yerlerine asın. &lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Başüstüne. Bakabilir miyim? Ama? Hahahahahaha! Kudretli efendimiz. Harikasınız! Tam bir şeytansınız!&lt;br&gt;&lt;br /&gt;- Saçmaladığının farkında mısın zebani?&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SncxN03e71I/AAAAAAAAAHQ/8ajLBF78Q-M/s1600-h/manukyan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 207px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SncxN03e71I/AAAAAAAAAHQ/8ajLBF78Q-M/s320/manukyan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365811594634653522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün cehennemin dört bir yanına asılan ilanlarda, kraliçeliğe adaylığını koymak isteyenler için bir adres gösterilmişti: Matild Manukyan. Kraliçeler gerçekten de paniklediler. Önce bu hiç tanımadıkları kadın hakkında kendi nüfuzlarını kullanarak bir araştırma yaptılar. Elde edebildikleri tek bilgi kadının rekortmen bir patroniçe olduğuydu. Bu küçük bilgi bile kraliçelerin sırtından aşağı tedirgin bir ürpermenin yayılmasına yetiyordu. Mülakat günü kraliçeler en güzel kostümleriyle olağanüstü meziyetlerini sergilemek için Manukyan’ın karşısında hazırdı. Hepsi de kendinin seçileceğinden emindi, mağrur tavırlarından taviz vermiyorlardı. Matild Manukyan, yan yana dizilmiş kuzu kuzu bekleyen kraliçelerin önünde bir aşağı bir yukarı voltalar atıyor, her birini tek tek dikkatle inceliyordu. &lt;br&gt;&lt;br /&gt;Gergin sessizliği Elizabeth bozdu, üzerindekiyle baskıyla daha fazla başedemeyeceğini anlayıp bağırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben bakireyim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matild Manukyan hızla Elizabeth’e döndü, gözleri parlıyordu. Elizabeth de dahil diğer tüm kraliçeler bu ani değişiklik karşısında ürperdiklerini gizleyemediler. Manukyan konuştuğunda, kraliçeler gerçekte neyle karşı karşıya olduklarını kesinlikle bilmiyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- En yüksek fiyatı alan, kraliçe olur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, hiç ama hiç bir şey anlamamışlardı. Manukyan’ın tek düşündüğü ise, düzenlenecek bir açık artırmayla kraliçeleri satıp yepyeni bir rekora imza atmaktı. Kraliçelere ertesi gün için hazırlanmalarını söyledi ve yanlarından ayrıldı...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;To be continued: Kraliçe Pazarı!&lt;br /&gt;Çok yakında!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-3806368207080419334?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/3806368207080419334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=3806368207080419334&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3806368207080419334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3806368207080419334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/08/hello-queen.html' title='Hell(o) Queen!'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SncxN03e71I/AAAAAAAAAHQ/8ajLBF78Q-M/s72-c/manukyan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-1558880226090281637</id><published>2009-07-13T07:49:00.000-07:00</published><updated>2009-07-13T07:56:16.668-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Antarktika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Napolyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Büyük İskender'/><title type='text'>On the road</title><content type='html'>- Abi o sonuncuyu içmeyecektik ya... Bugün kendime gelemem ben, kafam çok fena.&lt;br /&gt;- Olm şunun şurasında kaynar su içiyoruz, meze olarak kükürde kömür banıyoruz. Sarhoş mu olduk şimdi biz?&lt;br /&gt;- Olduk abi. Fena olduk. Bir de galiba bir halt yedik biz.&lt;br /&gt;- Kömür işte?&lt;br /&gt;- Yok abi. Bu biraz farklı. Galiba o kafayla cehennemi Antarktika'ya taşıdık.&lt;br /&gt;- Ohaaaa! Ben de bu serinlik nereden geliyor diyordum! E peki İblis?!&lt;br /&gt;- O Michael Jackson'ın cenazesine gitti, biz de fırsattan istifade edip içtik ya, hatırlamıyor musun?&lt;br /&gt;- Ulan salak! Ben Napolyon'um, deliyim. Sen neden bana uydun ki Allah'ın denyosu?!&lt;br /&gt;- Ben neyim abi? Büyük İskender'in hedefleri de deliliği de büyük olur dedin, gaza geldim.&lt;br /&gt;- Ya İskender, git Allah aşkına! Antarktika'da ne işimiz var olm, neden buraya geldik? Neden beni uyarmadın? Ibiza var şuracıkta, eğlencenin dibine vuruyorlar! Biz ne halt etmeye geldik buraya?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biraz geri gidelim sayın okur...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ...ondan sonra İblis yapıştırmış cevabı. Tanrı da bi' sinirlenmiş. Yer misin yemez misin! Atmış bunu cehenneme. Doldur koçum doldur. Ya burası çok sıcak olmadı mı İskenderim?&lt;br /&gt;- Cehennem sıcağı şerefsizim. Niye böyle ki?&lt;br /&gt;- Cehennemdeyiz diye herhalde. Antarktika'da olsaydık şimdi, böyle serin serin. Buz da var orada. Biliyor musun İskenderim, boşa yaşıyoruz olm. Şu içkiyi de soğuk içemeyeceksek boşuna yaşıyoruz!&lt;br /&gt;- Hocam çok uzak Antarktika. Nasıl taşıyacağız ki koskoca cehennemi? Deli işi valla.&lt;br /&gt;- Büyük İskender'in hedefleri de büyük olur, deliliği de! Hem arkanda koskoca Napolyon var!&lt;br /&gt;- Taşıyalım o zaman abi.&lt;br /&gt;- Hadi bakalım, tut bir ucundan. İstikamet Antarktika!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Olayı anladın sayın okur. Peki nasıl oldu bu iş?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum, yedi kat derinden geliyor bunlar. Magmada takılırken Etna'ya uzanan bir boru buluyorlar, başlıyorlar itmeye. Sadece iki kişi ittikleri için fazla gürültü patırtı olmadan, yavaş yavaş çıkarıyorlar cehennemi yukarı. Sonra Sicilya sahil yolundan basıyorlar, deniz havasıyla püfür püfür ilerliyorlar. Cebelitarık'tan geçerken İspanyol sınır karakolu biraz sorun çıkarıyor. Orada bir arbede oluyor, itişme kakışma derken, görevli Fernando “Az bekleyin, bizimkileri toplayıp geliyorum sanzofbiçız!” gibi bir şey söylüyor. O sırada cehennem ahalisi de olaya uyanmış, Napolyon'la İskender'e “Yapmayın abiler, İspanyol'la İspanyol olmayın” diyorlar. Bizimkiler de o boşluktan yararlanıp sıvışıyorlar aradan, sonra ver elini okyanus. Velhasıl kelam, sabaha karşı kendilerini Antarktika'da buluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şimdi isterseniz bugüne dönelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vay anasını be arkadaş! Kaçla gittin olm, bir gecede Antarktika'ya varılır mı ya?&lt;br /&gt;- Tek rakibim THY hocam, biraz deli kullanırım ben.&lt;br /&gt;- Ya kaza falan yapsaydık? Hem alkollüsün de. Çevirme olsaydı ne diyecektin?&lt;br /&gt;- Abi ölüyüz zaten. Hem çevirme olsa da bizim güzellik kraliçelerinden birini gösterirdik, her şekilde geçirirlerdi. Şimdi İblis'e ne açıklama yapacağız, onu düşünüyorum ben. Bir dakika ya... Abiiii... İsmini andık da...&lt;br /&gt;- Geliyor olm! Vallahi geliyor! Şimdi fena sıçtık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldi tabi. "Eve gidince görürsünüz siz" demeye bile gerek duymadı. Gerçekten fena sıçtılar. Çok fena.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-1558880226090281637?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/1558880226090281637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=1558880226090281637&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1558880226090281637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1558880226090281637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/07/on-road.html' title='On the road'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-6021204023571892169</id><published>2009-07-12T02:34:00.000-07:00</published><updated>2009-07-12T02:39:18.070-07:00</updated><title type='text'>Heybeliada’ya dönüş</title><content type='html'>Kadın vapurdan indiğinde ıspanaklı börek kokusu alır gibi oldu. Kendi kendine gülümseyip "ilk hatırladığım bu olamaz" diye düşündü. Sahildeki dondurmacılar yine doluydu, ada sakinleri bu yaz da yerlerinden pek fazla kıpırdamamışlardı. Parkın oradan mı gitsem, sahilden mi devam etsem derken sahil yolunda yürümeye başladı. Eskiden diğer yolda hep kaybolurdu ve bu kez kaybolmayı pek göze alamıyordu. Balık tutanları ve güneşin altında amaçsızca yürüyenleri izleyerek devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahil yolunun sonundaki parka gelince durdu. Küçük bir kız parkın kumları üzerinde koşuyordu. Salıncaklara fazla yakındı. Kadın ona hiçbir şey söylemedi, durdurmaya çalışmadı. Küçük kazaların büyük sorunlara neden olmayacağını, çocuğun bu kazadan ders alacağını ve yıllar sonra canının acısını değil, kendisine gösterilen ilgiyi hatırlayacağını biliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faytonların yanından geçti, çocukluğunda çok geniş gördüğü sokağa girdi. Yolu tam olarak kestiremese de çok yabancı değildi. Sinagogdan yine ilahiler yükseliyordu. Yapı eskiden bu kadar beyaz değildi sanki. Sesleri hiç bu şekilde duymamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinagogun yanındaki bahçenin kapısını açtı. Bisikletiyle denge kurmaya çalışan küçük kıza gülümsedi. İki yan tekerleğini yeni çıkarmış olan kız aşırı bir özgüvenle el salladı. Dengesini kaybedip düştüğünde "tamam tamam, bir şeyim yok" diyerek kalktı, beceriksizce ama hırsla pedal çevirmeye devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın merdivenleri ikişer ikişer tırmandı, zili çaldı ve martı sesleri arasında 23 yıl önce eksilen evin kapısında bekledi. Ispanaklı börek kokusu konusunda yanılmadığını sevinçle fark etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Laleeee! Torunun geldi!&lt;br /&gt;- Ah annesinin loçkası! Neden geldiğini haber vermedin? İskeleden alırdık seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kucaklaştılar. Anneanne torununu üç kez öptü, her öpücüğünün arasına bir anneanne sözü sıkıştırdı. Torun anneannesinin yanaklarını sıktı, saçlarını okşadı. Sarılma faslını çok uzatmadı. Kucaklaşma çok uzarsa anneannesine hafakanlar basardı. Birlikte balkona çıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kenan, bak kim geldi. Hatırladın mı?&lt;br /&gt;- Tomi! Gel bir sarılayım sana! Kocaman olmuşsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dede ve torun 23 yıl aradan sonra kucaklaştılar. Anneanne balkonu gölgeleyen ağaçtan birkaç incir kopardı, oracıkta yıkayıp masaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ye hadi. Bak çok zayıflamışsın zaten. Hiçbir şey yemiyor musun be kızçem?&lt;br /&gt;- Yiyorum canım. Birazdan börek gelince görürsün ne biçim yediğimi. Hem ben incir sevmem ki anneanne, küçükken de yemezdim. Unutmuşsun.&lt;br /&gt;- Ah be loçkam, aklım yeni yeni yerine geliyor. Son zamanlarımda anneni bile hatırlamıyordum, senin incir sevmediğini nereden hatırlayayım? Dut seviyor muydun bari? Börekten sonra bahçeden toplarız. Ah be kızım, çok zayıflamışsın gerçekten. Sen en son beş yaşında görmüştün Kenan. Biraz boyu uzadı, kilosu değişmedi.&lt;br /&gt;- Deme öyle kızıma. Zayıflık da yakışmış. Belki burada toparlar biraz, güzel güzel besleriz onu.&lt;br /&gt;- Balık tutmaya da gider miyiz dede?&lt;br /&gt;- Akşama doğru gideriz. Sonra Lalem de gelir, biraz yürürüz sahilde.&lt;br /&gt;- Ne güzel oldu yine bir araya gelmeniz. Sizi hiç ayrı düşünmek istemiyordum zaten. Hala birbirinize aşıksınız di mi?&lt;br /&gt;- Ah be maymuncuk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az sonra dünyanın en güzel ıspanaklı böreği masadaydı. Hayranlık uyandıran eski güzelliğine ve zarafetine yeniden kavuşan Lale, çok sevdiği ama utangaçlığından belli edemediği eşi ve torunuyla mutluydu. 23 yılın ardından ilk kez bir araya gelen üçlü sadece havadan sudan konuştu. Hem anılardan bahsedildi hem de kadının geleceğinden. Her zaman serin ve gölgeli olan balkonda, özlemeye değer bir gün geçirdiler. Huzuru kaçıracak cümleler gerçek hayatta kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık tuttular, dondurma yediler, hatta kadın yaşına başına aldırmadan salıncakta sallandı. Son vapur için iskeleye yürürken Lale anlatıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doğduğunda herkese seni anlatırdım. Komşulardan utanıyordum artık, İnci aşağı, İnci yukarı. Ama torun çok seviliyor. Çocuk ceviz, torun çevizin içi. Hem sen ilk gözağrımsın, nasıl anlatmayayım? Dedenin de kıymetlisiydin. Kendi kızına kızar, sana bir laf getirmezdi. Biz giderken sen de herkesten önce asansörün kapısında bekler, "Toni! Ben de size geleceğim, kaçalım hemen!" diye dedeni çağırırdın.&lt;br /&gt;- Sizde kalmayı çok özledim anneanne. Binmesem bu vapura? Bu gece sizinle kalsam olmaz mı?&lt;br /&gt;- Burada olmaz loçkam. Hem üzülme, yine gelirsin. Bak, hava kararıyor. Geç kalacaksın.&lt;br /&gt;- Sen karanlıktan da korkardın anneanne. Her şeyden çok korkardın sen. Seni burada bırakmayı hiç istemiyorum.&lt;br /&gt;- Herkes burada annem. Karanlık da olsa yalnız değilim ki. Deden de burada hem. Ağlama n'olur. Kıyamam ben sana. Geri dönmen gerek artık. Asıl annen orada yalnız kaldı. Sana ihtiyacı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın anneannesini ve dedesini son kez kucakladı. Bu kez uzun uzun, sıkı sıkı. Adadan ayrılmak üzere vapura bindi. El sallarken Lale seslendi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bundan da mı hikaye çıkaracaksın?&lt;br /&gt;- Hikaye değil anneanne. Bu sadece veda.&lt;br /&gt;- Veda etmene gerek yok İncim. Seni çok seviyoruz, yine gel.&lt;br /&gt;- Ah be anneannem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah be anneannem...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-6021204023571892169?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/6021204023571892169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=6021204023571892169&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6021204023571892169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6021204023571892169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/07/heybeliadaya-donus.html' title='Heybeliada’ya dönüş'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-1944344026242671304</id><published>2009-06-25T15:27:00.000-07:00</published><updated>2009-06-25T15:35:02.038-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Jackson'/><title type='text'>Take Me To The Other Side - End Of The Story</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SkP6juB4L0I/AAAAAAAAAG4/54EUtveDUBA/s1600-h/michael-jackson.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 317px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SkP6juB4L0I/AAAAAAAAAG4/54EUtveDUBA/s320/michael-jackson.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351396273804554050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Onun hikayesine &lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-intro.html"&gt;burada&lt;/a&gt; başlamıştım, &lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-i.html"&gt;burada&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-2.html"&gt;burada&lt;/a&gt; devam ettim... Ölüm Meleği onu arıyordu. Hikayenin ilk 3 ayağını yazdıktan sonra dördüncü ve son ayağı için uzunca bir süre beklemiştim... Sanırım artık gerek kalmadı. Azrail, Michael Jackson'ı buldu. Bu öykü de böyle sona erdi. Rahat uyu Michael Jackson. - THE END -&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-1944344026242671304?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/1944344026242671304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=1944344026242671304&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1944344026242671304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1944344026242671304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/06/take-me-to-other-side-end-of-story.html' title='Take Me To The Other Side - End Of The Story'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SkP6juB4L0I/AAAAAAAAAG4/54EUtveDUBA/s72-c/michael-jackson.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-6087844760168191655</id><published>2009-06-11T11:46:00.000-07:00</published><updated>2009-06-11T12:27:21.056-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marilyn Monroe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Billy Idol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arthur Miller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='John F Kennedy'/><title type='text'>bazıları sıcak sever</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/SjFZ3nfB2SI/AAAAAAAAAXE/fJvu2I8s47c/s1600-h/Marilyn-Monroe-Impersonators.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 218px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/SjFZ3nfB2SI/AAAAAAAAAXE/fJvu2I8s47c/s320/Marilyn-Monroe-Impersonators.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346153044692293922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sensiz yaşayamam" diyen pek çok aşık muradına erdikten kısa süre sonra gözlerini açmış ve önermesini "seninle daha fazla yaşayamam" şeklinde değiştirmiştir. biraz mantıklı olup da birbirine "ölene kadar" diye söz veren aşıkların da kayda değer bir bölümü 40 yaşına gelmeden yan çizer. yine de ölene kadar devam eden aşklar yok değildir. hatta bazıları ölümü bir son olarak görmezler. bunak yaşlıların eşlerini misafir olarak ağırlamaları bundandır. (bazı istisnalar sadece eğlenmek için canlıları ziyaret eder, korkutup kaçarlar.) farklı bir tür aşık ise sıcak sever. onları değil ölüm, cehennem bile ayıramaz. marilyn monroe'nun ölümüyle başlayan intihar furyası bunun en güzel örneklerindendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cehennem vakanüvisleri monroe'nun öldüğü yılı tek kelimeyle "verimli" olarak tanımlarlar. ona hayran olan erkeklerin haricinde, marilyn kopyası olup aynı şekilde iz bırakmak isteyen pek çok sarışın da bu dönemde intihar etmiştir. bu yoğunluk nedeniyle cehennemin bir bölümü "marilyn monroe kamp alanı*" ismini almış ve bu bölgeye özel bir vakanüvis** atanmıştır. ne var ki bu vakanüvis pek kayıt tutamamıştır. bu nedenle bilgilerimiz monroe'nun eşi arthur miller'ın yazılarına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;miller'ın kayıtları, cehennemde kaleme aldığı ve daha sonra sahneye aktardığı "the misfits 2: cennette yerin yok" isimli eserinde toplanmıştır. ancak eser objektif bir bakış açısıyla yazılmadığı gibi, şüphe uyandıran ayrıntılar da içermektedir. bunlardan biri, marilyn'e asıldığı öne sürülen john f. kennedy'nin miller'dan yediği dayaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eserin ilgi çeken bölümlerinden bir diğerinde billy idol'ın monroe'ya açtığı savaştan bahsedilir. monroe'nun gördüğü ilgiden rahatsız olan idol, cehennemin en ünlü en sarışını olduğunu ilan etmiş ve kampa saldırmıştır. bu olay sonucunda idol, monroe ve tüm kopya monroe'lar "en ünlü en sarışın benim!" nidalarıyla birbirine girmiş, çıkan arbedede 500'ün üzerinde monroe saçlarını kaybetmiştir. karşısında bir marilyn monroe ordusu gören billy idol, gerçek monroe'yu ararken savaş alanında kaybolmuş ve hükmen mağlup sayılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günümüzde marilyn monroe kamp alanı hala üye toplamakta ve yolu sevgiden geçen herkese dinlenme tesisi olarak hizmet vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* bölgenin kamp alanı olarak anılmasının iki nedeni vardı. birincisi, paparazzilerin ilginç bir haber bulma umuduyla oraya kamp kurmasıydı. dedikodu malzemesi bulamamak ise bir paparazzinin başına gelebilecek en kötü şeydi. ikinci ve daha önemli neden, monroe hayranı erkeklerin pantolonlarında sürekli bir çadırla gezmeleriydi. bölgeye isim veren zebaniler ise böyle seviyesiz imalarda bulunmaya doğal olarak bayılıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** burada vakanüvislik yapmak elbette bir cezaydı. kayıtlardan kısa bir örnek vermek gerekirse:&lt;br /&gt;19.55: marilyn monroe'nun eteği rüzgarda açıldı.&lt;br /&gt;19.56: iki marilyn monroe'nun daha eteği rüzgarda açıldı.&lt;br /&gt;19.57: eteği açılan marilyn monroe'lar sekize çıktı.&lt;br /&gt;19.59: her yer eteklerini rüzgarda açmak için deli gibi koşuşan sarışın kadınlarla dolu. aynı dünkü gibi. sıkıldım. pfff...&lt;br /&gt;göreve başladığında paparazziler kadar şen olan vakanüvis, ilerleyen günlerde bir kez intihar etmiş, gözlerini açıp kendini aynı yerde bulunca kaderinden kaçmaktan vazgeçmiştir. daha sonraki tüm kayıtların birbiriyle aynı olması, adamcağızın durumu kanıksadığını ve kopyala-yapıştır fonksiyonlarını çözdüğünü göstermektedir. zamanının büyük bölümünü sıkıntıdan uyuklayarak geçirdiği için bölgenin sayılı önemli olaylarını da kaçırmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-6087844760168191655?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/6087844760168191655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=6087844760168191655&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6087844760168191655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6087844760168191655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/06/bazlar-scak-sever.html' title='bazıları sıcak sever'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/SjFZ3nfB2SI/AAAAAAAAAXE/fJvu2I8s47c/s72-c/Marilyn-Monroe-Impersonators.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-6194499933790322109</id><published>2009-05-11T07:51:00.001-07:00</published><updated>2009-05-11T08:23:43.770-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAY'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İblis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sansüre Sansür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yay Hareketi'/><title type='text'>Sansüre Sansür için ne dedi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SghC50RpGrI/AAAAAAAAAFw/fobaT-ejPr0/s1600-h/devil+copy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 226px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SghC50RpGrI/AAAAAAAAAFw/fobaT-ejPr0/s320/devil+copy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334587319672969906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p&gt;İblis: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;“Ben desteklemiyordum başta. Daha doğrusu beni ilgilendirmez diyordum. Sonra baktım, günah oranları ciddi şekilde düşüyor. Zararlı materyalleri paylaşmalarına izin verilmeli insanların. Sonuçta sizin bir özgür iradeniz var diye isyan çıkardım ben. Madem birbirinizin özgürlüğünü kısıtlayacaktınız, ben ne demeye cehennemdeyim şimdi? Sonra eski günlerim geldi aklıma. Sansürlü bir ağaç vardı, ben onu erişime açmıştım. Hepiniz memnunsunuz ki, dünyaya bayılıyorsunuz, ömrünüzü bir kaç gün olsun uzatabilmek için yapmadığınız diyet, spor yok bakıyorum. Zaten doğanıza aykırı. Karar verdim, destekliyorum artık. Kesinlikle herşey serbest olmalı. Burada pek işe yaramıyor gerçi. Destek için cehennemin bazı bölgelerini sansürledim. Kimse umursamadı. Çok sevindiklerini bile söyleyebilirim. Ben de başka bir şeytanlık düşünerek hepsinin umutlarını sansürledim. Umutlanmak yasak şimdi. Cehennemi bir görmelisiniz. Neden daha önce aklıma gelmedi bu diye hayıflanıyorum. Yakında buradaki ahaliden de dünyadaki bu oluşuma destek gelir. Desteklesinler diye yaptım zaten. Tek kelimeyle harikayım yahu!”&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-6194499933790322109?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/6194499933790322109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=6194499933790322109&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6194499933790322109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6194499933790322109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/05/sansure-sansur-icin-n.html' title='Sansüre Sansür için ne dedi?'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SghC50RpGrI/AAAAAAAAAFw/fobaT-ejPr0/s72-c/devil+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-8849502896892286648</id><published>2009-05-11T07:26:00.000-07:00</published><updated>2009-05-11T08:27:44.902-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAY'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sansüre Sansür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yay Hareketi'/><title type='text'>YAY! a Gaipten Destek Korosu</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-6eb645355280547d" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v22.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6eb645355280547d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330399156%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D19893313FF728B175E7B211635C12E202BE4EBF6.815D760CE5C0B2CADA7C41886E4E02AE048122A9%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6eb645355280547d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DZFATACUDNGAnmHPXBld_gC380Jk&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v22.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6eb645355280547d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330399156%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D19893313FF728B175E7B211635C12E202BE4EBF6.815D760CE5C0B2CADA7C41886E4E02AE048122A9%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6eb645355280547d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DZFATACUDNGAnmHPXBld_gC380Jk&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;"Sansüre Sansür" başta internet olmak üzere pek çok platformda sansüre dur demek için örgütlenmiş bir oluşum. Sansüre karşı ortak bir bilinç oluşturmak üzere başlattıkları YAY! hareketine destek vermeye çağırıyoruz tüm bloggerları. Yukarıdaki videolardan 5 tane var. İster hepsine isterseniz bizim gibi bir tanesine blog kayıtlarınız arasında yer verin. Yaymayalım kendimizi, YAYalım. Ayrıntılı bilgiyi &lt;a href="http://www.sansuresansur.org/yay-hareketi"&gt;buradan&lt;/a&gt; alabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-8849502896892286648?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=6eb645355280547d&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/8849502896892286648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=8849502896892286648&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8849502896892286648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8849502896892286648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/05/yay-gaipten-destek-korosu.html' title='YAY! a Gaipten Destek Korosu'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-6542641293764386629</id><published>2009-05-09T02:36:00.001-07:00</published><updated>2009-05-09T04:09:21.386-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jack kerouac'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='william s. burroughs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='allen ginsberg'/><title type='text'>beat me to the end of love</title><content type='html'>- lütfen sırayı bozmayalım! cennette ve cehennemde herkese yetecek kadar yer var, acele etmeyin! beyaz giysililer sağa, siyah giysililer sola lütfen! sırayı bozmayalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"huylu huyundan vazgeçmiyor" diye düşündü görevli melek. dünyada olduğu gibi burada da sürekli bir itiş kakış yaşanmaktaydı. nedense herkes öne geçmeye çalışıyordu bir şekilde. cennete gönderilenler biraz daha sakindi. muhtemelen hayatlarını ot gibi geçirdikleri için öldüklerinde de üstlerindeki rehaveti atamamışlardı. cehenneme gönderilenler ise çıldırmış gibiydi. sürekli şikayet ediyor, sanki ilerleyecek yer varmış gibi adım atmaya çalışıyor ve durdukları yerde kavga çıkarıyorlardı. gidecekleri yer de matah bir şey olsa... cehenneme gidiyorsunuz yahu! bu ne heves?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek sıkıntıyla küfür etmek istedi. ancak melek olduğu için yapamadı. neredeyse "bize yasaklanan şeyler çok saçma olabiliyor" diye düşünüp cehennemlikler listesine katılacaktı ki, kıl payı kurtuldu. çünkü cehennem sırasında tuhaf bir durum söz konusuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- beyefendi, ne yapıyorsunuz orada?&lt;br /&gt;- söyleyemem. gizli bir görevim var.&lt;br /&gt;- az sonra cehenneme gideceksiniz beyefendi. daha neyi gizlemeyi düşünüyorsunuz ki?&lt;br /&gt;- polis misiniz siz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşlı adam paranoyak bakışlarını meleğin gözlerine dikti. feri sönmüş gibi görünen gözler bir yandan delici bir şüphe yansıtıyor, diğer yandan tuhaf bir sükunet bulutuyla gölgeleniyordu. iğne ucuna dönmüş gözbebeklerine bakarken melek, kafası bu kadar güzel olan birine söyleyeceği her şeyin anlamsız kalacağını gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- eee... öyle de diyebiliriz. evet.&lt;br /&gt;- bakın, doğrusunu söylemek gerekirse ben de şu anda neler olup bittiğini pek anlamıyorum. ben yazar ve aynı zamanda part-time özel dedektifim. az önce bir otel odasındaydım ve yan odada olup bitenleri dinliyordum. bir yandan da yeni kitabımın "cut-up"larını yapıyordum. bir cümlede takıldım, stres yapmaya başladım. bu şekilde iki işime de konsantre olamıyordum. biraz morfine ihtiyacım vardı. fazla değil, birkaç miligram. sonra kendimi burada buldum. neyi beklediğimden emin değilim. ama büyük bir şeyler oluyor, hissediyorum. herkesin konuşmalarını dinlersem bir sonuca varabileceğime inanıyorum. bu yüzden sırayla herkesin üstüne böcek yerleştiriyorum. &lt;br /&gt;- bok böceğiyle mi dinleyeceksiniz?&lt;br /&gt;- burada sadece onlar var, ne yapayım? üstelik bu böcekler tanrı'nın elçisi. belki insani değil ama tanrısal haberler getirecekler ve böylece sadece üzerinde çalıştığım olayı değil, hayatın anlamını bile çözebileceğim.&lt;br /&gt;- o eski mısır'daydı beyefendi. şu anda tanrı'nın elçisi görevinde ben varım.&lt;br /&gt;- hmm... gizli polis yani. o halde biliyor olmalısınız, yan odadaki adam karısını aldatıyor mu, aldatmıyor mu? bana sağlam bir kanıt sunabilirseniz harika olur. ücretimi peşin alıp metadon tedavime devam edebilirim. inanın, bu boku gerçekten bırakmak istiyorum. &lt;br /&gt;- şey... bunun için biraz geç kaldınız. bakın, dinleyin. bence kafanız hala güzelken keyfini çıkarın. yakında her şey değişec... beyefendi! ne yaptığınızı sanıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısa boylu, tombulca, saçı sakalı birbirine karışmış adam elini meleğin belinden çekti ve gözlüğünü düzeltti. bu adamın gözleri de aynı dumanlı bakışları taşıyordu. cehenneme giriş sınavının bağımlılıkla ilgili sorularında bu adamların tek bir yanlış cevap vermediğinden emindi melek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bir melek kadar çılgın ve bir yakarı kadar etkileyici! amerika! sana her şeyimi verdim! oysa gerçek tatmini bulmam için beni yıllarca beklettin! şimdi güzel melek, lütfen söyle bana, kaç santim?&lt;br /&gt;- ne?!&lt;br /&gt;- yanlış anlamadın melek. seni hiçbir şeye zorlayacak değilim, öyle bir adam değilim ben. ama bir şeyler içmeye gitsek, şiirden, hayattan ve politikadan bahsetsek... zamanımın dehaları deliliğin dehlizlerinde, isterik ulumalar ve arayışlar içinde. oysa sen melek, sen beni tamamlamak için gönderildin! içimdeki boşluğu doldurman kurtuluş, kıçımdaki boşluğu doldurman ise sonsuz tatmin demek!&lt;br /&gt;- allen... lütfen genç bayanı rahat bırak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek yanlarına yaklaşan adamı rencide etmemek için burnunu kaşır gibi yaptı ama adamdan yükselen alkol buharı ciğerlerine işlemişti bile. bu adamın cehennemde olmak için tek ihtiyacı yanında çakılacak bir çakmaktı. yine de mantıklı görünüyor ve ukala bir ses tonuyla gayet düzgün cümleler kuruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o genç bir bayan değil jack. el değmemiş bir güzellik o. &lt;br /&gt;- doğru söylüyor bay...&lt;br /&gt;- kerouac. jack kerouac. ve bir sorunum var.&lt;br /&gt;- buyrun, dinliyorum.&lt;br /&gt;- beni cehennem sırasına yerleştirdiğinizi görüyorum ve bunun bir hata olduğundan eminim. melek kontenjanında olmam gerekiyordu.&lt;br /&gt;- bay kerouac, elimdeki verilere göre hayatınızı alkol, uyuşturu ve biseksüel ilişkilerle geçirmişsiniz. üç eşinize de gereken saygıyı göstermemişsiniz. anılarınızı yazdığınız kitaplar sayesinde koca bir nesli etkilemişsiniz ve görünen o ki cehennem popülasyonuna bol bol katkıda bulunmuşsunuz. bu bilgiler ışığında melek olma ihtimalinizin pek yüksek olduğunu söyleyemem. ne var ki, nasıl böyle bir kanıya vardığınızı da merak etmiyor değilim.&lt;br /&gt;- biyografilerimden biri "desolate angel" ismini taşıyor. bu yeterli mi küçük hanım?&lt;br /&gt;- ona küçük hanım demekten vazgeç jack! ereksiyonumu öldürüyorsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek elindeki listeye bakarak ismi buldu. adama ismini sormak gibi, göstereceği en ufak ilginin felakete yol açabileceğini fark etmişti. ya kendi vücudunda istemediği bir delik açılacak ya da ateşten kılıcını kullanmak zorunda kalacaktı. kaldı ki kılıcın büyüklüğü de adamı tahrik edip insanüstü bir güce ulaşmasını sağlayabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bayyy... ginsberg. şu anda işim olduğunu görüyorsunuz. siz şimdi şu kapıdan geçin ve bekleyin. hayal bile edemeyeceğiniz şeylerle karşılaşacaksınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek çapkın bir tavırla gülümseyerek göz kırptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- anlarsınız ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır, elbette anlamazdı. ama bu sayede melek yalan söylemeden ve kimsenin ruhunu öldürmeden sorununu çözmüştü. aşk söz konusu olduğunda itaatkar ve hevesli davranmaktan kendini alamayan ginsberg kapıdan geçti. çığlığı hafif bir inleme olarak duyuldu ve hemen kayboldu. melek, halinden memnun bir gülümsemeyle kerouac'a döndü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bay kerouac, takdir edersiniz ki biyografiniz alelade bir insan tarafından yazıldı.  cennet ve cehennem gibi ilahi durumlar söz konusu olduğunda bu tip tanımlar geçersiz sayılıyor. geçenlerde da vinci'nin melek tasvirlerinde kullandığı modelin isteğini de geri çevirmek zorunda kaldık. yapabileceğimiz bir şey yok.&lt;br /&gt;- anlıyorum, siz de emir kulusunuz ama bu kabul edilemez! gerekirse en yüksek merciye başvuracağım! &lt;br /&gt;- evet, haklısınız. bu konuda yapabileceğim bir şey yok ama şuradaki beyefendi size yardımcı olabilir. &lt;br /&gt;- neredeki?&lt;br /&gt;- hemen şu kapıyı geçince sağda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kerouac yalpalayarak kapıya yöneldi. içeriden yayılan sıcaklık nedeniyle girişe ulaşamadan alev aldı. hemen olay yerine intikal eden zebani birliği külleri temizlemeye başladı. tam ortadan kaybolacakları sırada bir çığlık duyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- durun! ne yaptığınızı sanıyorsunuz salaklar?! delil onlar! hiçbir yere götüremezsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zebaniler şaşkın bakışlarını meleğe yönelttiler. meleğin başıyla verdiği küçük işaret le birlikte zebanilerden biri kelepçelerini çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bay burroughs, sessiz kalma hakkına sahipsiniz. şu anda söyleyeceğiniz her şey aleyhinize delil olarak kullanılacaktır. uyuşturucu madde kullanmaktan suçlu bulunuyorsunuz. avukatınızı cehennemde bulabilirsiniz ama bu pek işinize yaramayacak. lütfen sorun çıkarmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek günü kurtarmanın mutluluğuyla yerine geçti ve dosyasını açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- lütfen sırayı bozmayalım! cennette ve cehennemde herkese yetecek kadar yer var, acele etmeyin! beyaz giysililer sağa, siyah giysililer sola lütfen! sırayı bozmayalım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-6542641293764386629?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/6542641293764386629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=6542641293764386629&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6542641293764386629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/6542641293764386629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/05/beat-me-to-end-of-love.html' title='beat me to the end of love'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-707512991403934821</id><published>2009-02-26T06:15:00.000-08:00</published><updated>2009-02-26T06:23:30.533-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marilyn Monroe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İblis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Charles Darwin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marilyn Manson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Jackson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Azrail'/><title type='text'>Take me to the other side - 2</title><content type='html'>Sayın Okuyucu! Bu bir devam hikayesidir, önce&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-intro.html"&gt;Take me to the other side - intro&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;&lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-i.html"&gt;Take me to the other side - 1&lt;/a&gt; 'i okumalısın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen iki yıl ne Azrail’i ne de İblis’i değiştirmişti ama içinde bulundukları odada ufak tefek farklar göze çarpıyordu. İblis’in makamının etrafında duran uyarı levhalarındaki artış bunların arasında en belirgin olanlardı. "Alper Tunga ölmüştür. Lütfen sormayınız." yazılı levhanın yanına, "Şeytan çıkarma ayinleri kat’i surette yasaktır", "Acil durumlar için 666 ‘yı tuşlayın" ve "Zebani kadrosuna başvuruda bulunmak için müraacaatlar Dante’ye" gibi ikazlar bulunan başka tabelalar eklenmişti. Azrail, tek tek hepsine göz attı ve İblis’e sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu 666 işi nedir Tanrı aşkına?&lt;br /&gt;- Hiçbir fikrim yok. İnsanlar benimle özdeşleştirmiş ama nedenini bilmiyorum. Ben demiştim, ben söylemiştim deyip duran adam var ya.&lt;br /&gt;- Nostradamus?&lt;br /&gt;- Hah evet o. Ona sordum, dünyanın sonu falan dedi. Ben de düşündüm, dünyanın varıp geleceği son nokta burası olacağına göre, kendi odama hat çektirdim.&lt;br /&gt;- İlginç bir fikir. Yine de yanlış biliyor olabileceğin ihtimalini düşünmelisin. Kutsal kitaplardan birinde geçiyor olmasın?&lt;br /&gt;- Sen dalga mı geçiyorsun benimle? Okumadım ki hiçbirini? &lt;br /&gt;- Sen iflah olmazsın İblis.&lt;br /&gt;- Teşekkür ederim.&lt;br /&gt;- Rica ederim!&lt;br /&gt;- Baksana, söylesene, sen okumuşsundur, hatta hepsini ezbere bildiğine eminim. Benden bahsediyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail sıkkın bir tavırla gözlerini devirdi. Bu hareketi İblis’in gözünden kaçmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kıskanıyorsun! Benim adım seninkinden daha çok geçiyor diye kıskanıyorsun! Hahahaha! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail sırıttı. Diğer bütün meleklerin içinde gülümsediği zaman en az İblis kadar ürpertici olabilen tek melek oydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Belki sadece senin "ölüm" ü kıskandığın kadar İblis. Ölüm kadar tanınırım ben.&lt;br /&gt;- Doğru, doğru ama ben de "ceza" kadar bilinirim. Ayrıca bu, kutsal kitaplarda adımın seninkinden daha fazla geçtiği gerçeğini değiştirmiyor!&lt;br /&gt;- Sen busun işte, incelikleri kavrayamıyorsun. Benim diğer adım ölümdür. Ve kutsal kitaplar ölümden sıklıkla bahseder İblis. Üstelik senin adından önce, ölüm gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki düşmanın 5 dakikadan fazla başbaşa kalması, kaçınılmaz bir çekişmeye yol açmıştı. İblis’in alaycılığı ve Azrail’in sabrı hemen hemen aynı anda öfkeye dönüşmüştü. Darwin, bir kere daha tam zamanında odaya dalarak biri düşmüş iki meleğin kıyasıya girişeceği mücadeleyi başlamadan bitirdi. Her ikisi de başlarını çevirip, geniş kanatlı yüksek kapıdan giren Darwin’e ve yanında getirdiği baygın adama baktılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ne olduysa o anda oldu. İki melek de feryadı bastı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SaalC-kB1KI/AAAAAAAAABU/tVgKWl1wauM/s1600-h/Marilyn+Manson-5.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 256px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SaalC-kB1KI/AAAAAAAAABU/tVgKWl1wauM/s320/Marilyn+Manson-5.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307110681475142818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Oğlum!!! Yavrummmm!!!&lt;br /&gt;- Yüce Tanrım sen bizi bağışla, bu da nesi böyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail inanamaz gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde İblis’in masasının arkasına sığınmıştı. İblis ise tam aksi yöne atılarak Marilyn Manson’u kucaklamaya çalışıyordu. Durumun vehametini çarçabuk idrak eden Darwin, ikisini de sakinleştirmesi gerektiğini biliyordu ama bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Sonunda birşey yapmadan beklemeye, meleklerin kendine gelmesi için onlara zaman tanımaya karar verdi. Ne de olsa bu adamı ilk gördüğü zaman kendisinin de dili tutulmuş, 3 gün boyunca konuşamamıştı. Baygın durumda havada süzülen adama dakikalarca baktıktan sonra, ilk konuşan İblis oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yine yanıldığını bildirmekten mutluluk duyarım Darwin. Bu da Michael Jackson değil! Bu benim oğlum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masanın ardından çıkmaya hiç niyeti olmadığı her halinden belli olan Azrail lafa karıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saçmalama İblis, oğlun falan yok senin. Ama bir oğlun olduğunu bilseydim, onun kesinlikle bu olduğuna yemin edebilirdim. Her neyse, Charles’ın getirdiği adam Michael Jackson olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin, Azrail ve İblis’in nihayet sakinleşmesine ve söz sırasının kendisine gelmesine sevindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Başarısızlıkla sonuçlanan ilk denememden sonra uzun uzun araştırdım. Bu kez eminim. Karşınızda gördüğünüz bu adam Michael Jackson’dur! Evrim geçirmiş hali ile tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail çekinerek sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eminsin değil mi Charles? Canını almam gereken adam bu mu?&lt;br /&gt;- Evet evet, kesinlikle. Bu adamın Michael Jackson olduğuna dair inancım tam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tenis maçı seyreder gibi bir Azrail’e bir Darwin’e bakan İblis sinir küpüne dönmüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Onu size vereceğimi mi sanıyorsunuz? Oğlum o benim. Michael Jackson’mış pehh! Nereden biliyorsun Michael Jackson olduğunu? İspatla hadi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail şüpheyle dudaklarını büktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunu söylemekten nefret ediyorum ama İblis haklı Charles. Elinde herhangi bir kanıt var mı?&lt;br /&gt;- Şey, hayır ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin’i bu zor durumdan kurtaran, aniden başlayıp ardı arkası kesilmeyen ısrarlı kapı vuruşları oldu. İblis kapıya doğru seslendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Meşgulüm, daha sonra gelin.&lt;br /&gt;- Efendimiz, çok hem de çok acil bir durum var.&lt;br /&gt;- Acil olmayan tek bir şey söylesenize bana? Cehennemde herşey çok acil zaten. Meşgulüm dedim, sonra!&lt;br /&gt;- Ama efendimiz!&lt;br /&gt;- NEEE???&lt;br /&gt;- Burada bir kadın var, Darwin’i içeri girerken görmüş, yanındaki adamı tanıdığını ve muhakkak görüşmesi gerektiğini söylüyor.&lt;br /&gt;- Off, pekala, yolla içeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı açıldı, içeri muhteşem bir sarışın girdi. Cehennem azabı kadının güzelliğinden hiçbir şey götürmemişti sanki. Vakur bir tavırla yürüyen kadın, odanın ortaında durdu ve içeridekileri zarif bir baş hareketiyle selamladı. İnce kemikli işaret parmağını, havada baygın olarak süzülen adama doğrulttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Müthiş bir yanlış yapıyorsunuz beyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedi. Darwin hipnoza girmiş gibi kadına bakıyordu, çenesinden usul usul akan salyanın farkında değildi. Azrail iyice meraklanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Beyler mi? O da ne demek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis, havada süzülen adama doladığı kollarını çözerek Azrail’e döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunlar böyle, ya kadın olacaksın ya erkek. Cinsiyetsizlikten haberleri yok. Mutlaka birinden biri olmak zorundasın. Yani en azından pek çoğu böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail, İblis’i boşverip aralarına yeni katılan bu sürpriz konuğa sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hanımefendi, bu adamı tanıyor musunuz? Eğer tanıyorsanız bize kim olduğunu söyleyebilir misiniz lütfen?&lt;br /&gt;- Tanımaz olsaydım. Adımı çaldı bu rezil! Tanrı aşkına bir şu sefilin haline bakın bir de benim güzelliğime. Hangi hakla, ne cüretle ismimi çalıyor? Bunun hesabını vermesi gerek. Hem de hemen!&lt;br /&gt;- Adınız Michael mı hanımefendi?&lt;br /&gt;- Michael mı? MICHAEL MI? Beni tanımıyor musun sen?&lt;br /&gt;- Özür dilerim hanımefendi ama hayır. Canını aldığım bütün insanların isimlerini bilmiyorum. Hepsini aklımda tutmuyorum gereksiz geliyor.&lt;br /&gt;- Hmm.. Sarışın sever misin diye sorsam? Ya da sıcak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis küçük bir kahkaha attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sarışın esmer ayırdetmem, hepsine işkence etmekten zevk duyarım, ama sıcak sevmemek gibi bir seçeneğim yok değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail sıkılmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hanımefendi, lütfen bilmece gibi konuşmayı bırakın da, kim olduğunuzu söyleyin. Hala anlayamadıysanız bir kez daha açıklayayım, burası eskiden yaşadığınız dünyaya benzemez!&lt;br /&gt;- Pekala off, Marilyn Monroe’yum ben. Yaşarken büyük bir oyuncuydum. Herkes bana hayrandı. Bu şapşal da hayranmış demek, adımı çalmış. Bunu duyduğumda deliye dönmüştüm. Hesabını sormaya yemin ettim. İşte şimdi karşımda duruyor ve... ama bu adam neden baygın? &lt;br /&gt;- Marilyn mi? Adamın adı Marilyn mi? Charles! Bak hanımefendi ne diyor! Doğru mu bu Charles?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Darwin’in, Marilyn Monroe’yla aynı odada bulunmaktan beyni sulanmıştı. Ağzının kenarından süzülen salyaları toplama zahmetine bile girmeyerek transa geçmiş gibi "Marilyn!" dedi. Aslında Marilyn Monroe’nun dikkatini çekmeye çalışıyordu ama Azrail bu cevabın kendisine verildiğini sandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Charles! Bu ikinci yanlışın! Yalnızca tek bir hakkın kaldı, bilmem farkında mısın? Bir dahaki sefer ya Michael Jackson’u getir ya da katlanarak sana geri dönen cezana hazırlan! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve birden yok oldu. İblis, Darwin’in getirdiği bu adamın oğlu olmadığı gerçeğiyle yıkılmıştı. Odada bulunan herkesi kapı dışarı etti. Yalnız kaldığında, sadece kendinin ve oğlunun bulunduğu bir alemin hayaliyle düşüncelere daldı. "Keşke bir oğlum olsaydı" diye mırıldanıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-707512991403934821?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/707512991403934821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=707512991403934821&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/707512991403934821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/707512991403934821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-2.html' title='Take me to the other side - 2'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SaalC-kB1KI/AAAAAAAAABU/tVgKWl1wauM/s72-c/Marilyn+Manson-5.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-5375377033969977713</id><published>2009-02-21T14:07:00.000-08:00</published><updated>2009-02-21T14:20:18.042-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='H P Lovecraft'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edgar Allan Poe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alfred Hitchcock'/><title type='text'>Fear is the path to the dark side</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Adam emekleyerek mağaranın çıkışına yaklaştı ve &lt;/span&gt;ürkek hareketlerle başını dışarı çıkardı. İki gündür bu mağaradaydı ve korkusundan dışarı çıkamamıştı. İlk gün karanlık korkusunu yenmek için uğraştı, ikinci gün kulaklarını karanlıktan gelen seslere kapatmaya çalıştı. Midesinden yükselen gurultular, mağarada giderek büyüyen sesleri tahammül edilmez boyuta getirdiğinde daha fazla bekleyemedi. Ne olacaksa şimdi olacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Titremesinin nedeni sinir bozukluğu muydu, yoksa açlık mı, belki de hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Nedenin soğuk olmadığından emindi. Hayatı boyunca bu kadar sıcak bir yerde bulunmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıkınca sırtını mağara duvarına yasladı ve minik yengeç adımlarıyla yüzey boyunca ilerledi. Duvarın bitimine geldiğinde dişlerinin takırtısını bastırmaya çalışarak boynunu uzattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böh!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Attığı çığlık cehennemin dört bir yanında yankılandı. Zebaniler şimdiye kadar pek çok çığlık duymuşlardı. Ama şimdiye kadar kimse bu kadar basit bir nedenle, bu kadar yüksek desibele çıkmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alfred Hitchcock oracıkta korkudan bayıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Edgar... Buraya geldiğinden beri çok durgunsun. &lt;/span&gt;Neden benimle konuşmuyorsun?"&lt;br /&gt;"Bunu anlayamayacak kadar küçüksün. Beni tanıyamayacak kadar küçüktün. Bana eskisi gibi olmamı söyleme... Bir daha asla."&lt;br /&gt;"Ah Edgar! Eskisi gibisin işte! Yaşarken olduğun kadar depresif ve şairane!"&lt;br /&gt;"Bu kadar şiirsel konuşmak bize yakışmıyor Victoria! Cehennemde olduğumuzu anlayamadın mı hala? Acı çekiyorum, bırak beni burada! Ve benim için üzülme... Bir daha asla!"&lt;br /&gt;"Gaaak!"&lt;br /&gt;"Bu lanetli kuş da nereden çıktı? Yoksa bir kez daha mı alacaksın elimden Victoria'yı? Sana vermediğim ne kaldı, söyle bana! Sanatımdan başka... Sanatımdan başka..."&lt;br /&gt;"Hayır Edgar, kuzgun zebanilerin bizi ilerideki mağaraya çağırdığını söylüyor. Hemen kalk. Onları bekletirsek daha sert cezalandırılacağımızı biliyorsun. Çabuk çabuk!"&lt;br /&gt;"Sen bunu nereden biliyorsun Victoria? Kuşlarla konuşmayı ne zaman öğrendin?"&lt;br /&gt;"Oh, sevgilim... Burada bana nasıl işkence ettiklerini sanıyorsun? Senin dünyada neler çektiğini izlettiler bana sürekli. Orada duruyordun, alkolün pençesinde... Adeta bir kuzgun gibi! Sana daha yakın olmak için bu dili öğrenmek zorundaydım, anlıyor musun beni?"&lt;br /&gt;"Tamam Victoria, kes artık lirik lirik zırvalamayı. Zebanilerin yanına gidelim, gerektiği gibi çekeriz cezamızı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Deli Arap takkesi, le le le le canım! Cehennemde&lt;/span&gt; bir kedi, iblissin güzelsin!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini Abdul Alhazred, cehennemi de kayıp kıta Hoplantis diye adlandıran adam yine deli deli dolaşmaktaydı. Dünyayı izlerken duyduğu ve uydurduğu sözlerle süslediği şarkıyı bağıra çağıra söylemesi, cehennem ahalisini genel olarak rahatsız etmekteydi. Bununla eğlenenler de yok değildi elbette. Özellikle yavru zebaniler Cthulhu hikayelerini tekrar tekrar dinlemekten büyük zevk alıyorlardı. Succubuslar da durumdan oldukça memnundu. İyi birer anne olamayacakları başından beri biliniyordu. Etrafta çocukları oyalayan birinin olması hepsinin işine geliyordu. Bir de şu detone sesi olmasaydı... Yine de eğlenceli ve işe yarar bir deliydi Lovecraft. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Howard! Şu iğrenç sesini kes ve benimle gel!"&lt;br /&gt;"Sonsuza kadar uyuyan dümbelek değildir ki ölü olsun bir de. Hem yeteri kadar tuhaf pozisyonlarda beklersen samanı da öldürebilirsin, ölümün kendisini de! Çok mantıklı değil mi? Bu versiyonu yeni buldum."&lt;br /&gt;"Howard, gerçekten sesine katlanmakta zorlanıyorum. Lütfen susup beni izle. Sana dilini tekrar yedirmek istemiyorum. Anlarsın ya, bir yerden sonra delinin tekine işkence etmek sıkıcı oluyor."&lt;br /&gt;"Nereye gidiyoruz? Ahtapot kafa mı çağırdı yoksa? Bir gün onu göreceğimi biliyordum, çağrısını hep kafamda duyuyordum zaten. Oh bebeğim! O kadar heyecanlandım ki şimdi delireceğim!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine "bebeğim" diye hitap edilmesinden doğal olarak hoşlanmayan, aynı zamanda Lovecraft'ın zırvalarından ziyadesiyle sıkılmış olan zebani sivri tırnağını adamın ağzına soktu. Bir dilin kopmadan önce ne kadar uzayabileceğini gören eski bir porno yıldızının ağzı şaşkınlıkla açıldı. Oradan geçmekte olan başka bir zebani bu fırsatı değerlendirmekte gecikmedi. Yaşamı süresince de ağzı pek boş kalmayan porno yıldızı cennete inancını tamamen kaybetti. Hatta ölmüş olduğundan bile şüphelenmeye başladı. Deli bir adamın bitmek bilmeyen konuşmaları sayesinde cehenneme bir skeptik filozof daha eklenmişti. Ama bu elbette başka bir hikayenin konusuydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Tekrar deneyin lanet herifler!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Canlıları korkutmak elbete kolaydı. Halihazırda gölgelerinden bile korkuyor olmalarını saymazsak, kaybedecek çok şeyleri vardı. Eve erken dönmeleri için karanlıkla, iyi olmak için cehennemle korkutulan bir ırktı insanlık. Özgür irade diye bir şey verilmişti onlara ama ne yazık ki bu muhteşem özellik korkularını artırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Bu yüzden Hitchcock, Poe ve Lovecraft yaşayanlar arasında çok rağbet görmüştü. Ne var ki cehennemde işler böyle yürümüyordu. Burada herkes en büyük korkusuyla zaten yüzleşmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cehennemde Poe'nun hikayelerini fıkra olarak anlatıyorlardı. Adamın bu kadar depresif olmasına, Victoria'nın dizinin dibinden ayrılmamasına şaşmamak gerekirdi. Lovecraft zaten delirmişti ve cehennem soytarısı olarak kullanılıyordu. Hitchcock'un durumu ise tek kelimeyle içler acısıydı. Yaşarken korkunun ustası olarak bilinen adam, burada yolunacak tavuktan farksızdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki koskoca İblis bu zavallılardan medet umacak duruma gelmişti. Allah'ın belası hıçkırıktan kurtulması için birilerinin onu gerçekten korkutması gerekiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerce uğraştılar. Her başarısızlıklarında korkunç cezalara çarptırıldılar. Yaşarken olamadıkları kadar yaratıcı, kendi en büyük korkularını ifşa edecek kadar çaresizdiler. Hiçbiri işe yaramadı. İblis'in hıçkırığını geçirecek kadar korkunç bir şey hiçbirinin aklına gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda İblis de vazgeçti. Dünyada herkesin saygıyla andığı üç lanetli ruhu en büyük cezaya çarptırdı. Cehennemde geçirecekleri süre boyunca en korkaklar tarafından bile aşağılanacak, kurdukları her cümle bir komedi filminde replik olarak kullanılacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis herkesi gönderdikten sonra bıkkınlıkla masasına geçti. Derin bir iç çekmeye çalıştı ama hıçkırığı buna izin vermedi. Başını masaya koydu, kim bilir kaçıncı kez nefesini tuttu ve bekledi. Nefes almaya ihtiyaç duymadığı için bunu yıllarca sürdürebilirdi ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gaaak!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis korkuyla yerinde sıçradı. Hıçkırığı geçmişti.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-5375377033969977713?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/5375377033969977713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=5375377033969977713&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/5375377033969977713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/5375377033969977713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/fear-is-path-to-dark-side.html' title='Fear is the path to the dark side'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-3871785004917172495</id><published>2009-02-18T20:44:00.000-08:00</published><updated>2009-02-18T21:01:45.789-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İblis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Charles Darwin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Jackson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Azrail'/><title type='text'>Take me to the other side - I</title><content type='html'>Ölüm Meleği İblis’in odasına girdiğinde onu masaya dayanmış tırnaklarını sivriltmekle meşgul buldu. Elleri ve ayakları zincirlenmiş, yanıklar içindeki adam yanı başında duruyordu. Bir İblis’e bir de Azrail’e baktı ve "Kanatlı maymunlar! Evrimde son nokta bu olmalı! Bırakın beni!" diye bağırdı. İblis gözlerini tırnaklarından ayırmadan, Darwin’i çatalının ucuyla dürttü. Adam anında sustu. Azrail, Darwin’i süzüyordu. İblis’e,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ta kendisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedi İblis, Azrail’e bakmıyor, tırnaklarındaki tozları üflüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail’i ve İblis’i incelemek için çılgınca bir istek duyan Darwin gözlerini onlardan alamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunu - çenesiyle İblis’i işaret etti -  tanıyorum da, sen kimsin? Bir yerlerden hatırlıyor gibiyim seni.&lt;br /&gt;- Hatırlarsın tabii. Canını almıştım. Seni buraya neden çağırdığımızı biliyor musun?&lt;br /&gt;- Nereden bileyim? Kazanda yanmak yerine, değişiklik olsun diye diken mi yesem diyordum kendi kendime, zebaniler geldi aldı beni. Buraya getirdiler. - yine çenesiyle İblis’i gösterdi - Bununla bir başıma kaldım. &lt;br /&gt;- Sana bir görev vereceğiz Charles. Hoşuna gideceğini umuyorum. &lt;br /&gt;- Hayır, maymun taklidi yapmam. Yeter artık, bıkmadınız mı hala? Teorimdeki inceliği ya anlamıyorsunuz ya da anlamak istemiyorsunuz. Cennetteki muz ağacını bana verseniz bile, yine de maymun gibi zıplamayacağım işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis kendine daha fazla hakim olamayıp kahkahayı patlattı. Azrail gözlerini korkunç bir öfkeyle İblis’e çevirdi. İblis gözlerinden yaşlar akarak gülüyordu, neredeyse katılmak üzereydi, güçlükle konuşabildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Görmen lazımdı bunu. Ellerini çırpıyor, bir çömelip bir kalkıyordu. Hele o göbeğini kaşıması yok mu, Hahahahahahaha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail gülmedi. İblis, Azrail’in ona kızdığını anlamış, bir elini çaktırmadan çatalına götürmüştü. Oysa İblis’i çok iyi tanıyan Azrail, o daha çatalına uzanırken, çoktan orağını çıkarmıştı. Darwin, ölülerin bile pek çoğunun şahit olmadığı bu olağanüstü durum karşısında bir şeyler yapma gereği hissetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Heey! Beni neden buraya getirdiğinizi hala açıklamadınız ! Bakın son defa söylüyorum, asla maymun taklidi falan yapmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail orağını cübbesinin içine yerleştirirken, İblis de çatalını kenara bıraktı. Hala birbirilerine bakıyorlar, ihtiyatı elden bırakmıyorlardı. Nihayet Azrail Darwin’le konuşması gerektiğini hatırladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet, ne diyordum, bir görev. Evet. Hoşuna gidecek. Birinin evrim geçirip geçirmediğini anlayabilir misin?&lt;br /&gt;- Üzerinde biraz çalışırsam elbette anlayabilirim.&lt;br /&gt;- Uzun zaman önce öldürmüş olmamız gereken biri var dünyada. Ama onu bulamıyoruz Evrim geçirmiş olabileceğinden şüpheleniyoruz. Onu bizim için bulman gerekiyor. Dünyaya geri gönderileceksin. Eğer onu ya da o olduğundan şüphelendiğin birini bulursan, kimseye haber vermeden derhal bizimle irtibata geç. 3 hakkın var. 3 seferde onu bulamazsan, görevine son vereceğiz ve cehennemdeki ızdırabına geri döneceksin. Evet, ne dersin?&lt;br /&gt;- Ne diyeyim, Allah ! derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis bu kez gülmekten basbayağı yere yuvarlandı. Azrail’in bile dudakları tebessümle kıvrılmıştı. İblis kahkahalarının arasından kesik kesik konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Diyorum size, hepsi üşütük bunların. Hahahahaha! Ne dersin Darwin bir daha söylesene ! Hahahahaha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis yerde resmen tepiniyor, zemini yumrukluyordu. Azrail onun bu haline acıyarak baktı, sonra yine Darwin’e döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kabul ettiğine göre, hemen başlayabilirsin. Bulman gereken adamla ilgili bilgileri içeren dosya burada. Söylediğim gibi, yalnızca 3 hakkın var. Başarısız olursan cehenneme geri döenceksin.&lt;br /&gt;- Başarılı olursam?&lt;br /&gt;- Cezan hafifletilecek.&lt;br /&gt;- Eh, buna da şükür. (İblis'in kahkahaları, tam burada çığlıklara dönüştü.) Gidiyorum öyleyse. &lt;br /&gt;- Onu bulmadan gelme Charles.&lt;br /&gt;- Merak etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin, İblis ve Azrail’e bir şüpheli bulduğunu haber verdiğinde, bu görüşmenin üzerinden 1 ay geçmişti. Ölüm Meleği ve İblis, İblis’in odasında Darwin’i bekliyorlardı. Kapı birkaç kez nazikçe vuruldu, içeri tam bir İngiliz Beyefendisi gibi giyinmiş Darwin ve yanında getirdiği baygın biri girdi. Azrail heyecanla atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu olduğuna eminsin değil mi Charles? Bir yanlışlık yapmış olmayasın?&lt;br /&gt;- Eminim. Yani neredeyse. Michael Jackson kesinlikle evrim geçirmiş. Buna hiç şüphem kalmadı. Ben de hesapladım, araştırdım aşağı yukarı bunun gibi - baygın vaziyette yanında duranı işaret etti - birşey olması gerekiyor dedim. Sonra da alıp getirdim size işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis yine gülmeye başladı. Azrail de, Darwin de dönüp şaşkınlıkla İblis’e baktılar. Onların şaşkınlığı İblis’i daha da eğlendirmişe benziyordu, gitgide yükselen bir perdeden kahkahalar atıyordu. Azrail dayanamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne oldu Tanrı aşkına? Ne diye gülüp duruyorsun?&lt;br /&gt;- Hahahahaha! Şuna baksana! Bize bir kadın getirmiş! Hahahahaha! Diğerlerini bilmem ama, Darwin, sen kesinlikle maymundan geliyorsun! Bir maymundan daha zeki değilsin çünkü! Hahahaha! Bir de araştırıp getirdiğini söylüyor! Demek araştırmasa bize bir çam ağacı falan getirecekti.Hahahaha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail büyük bir hayalkırıklığıyla Darwin’e baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doğru mu? Kadın mı bu şimdi?&lt;br /&gt;- Evet doğru. E, ne var bunda, evrim geçirip kadın olmuş işte. Kadın, erkekten daha yüksek bir biyolojik yapıya sahiptir. Normal bu. Bir gün herkes kadın olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail ikna olmamış gibiydi. İblis ise Darwin’in cevabına kasıklarını tuta tuta güldü. Azrail meraklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yine neden gülüyorsun? Komik olan ne?&lt;br /&gt;- Bu kadın o değil! Hahahaha! Tanımadın mı? Şarkıcı bu. &lt;br /&gt;- Yoo tanımadım, tanımalı mıydım?&lt;br /&gt;- Hahahahaha! Bu işin bu kadar eğlenceli olabileceğini hiç tahmin etmemiştim! Hahahaha! Bülent Ersoy bu! Hahahahahahahahaha!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Darwin de az önce Azrail’in yaşadığı hayal kırıklığını yaşıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benziyor ama... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyebildi. Azrail bu kez kızmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Charles... 3 hakkından birini kaybettin. Kaldı 2. iyi değerlendirmeni öneririm. Bir dahaki sefere iyice araştırmadan gelme.&lt;br /&gt;- Tamam... Tabii... Evet, tabii, araştıracağım. Bir daha olmaz.&lt;br /&gt;- Ben de öyle umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fiyaskonun ardından Darwin daha dikkatli davranmaya başladı. Arayışı 2 yıl sürdü. Günlerden bir gün Darwin’in geri geldiği, yanında da birini getirdiği haberi ulaştı Ölüler Diyarı’na. Azrail ve İblis, 2 yıl aradan sonra, yine aynı odada oturmuş, Darwin’i bekliyorlardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-3871785004917172495?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/3871785004917172495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=3871785004917172495&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3871785004917172495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3871785004917172495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-i.html' title='Take me to the other side - I'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-8657252872303622895</id><published>2009-02-18T20:31:00.000-08:00</published><updated>2009-02-18T21:09:03.365-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İblis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Charles Darwin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Jackson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Azrail'/><title type='text'>Take me to the other side - intro</title><content type='html'>İblis, her zamanki gibi makamındaydı ama her zamankinden farklı olarak bu defa rahat tahtına kurulmuş oturmuyor, bir aşağı bir yukarı dolanıp duruyordu. Hareketlerinden oldukça sinirli olduğu anlaşılıyordu. Sinirli, hata tedirgindi. Ara sıra durup çift kanatlı, siyah kapıya bakıyor, kapı öylece kapalı durmaya devam edince vazgeçip volta atmayı sürdürüyordu. Önemli bir konuk bekliyordu, ölüm meleği ziyaretine gelecekti. Gönderdiği notta "çok acil ve önemli" yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az sonra kapı açıldı, bütün azametiyle içeri Azrail girdi. Biri lanetli iki melek, birbirlerine öldürücü bakışlar attılar. Alev alev gözlerinde nefretten başka hiçbirşey yoktu. Ancak "öldürücü" bakışlar söz konusu olduğunda Azrail’in üstünlüğü tartışılmazdı, İblis gözlerini yere indirmek zorunda kaldı. Azrail, bu bakışma düellosunda kazandığı zaferden memnun olduğunu anlatan en ufak bir hareket yapmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seni görmek ne güzel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedi İblis, yalan söyleyerek. Bir yandan da neredeyse müstehcen sayılabilecek bir ifadeyle sırıtıyordu. Çatal dilini dudaklarının üzerinde ağır ağır gezdirdikten sonra doğrudan Azrail’e bakarak sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ee, anlat bakalım neymiş bu çok acil ve önemli olan şey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail kaşlarını çatarak karanlık vitraylara baktı, aklı başka yerde gibiydi. İblis’in kötücül sırıtışı yüzüne iyice yayıldı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İşler pek iyi gitmiyor galiba, ha?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diye sordu. Azrail derin bir nefes alarak İblis’e döndü. Tok ve insanın içine işleyen bir sesle cevap verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doğrusunu istersen hayır. Bundan tam 5 yıl önce öldürmüş olmamız gereken biri vardı. Sorun şu ki; hala var. &lt;br /&gt;- E, öldürün o zaman. Ne bekliyorsunuz?&lt;br /&gt;- Anlamadın galiba? Sorun onun hala var olması diyorum sana. Öldüremiyoruz. Çünkü onu bulamıyoruz. 5 yıldır bütün dünyada aramadığımız yer kalmadı. Üstelik ne kadar hızlı hareket edebildiğimizi bilirsin. &lt;br /&gt;- Biliyorum.&lt;br /&gt;- Bizden kaçabilmesi mümkün değil. Ama yine de bu, sonucu değiştirmiyor: onu bulup öldüremiyoruz. Bir an önce bulmak zorunayız adamı.Yer yarıldı içine girdi sanki.&lt;br /&gt;- O zaman burada olurdu.&lt;br /&gt;- Doğru.&lt;br /&gt;- Kim bu adam?&lt;br /&gt;- Adı Michael Jackson. Elimizde bir de fotoğrafı var. Ama bu fotoğraftaki kişi dünyada değil. Herkese ama herkese tek tek baktık. Kontrol ettik. Benzeyen biri bile yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SZzhsRPUFkI/AAAAAAAAAA8/1yAIe8EyLHc/s1600-h/mjforblg.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 312px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SZzhsRPUFkI/AAAAAAAAAA8/1yAIe8EyLHc/s320/mjforblg.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304362611793729090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis, fotoğrafı aldı, bir süre inceledi. Sonra aniden ilgisini kaybederek masasının üzerine fırlattı ve sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki benden ne istiyorsun? Dünyaya gelip, onu seninle birlikte arayamayacağımı biliyorsun. Zaten yapmazdım da. Hatta en başından söyleyeyim, benden isteyeceğin yardımı, eğer çıkarlarıma hizmet etmiyorsa, kabul etmeyeceğim. &lt;br /&gt;- Senden yardım isterken "eğer kabul edersen" diye bir ön şart koyduğumu hatırlamıyorum. Ayrıca, herkesin hayatı sona erdiğinde bu adam hala ortalarda dolaşıyor olursa kıyamet günü asla gelmeyecek demektir, bunu anlıyorsun değil mi? ve o gün gelmezse kesinlikle başka bir umudun kalmayacağını da? Şimdi çıkarlarını bir daha düşünmeni şiddetle tavsiye ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis çenesindeki sivri sakalı kaşıyarak kısa bir an düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pekala, pekala. İsteğini söyle.&lt;br /&gt;- Sizde bir adam olduğunu duyduk. Evrim teorisini geliştirmiş. İnsan soyunun maymundan geldiğini iddia eden adam. Darwin. Charles Darwin.&lt;br /&gt;- Evet, hatırlıyorum onu. Hatta buraya da "maymunlar cehennemi" diyor.&lt;br /&gt;- Ona ihtiyacımız var. Michael Jackson’ı uzun süren çabalar sonucu bulamayınca, "evrim mi geçirdi acaba?" dedik. Maymundan gelmediği kesin ama maymuna gidiyor olabilir. Yalnız, evrim geçirmiş birini diğerlerinden nasıl ayırdederiz bilmiyorum. İşte bu sebeple Darwin gerekiyor bize. Onu, Michael Jackson’ı bulmakla görevlendirerek dünyaya yollayacağız. &lt;br /&gt;- Anlıyorum. Tamam, Darwin’i bulup seninle görüştüreceğim. Ama birkaç gün mühlet ver bana. O en azılı günahkarlardan biri, araştırdıysan bunu da öğrenmişsindir. Kimbilir cehennemin hangi köşesinde işkence görüyor şu anda. Bulmak zaman alabilir. &lt;br /&gt;- Sana tam 3 gün süre İblis. 3 gün sonra karşında olacağım. Aynı şekilde Darwin’i de yanında görmek istiyorum. Görüşmek üzere, unutma, 3 gün sonra.&lt;br /&gt;- 3 gün sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azrail, muhteşem beyaz cübbesinin eteklerini savurarak odadan çıktı. İblis tahtına çöktü ve Darwin’le ilgili araştırma yapmak için birkaç kitap çekti önüne. Aslında Darwin’in nerede olduğunu gayet iyi biliyordu, sadece zaman kazanmak istemişti. Dünyaya gönderilecek bir cehennemli fikri, hazla ürpermesine sebep oluyordu. Darwin’le ilgili işe yarar bir bilgi kırıntısı ele geçirebilirse, onu kullanarak dünyaya daha fazla nüfuz edebilirdi. İşte İblis, bu düşüncelerle elindeki kitaba daldığı anda zebanilerden biri içeri girmiş ve isyan çıktığını haber vermişti. (&lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/hell-of-day.html"&gt;Hell of a Day&lt;/a&gt;) İsyan günü biterken, asilerin yaptıklarından ilham alan İblis’in aklına parlak bir fikir gelmiş, 3 gün beklemeye gerek olmadığına karar vermişti. Zebaniden Darwin’i getirmesini istedi. Ardından Azrail’e, aradığı kişiyi bulduğunu, ertesi gün görüşebileceklerini bildiren bir mesaj yolladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-8657252872303622895?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/8657252872303622895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=8657252872303622895&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8657252872303622895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/8657252872303622895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/take-me-to-other-side-intro.html' title='Take me to the other side - intro'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xxZudohVaJI/SZzhsRPUFkI/AAAAAAAAAA8/1yAIe8EyLHc/s72-c/mjforblg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-3024542277796568707</id><published>2009-02-17T19:56:00.000-08:00</published><updated>2009-02-17T23:08:55.840-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kolomb'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İblis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truvalı Helen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Albert Einstein'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cehennem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Charles Darwin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Baltacı Mehmet Paşa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pavlov'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cennet'/><title type='text'>Hell of a Day</title><content type='html'>Cehennemde günler çok hareketli geçer. Hatta o kadar hareketli geçer ki, bu artık bir rutin haline gelmiştir. Bu yüzden zebanilerden biri, karanlık vitraylı muazzam odaya girip bir isyan çıktığını haber verdiğinde, İblis başını kaldırıp bakmadı bile. Makamında oturmuş, birşeyler okumakla meşguldü. Geniş maun masanın üzerindeki uyarı levhasında "Alper Tunga Ölmüştür. Lütfen sormayınız." yazıyordu. Zebaninin ürkek gözleri, elindeki kitaba dalıp gitmiş olan İblis ve kara mermerden yapılma zemin arasında gidip geliyordu. Konuştuğunda, sesi cılız ve ürkekti ama en kısık sesle konuşulanlar bile yankı yapıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendimiz... İsyan! İsyan çıktı.&lt;br /&gt;- Gidin bastırın. Sanki ilk defa isyan çıkıyor... Bu saçmalıklar için bir daha beni rahatsız ederseniz size cehennemi bile dar ederim. Defol git şimdi, beni yalnız bırak.&lt;br /&gt;- Ama şeyy.. Efendimiz... Bu sefer işin içinde şey de var..&lt;br /&gt;- NE?&lt;br /&gt;- Şey işte efendimiz.. Cennet.. Cennet ahalisi de isyana karışmış durumda. Aslına bakarsanız isyan cehennemde çıkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şimdi İblis, ilk defa bir ilgi belirtisi gösteriyordu, başını değilse de kaşını kaldırarak gözlerini  zebaniye dikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak sen. Eh yine de bu bizi ilgilendirmez değil mi? Bırak kendi işlerini kendileri görsünler. &lt;br /&gt;- Efendimiz, çok haklısınız derdim size, eğer isyan cehenneme kadar ulaşmamış olsaydı.&lt;br /&gt;- Cennet isyanı bizi ilgilendirmez. Cehennem isyanına gelince... İşe asilerin üzerine lav dökmekle başlayabilirsiniz. Kırbaç da olur. Son çare olarak üç başlı köpekleri salın üzerlerine. Binlerce yıldır isyan bastırıyorsunuz, hala bana mı soruyorsunuz ne yapmanız gerektiğini?&lt;br /&gt;- Şey.. olmuyor efendimiz. Denedik hepsini.&lt;br /&gt;- Ne demek olmuyor? Nasıl olmaz?&lt;br /&gt;- Köpekler.. Köpeklerin hepsini Pavlov diye bir adam şartlı refleks yapmış.&lt;br /&gt;- Ne yapmış ne yapmış?&lt;br /&gt;- Bilmiyoruz efendimiz, ama köpeklerin durumu hiç iyi değil, salya sümük dolaşmaktan başka hiçbir şey yapmıyorlar.&lt;br /&gt;- Köpeklerin icabına bakarız. Başka ne var?&lt;br /&gt;- Adamın biri cennetin yolunu keşfettiğini söylüyor. Yaptığı hesaplara göre sürekli batıya giderse cenneti bulacakmış.&lt;br /&gt;- Kolomb.. Ona tarafımdan şunu iletin, dünyada sürekli batıya giderek bulduğu yer cennete mi yoksa daha çok cehenneme mi benzemiş sonunda? Böyle dediğimi söyleyin, kendi kendine vazgeçecektir. Evet başka?&lt;br /&gt;- Şey efendimiz, bizi ilgilendirmez dediniz ama, sorunun asıl kaynağı cennette.&lt;br /&gt;- Cennete kaçmaya çalışan asiler mi var? Bu yüzden mi cennet isyan etmiş? Sebep bu mu?&lt;br /&gt;- Şeyy.. hayır. Şaşıracaksınız ama tam tersi.&lt;br /&gt;- Nasıl yani?&lt;br /&gt;- Cennet ahalisinden biri yanlışlıkla orada olduğunu söyleyip isyan çıkarmış. Adam, cennet halkının yarısından fazlası koyundur, demiş. Cennettekiler de iyi insanlar olduklarını söyleyip karşı isyan başlatmışlar.&lt;br /&gt;- Enteresan, çok enteresan. Buraya gelen herkes bir yanlışlık olduğunu iddia eder, aslında cennete gitmesi gerektiğini söyler falan ama yalnışlıkla cennete gittiğini söyleyen ve cehenneme girmek isteyen biri? Bu arada, koyunlarla ilgili kısma kesinlikle katılıyorum. &lt;br /&gt;- Cennetten buraya gönderilen biri için fidye olarak bizim de cennete birini göndermemiz gerek biliyorsunuz. İşte bizim isyan da bundan çıktı. Görünen o ki, cennetteki isyan durmazsa, buradaki de durmayacak. Çünkü buradaki herkes isyana elinden geldiğince destek veriyor. Hiç bu kadar büyük bir katılım görmemiştim. &lt;br /&gt;- Hmm..&lt;br /&gt;- Cennet konusunda ne yapacağız? Huriler isyanın ne olduğunu bile bilmiyor, nerede kaldı bastırmak? Yukarıdan gelen emirlere göre bu işi de bizim halletmemiz gerekecek. O adamı buraya aldırırsak, yerine kimi yollayacağız? Buradakilerin hiçbiri cennete uyum sağlayamaz ki? Ortalığı karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramazlar.&lt;br /&gt;- Haklısın. Doğrusu benim de cennete birini yollamaya hiç niyetim yok. Eğer adam cehennemi hakettiğini düşünüyorsa, mutsuz olmak istiyor demektir. Şu halde, cennette zaten mutsuz. Onu cehenneme alarak mutlu etmemiz demek, ona iyilik etmemiz demek olacak. Haliyle almıyoruz onu cehenneme. Boşuna çabalamasın. Tabiatımda iyilik yapmak yoktur.&lt;br /&gt;- Şeyy, efendimiz..&lt;br /&gt;- Yine ne var? Rahat yok mu bana burada?&lt;br /&gt;- Efendimiz, bir şey daha var. Başka bir adam da, cennetteki isyanı iyice bulandırmak için, cennete radyo yayını yapmış. Uzaylıların cenneti istila edeceğini söylemiş. Cennete müthiş bir panik havası hakim.&lt;br /&gt;- Haydaa.. Neden yapmış böyle bir şey?&lt;br /&gt;- Uzaylılardan korkan cennet halkı cehenneme gelmek istesin ki, fidye olarak cennete gidecek cehennemli sayısı artsın diye.&lt;br /&gt;- Doğrusu takdir etmek zorundayım. Şeytanın... yani benim bile aklıma gelmezdi bu. Şu dünyadakilerin bir kural topluluğu vardı neydi adı RTÜK mü? Araştırın, cehennemde onlardan biri varsa gitsin o radyocu bozuntusuna ne gerekiyorsa yapsın. Onlardan kimse yoksa, dünyada yazdıkları kanunları bir okuyun bakalım işe yarar birşey mutlaka vardır. &lt;br /&gt;- Başüstüne efendimiz. &lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- Eeee?&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- Bitmedi mi? Yoo, hayır. Başka ne var? Offf...&lt;br /&gt;- Efendimiz...&lt;br /&gt;- Evet?&lt;br /&gt;- Şeyy..&lt;br /&gt;- Konuşsana ahmak!&lt;br /&gt;- Cennet halkının sizden bir ricası var.&lt;br /&gt;- Cennettekilerin mi? Emin misin? Yani benden olduğuna emin misin?&lt;br /&gt;- Evet efendimiz, eminim.&lt;br /&gt;- Ee, neymiş peki?&lt;br /&gt;- Bir adam varmış, durmadan bir takım teorilerden bahsedip duruyormuş. Her önüne gelene izafiyet, ışık hızı, kütle diye birşeyler anlatıyormuş. Kimsenin birşey anladığı yokmuş. Susması için yalvarmışlar. Adam susmamış. Belki bizden biri anlar diye birkaç zebani çağırdılar, gittik dinledik. Cennetteki ışığın hızıyla zamanda yolculuk yapabileceğini falan  anlatıyordu. Emcekare mi nedir tuhaf tuhaf şeyler sayıklayıp durdu. Tek kelimesini bile anlamadık. Söylediğine göre dünyada da onu kimse anlamamış. Öldükten sonra anlarlar belki diye düşünmüş ama nafile. Hala anlayan çıkmamış. İşte bu adamı cehenneme alıp alamayacağımızı merak ediyorlar. Cenneteki huzuru bozduğu için onu cehennemde cezalandırmanızı istiyorlar. &lt;br /&gt;- Anlaşıldı... Adam düpedüz deli. Herhalde bu yüzden yaptklarından sorumlu tutulmadı ve cennete alındı. Getirin bakalım buraya, şu köpeklerin durumunu düzeltene kadar asilere bu adamın anlattıklarını aralıksız 3 bin yıl dinleme cezası verelim. &lt;br /&gt;- Tabii efendimiz, emredersiniz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zebani İblis’i yerlere kadar eğilerek gösterişli bir şekilde selamladıktan sonra, hala iki büklüm, geri geri çıkarak odadan ayrıldı. İblis, herşeyi kontrol altına aldığını zannederek yılışık yılışık sırıtıyordu. Oysa kendisi zebaniyle konuşurken cehennem halkından bir grup asker gizlice cennete girmeyi başarmıştı. Odanın kapısı büyük bir gürültüyle savruldu, az önceki zebani korkudan gözleri büyümüş, titreyerek içeri daldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendimiz, efendimiz.. Çok, çok özür dilerim efendimiz. Lütfen affedin efendimiz. Felaket! Felaket birşey oldu! Çok korkunç!&lt;br /&gt;- Kahretsin! Yine ne oldu?&lt;br /&gt;- Kadının biri, bir grup askeri kandırmış, onları tahtadan devasa bir at yapmaya ikna etmiş. Sözüm ona, o atla cennete gireceklermiş. Biz önceleri işkenceden delirdiklerini zannettik, aldırmadık. Ama başarmışlar. Kocaman devasa bir at cennetin orta yerinde! Düşünebiliyor musunuz? İçinde de bizimkiler! Ne yapacağız, ne yapacağız, efendimiz, bir yol gösterin! Biz izinsiz cennete giremiyoruz, onları alıp buraya getirmemiz mümkün değil. Ne dersiniz, meleklere haber verelim mi?&lt;br /&gt;- SAKIN HAA! Zaten benimle alay etmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar. Bir cehennemi bile idare edemiyor dedirtmem ben kendime. Şu adam, neydi adı, Hah Baltacı. Baltacı Mehmet Paşa’yı bulun. Katerina seni cennette bir tahta atın içinde bekliyor, onu alıp kaçırmanı istiyormuş deyin. Ama benim söylediğimi söylemeyin. Gerisini o halleder. &lt;br /&gt;- Fakat... Cennete nasıl girecek efendimiz?&lt;br /&gt;- Bilmiyorum. İnsanlar kafalarına koydukları şeyi kesinlikle yapıyorlar. Ben nasıl yaptıklarına karışmıyorum, yalnızca fikri veriyorum. İşi çok arzulayacakları bir şekle sokuyorum. Sonra izliyorum. Bazen ben bile "yok artık!" diyorum yaptıklarına. Her neyse. Baltacı’ya haber verin. Sonunda Katerina olmadığını anlayacak ama ha Helen ha Katerina. Kadın işte sonuçta.  &lt;br /&gt;- Peki efendimiz, derhal efendimiz.&lt;br /&gt;- Dur, çıkmadan önce bir emrim daha olacak.&lt;br /&gt;- Buyrun efendimiz?&lt;br /&gt;- Bir herif vardı, hepimiz maymunuz diye bar bar bağırıyordu. Kimdi o?&lt;br /&gt;- Darwin mi? Charles Darwin?&lt;br /&gt;- Neyse işte adı. Onu bulun bana getirin. Ona bir görev vereceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zebani dışarı çıkarken, Darwin’e verilecek görevin ne olduğunu merak ediyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-3024542277796568707?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/3024542277796568707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=3024542277796568707&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3024542277796568707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/3024542277796568707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/hell-of-day.html' title='Hell of a Day'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-4526046897726432721</id><published>2009-02-13T14:32:00.000-08:00</published><updated>2009-02-17T13:52:36.612-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lucifer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karl Marx'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İblis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cehennem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayn Rand'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Engels'/><title type='text'>Çarpışma</title><content type='html'>- Acilen Lucifer’la görüşmem gerekiyor.&lt;br /&gt;- Bayan Rand... Kendisinin hain planlar yapmakla meşgul olduğunu ve sizi görmek istemediğini biliyorsunuz. Bu kez sorununuz nedir ve ben yardımcı olabilir miyim?&lt;br /&gt;- Bilmiyorum. Geçen seferki yardım teklifiniz sonucunda kendimi Marx’la evli buldum. Size tekrar güvenebileceğimi sanmıyorum.&lt;br /&gt;- Bana elbette güvenemezsiniz ama hayatınızı cehenneme çevirmek için elimden geleni yapacağımdan şüpheniz olmasın. Ahhah! Zaten cehennemdeydiniz di mi? Hahahaha!&lt;br /&gt;- Çok komik. Acilen boşanmalı ve Karl’ın çevirdiği işleri Lucifer’a anlatmalıyım. &lt;br /&gt;- Üzgünüm. Lucifer kaprislerinizle daha fazla uğraşmak istemediğini yeteri kadar açıkça ortaya koydu sanıyorum. Marx’tan boşanmanız ise...&lt;br /&gt;- Ondan hemen boşanmak için her şeyimi veririm!&lt;br /&gt;- Hangi her şeyinizi?&lt;br /&gt;- Şey... Ruhumu satarım!&lt;br /&gt;- Yaşarken Tanrı’yı reddettiğinizi ve ruhunuzun zaten sonsuza kadar cehenneme ait olduğunu hatırlatmama gerek var mı?&lt;br /&gt;- Haklısınız... Ama ne isterseniz yaparım!&lt;br /&gt;- Zaten başka seçeneğiniz yok Bayan Rand. &lt;br /&gt;- Lütfen! Çok zor durumda olduğumu görmüyor musunuz?&lt;br /&gt;- Tamamen farkındayım. Zaten amaç bu. Ama sizi severim, bilirsiniz. Yardım çağrınızı elbette cevapsız bırakmayacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayn Rand ölüp de kendini cehennemde bulduğu zaman çok şaşırmıştı. Hayatı boyunca yanlış bir şey yapmadığını düşünüyordu. Tanrı’ya inanmadığı için öldükten sonra ilahi mekanlarla karşılaşmayacağından emindi. Yaşarken olduğu gibi, ölüp cehennemle karşılaşınca da kendisini savunmak için kayıtsızlık stratejisini kullanmayı denedi. Ne var ki, insan hayatta neyse, ölünce de hemen hemen aynı kalıyor. O da Lucifer’a aşık olana kadar iyi idare etti. Ve işin içine bir aşk hikayesi girince, her kadın gibi o da aklını kaçırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cehenneme gelişinden birkaç gün sonra düzenlenen "Hoş geldin işkencesi"nde Lucifer’la tanıştı. Cehennemin kızıl tepelerinden birinde dimdik duran, iblislere emirler yağdıran, her şeyi kontrol eden ve bu işi büyük bir zevkle yapan Lucifer Ayn Rand’ın aklını başından almıştı. Gözlerini ondan alamadığı için, sırf bu işkence sırasında kadının üç kez boynu kırıldı. Sadece kendisine bakmak için gösterdiği yüksek dirayet Lucifer’ın da ilgisini çekmişti. Kafası hızla çalışan efendimiz bizleri bile hayran bırakan, çevik adımlarla tepeden indi, kadının çevresindeki iblisleri bir hareketle uzaklaştırdı, onu kollarının arasına aldı ve gözlerinin içine bakarak "Orospu!" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal kadınların hakaret saydığı bu kelime Ayn Rand için sanki en büyük iltifattı. Bunu izleyen işkence ve tecavüz de, bizzat Lucifer tarafından gerçekleştirildiği için olsa gerek, kadının içinde yanan aşk ateşini körüklemişti. Daha sonra Lucifer cehennemin günlük işleriyle ilgilenmek üzere aramızdan ayrıldı. Ayn Rand’ın kalbini de beraberinde götürdü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu izleyen günlerde Ayn Rand, Lucifer’ı yeniden görmek için elinden geleni ardına koymadı. Cehenneme demir yolu inşa etmek için fon istemekten tutun, stajyer iblis olarak kadroya alınma başvurusuna kadar her tür yakınlaşma denemesiyle Lucifer’ın kapısına dayandı. Onun bitmek bilmeyen isteklerinden sıkılan Lucifer başta meşgul olduğunu, ardından başka birini sevdiğini, son olarak da cehennemi kapattığını söyleyerek görüşme taleplerini reddetti. Ancak Ayn Rand’ı durdurmak mümkün değildi. Aşk acısıyla bütün cehennemin huzurunu bozduğu için, onu başkasına aşık etmeye karar verdik. Karl Marx bu iş için biçilmiş kaftandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada Marx cehennem halkını iblislere ve Lucifer’a karşı örgütlemeye çalışıyordu. İlahi Marx... "Cehennemin bütün proleterleri birleşin!" çağrısında bulundu. Hatta bir süre başarılı da oldu. Ama insanlar, cehennemin işlevini sürdürmesinde vazgeçilmez bir role sahip olmadıklarını anlayınca rutinlerine döndüler. Marx da Engels’le cehennemi kalkındıracak yeni ekonomi planları yapmaya devam etti. Alınıp satılacak veya işlenecek ne bulduysa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu Ayn Rand’la bir araya getirmek zor olmadı. Marx her zamanki gibi kıçını yaymış yatıyor, onun yerine her işe koşan Engels’e de yeni manifesto üzerinde çalıştığını söylüyordu. Marx yüzünden yıllardır gördüğü işkenceden bıkmış, rahata susamış, eşit ve insani şartlarda ceza çekmeyi hayal eden Engels, davaları için maddi kaynak sağlayabilecek gibi görünen Ayn Rand’la bağlantıya geçti. Eh... Boş umutlara en çok ihtiyaç duyulan yer, cehennemden başka neresi olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bay Marx, az önce Bayan Rand sizden boşanmak için başvuruda bulundu. Neden böyle bir şey yaptığı hakkında bir fikriniz var mı?&lt;br /&gt;- Var elbette! Boşanma nedenimiz bu salak karının şiddetli kapitalizmi! &lt;br /&gt;- İyi de o hep aynıydı. Yaşarken de ölüyken de... Neden evlendiniz ki?&lt;br /&gt;- Engels yüzünden! Bir gece çok içmişiz, bu denyo tutturdu yine manifesto yazalım, devrim yapalım falan diye. Davaya gelir sağlayacak elemanı da buldum ama karı leş liboş dedi, eşitlikten meşitlikten anlamaz dedi, kandırmazsak bize zırnık koklatmaz dedi. Benim de kafa 1500 zaten, "En baba kapitalist gelsin ulan, s.ke s.ke komünist yapmazsam şerefsizim!" dedim. Getirdi bu Ayn Rand’ı. Güzel güzel konuştum, olayın tüm mantığını anlattım ama karıda bir dil var, ne desem karşılık veriyor. Ben de Engels’e demişim her şekilde komünist yaparım diye... Ben nereden bileyim bu kadının deveye diken, insana s.ken bir tip olduğunu? O gün bugündür yapıştı yakama, sabahtan akşama vik vik ediyor. Ben toplum için bir şeyler yapalım diyorum, bir bakıyorum kadın gitmiş bireysel girişimlerle uğraşıyor. Olmaz olsun böyle kadın! Hayatımı cehenneme çevirdi!&lt;br /&gt;- Neyinizi neye çevirdi?&lt;br /&gt;- Hayatı... Haa, doğru ya...&lt;br /&gt;- Yani siz de boşanmayı kabul ediyorsunuz.&lt;br /&gt;- Ediyorum tabi! Hatta o beni boşamıyor, asıl ben onu boşuyorum!&lt;br /&gt;- Yok canım?! Şurada iki salınsam yine eteğimin altına girmeye çalışacaksın ahlaksız herif!&lt;br /&gt;- Asıl sen benim yatağımdan ayrılmıyorsun kaltak karı! Senden boşanacağım diye, sırf altta kalmamak için gidip başvuruyu yaptın hemen di mi? Ben seni sendikanın bile üstünde tuttum, cehennemin dibinde canın sıkılmasın diye her işi sana yaptırdım, evliliğimizden bile seni sorumlu tuttum, bana böyle mi karşılık veriyorsun? ŞRAK!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tokadı yiyen Ayn Rand cilveli cilveli dudağından süzülen kanı yaladı. Kendisine sert davranan erkeklere karşı koyamadığı için yine mantığını çarpıtmış, nasıl yaptıysa, Marx’ın aslında kendisine çok benzediğine karar vermişti. Bu cilveli tavırlar Marx’ın da gözünden kaçmamıştı. Egosunun şişirilmesine dayanamıyordu zavallı, hemen yelkenleri suya indirdi. Boşanma işlemlerine hemen başlayacağımı söylediğimde beni "Karı kocanın arasına girilmez!" diye tersleyerek yatak odalarına çekildiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cehennem kesinlikle harika bir yer. Burada hiçbir şey yapmamıza gerek yok. İnsanlar her gün birbirlerine işkence etmek için yeni yollar buluyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-4526046897726432721?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/4526046897726432721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=4526046897726432721&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/4526046897726432721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/4526046897726432721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/carpsma.html' title='Çarpışma'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-7041819525144345723</id><published>2009-02-11T12:33:00.000-08:00</published><updated>2009-02-17T13:45:38.703-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sigmund Freud'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lou Salome'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Friedrich Nietzsche'/><title type='text'>Bir erkek, bir kadın, bir psiko</title><content type='html'>- Bilincinizin altını üstüne getiren tek programa hoş geldiniz! Bu geceki konuklarımız Friedrich ve Lou’yu size tanıtmaya hiç gerek duymuyorum çünkü program süresince onları istemediğiniz kadar yakından tanıyacaksınız. Hemen yarışmamıza geçelim. İki kelimeden oluşan bir ismimiz var ve yarışmacılarımız harfleri bularak bu iki kelimeyi tahmin etmeye çalışacaklar. Bakalım reflekslerini ve bilgilerini kullanarak ödüle ulaşabilecekler mi? Evet, ilk harf tahminimiz için ellerinizi düğmelerin üzerine koyun, üç, iki, bir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DAAT!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bayan Lou ile başlıyoruz. Harfinizi alalım.&lt;br /&gt;- Sekseğin S’si.&lt;br /&gt;- Seks mi?&lt;br /&gt;- Hayır, seksek.&lt;br /&gt;- Biz mi seksek?&lt;br /&gt;- Öyle bir şeyden bahsetmiyorum Bay Freud. Ayrıca bunu yapabileceğinizden de emin değilim.&lt;br /&gt;- Program başlamadan önce böyle demiyordunuz ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ŞRAK!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aaah! Stüdyoya kırbaç sokmak yasak! Onu hemen kaldırın yoksa diskalifiye edileceksiniz. Ayrıca cinsel problemlerinizi programımıza yansıtmanız hiç hoş değil. Evet, yarışmacımız seksin S’si dedi.&lt;br /&gt;- Seksek!&lt;br /&gt;- Kendinizi biraz ağırdan satın canım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ŞRAK!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizi tekrar uyarmayacağım. Evet, S harfimiz var! Yeni harf tahmini için üç, iki, bir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DAAT!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bayan Lou’nun refleksleri bu akşam iyi anlaşılan. Dün gece elinizle bol bol alıştırma yaptınız galiba. Evet, harfi alalım.&lt;br /&gt;- Organizmanın O’su.&lt;br /&gt;- Tekrar söyleyin.&lt;br /&gt;- O.&lt;br /&gt;- Tekrarhh...&lt;br /&gt;- Bir sorun mu var?&lt;br /&gt;- Yoo, yoo. Ağzınızın şekli çok etkileyici oluyor. Bir kere de üç der misiniz?&lt;br /&gt;- Bay Freud, beni tahrik etmeyin!&lt;br /&gt;- Kullandığınız kelimelerle beni zorlayan sizsiniz. Organizma derken neye gönderme yaptığınızı anlamadım sanmayın.&lt;br /&gt;- Saçmalıyorsunuz! Yarışmaya devam edebilir miyiz?&lt;br /&gt;- Bu kadar alınganlığa gerek yok Bayan Lou. Yoksa var mı? Yoksa çocukken sizinle çok mu dalga geçtiler? Oral dönemde sıkışıp kalmış olabilir misiniz?&lt;br /&gt;- Bay Freud!&lt;br /&gt;- Tamam. Harfimize bakıyoruz. Yokmuş. Hemen diğer tahminimize geçelim. Üç, iki, bir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DAAT!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bay Friedrich! Sonunla dikkatinizi Bayan Lou dışında bir şeye toplayabildiniz bakıyorum. Tahmininizi alalım.&lt;br /&gt;- Piramidin P’si.&lt;br /&gt;- Piramit olduğundan emin misiniz?&lt;br /&gt;- Evet, P işte.&lt;br /&gt;- P’den bahsetmiyorum. Piramit olduğundan emin misiniz?&lt;br /&gt;- Sizinle tartışmaya girerek kendimi alçaltmayacağım.&lt;br /&gt;- Yükselen kısımlarınızı bu şekilde alçaltamazsınız zaten. Bayan Lou’dan yardım istemeniz gerekecek bu konuda. Piramit konusunda da haklı olabilirsiniz. Hali hazırda çadırın ötesine geçtiğiniz belli oluyor zaten.&lt;br /&gt;- Çok ileri gidiyorsunuz!&lt;br /&gt;- Haklısınız! Çok ileri ve çok derine! Evet, Bay Friedrich’in devasa çadırının P’si! Tebrikler! İlk harfimizi buldunuz! Ve şimdi yeni harf için üç, iki, bir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DAAT!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bay Friedrich adeta şaha kalktı! Reflekslerinizin bir kadınınkinden kötü olmasına dayanamadınız herhalde. Bay Friedrich’in aşağılık kompleksi fallikten sonra!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Sigmund, bazen saçmaladığını düşünüyorum. Fallikten sonra ne demek Allah aşkına? Reklam arasını belirtmek için neden parmağını kullanıyorsun ki?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Pazarlama taktiği bebeğim. Biliyorsun, sex sells.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Yine de çok saçma. Fallik objeni sadece pazarlama için kullanıyorsun zaten. Neden hala bu ilişkiyi sürdürdüğümüzü inan anlamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Doyurulmamış isteklerin nedeniyle tatlım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Bu böyle devam etmeyecek Sigmund. Ya kendine çeki düzen verirsin ya da beni unut.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Seni unutmam mümkün değil. Ancak bilinçaltıma itebilirim ki bu da gelecekte sorun yaşayacağım anlamına gelir. Senin için böyle bir şeyi göze alamam. Reklam arası bitmek üzere. Salome’ye dönmeliyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Stüdyoya demek istedin herhalde?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Öyle dedim zaten?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Sürçtün Sigmund! O sürtük için sürçtün!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Ama henüz sürtmedim bebeğim. Buradan ayrılma. Açıklamalarımı çok mantıklı bulacaksın. Özellikle de yeni açılımlarımı gördüğün zaman.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz! En son Bay Friedrich’i harfiyle birlikte bıraktık. Harfinizi buldunuz mu Bay Friedrich?&lt;br /&gt;- Isırganın I’sı.&lt;br /&gt;- Bu saldırganlığınızın nedeni nedir?&lt;br /&gt;- Saldırganlık mı?&lt;br /&gt;- Anneniz sizi ne kadar emzirdi Bay Friedrich? Oral dönemde ağzınıza annenizin memesi dışında bir şey girdi mi? Mesela ısırmak istediğiniz bir şey?&lt;br /&gt;- Nereye varmaya çalıştığınızı anlıyorum Bay Freud ve bu seviyesiz konu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DRİLİNK! DRİLİNK!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Alo? Evet. Yarışmadan sonra. Tamam.&lt;br /&gt;- Telefonunuzu kapamayı unutmuşsunuz... Yoksa bize bir telefonunuz olduğunu, markasının da... Markası nedir?&lt;br /&gt;- Sony ereksiyon.&lt;br /&gt;- Hah! Çok iyi bir noktaya parmak bastığımızı biliyordum!&lt;br /&gt;- Hangi nokta?&lt;br /&gt;- Basamadığınız nokta!&lt;br /&gt;- Bay Freud, sizi anlamakta güçlük çekiyorum.&lt;br /&gt;- Arayan kişi hiyerarşik olarak sizden üstündü. Bu yüzden kısa cümleler kurdunuz ve vücut dilinizi de adeta yuttunuz. Onun karşısında ezilip büzülürken bir türlü baş edemediğiniz ereksiyonunuzdan bahsetmeniz de hiç şaşırtıcı değil. Sizin, Bay Friedrich, en kısa zamanda bir kadına ihtiyacınız var. Onu elde edemeyişinizi üstünlük kompleksiyle ortaya koyuyor, giderek saldırganlaşıyorsunuz. Bir kısır döngü içindesiniz Bay Friedrich! Ve anladığım kadarıyla iktidarsızsınız da! Hatta babanız sizi taciz etmiş ve anneniz de hadım etmeye çalışmış! Buna ne diyeceksiniz bakalım?!&lt;br /&gt;- Hağğğyııııır! Ühü ühü ühühühü!!!&lt;br /&gt;- Nereye gidiyorsunuz Bay Friedrich? Bay Friedrich! Yarışmacımızı çocuksu davranışı nedeniyle hükmen yenik sayıyoruz. Bayan Lou, bir kadın olarak yine hiçbir şey yapmadan galip geldiniz.&lt;br /&gt;- O sizin cinsel takıntılarınız yüzünden oldu Bay Freud.&lt;br /&gt;- Henüz taktığım bir şey yok ama?&lt;br /&gt;- Biraz zor takarsınız zaten. İçerideki hanımefendiyle hakkınızda kısaca konuşma şansımız oldu. Dediğine göre her şey lafta kalıyormuş, bilinç düzeyine bir şey çıkaramamışsınız.&lt;br /&gt;- Ahhah! Öyle bir çıkardım ki bilinçaltına itmek zorunda kaldı!&lt;br /&gt;- Bilemiyorum. Ufak sorununuzdan da bahsetti bana aslında.&lt;br /&gt;- Ufak mı? Kesinlikle değil! Büyük o! Devasa!&lt;br /&gt;- Haklısınız. Ufaklık büyük sorunlara neden oluyormuş.&lt;br /&gt;- Yok öyle bir şey!&lt;br /&gt;- Evet. Yok denecek kadar küçük olduğunu da söyledi.&lt;br /&gt;- Siz! Siz kadınlar! Sizi anlamıyorum!&lt;br /&gt;- Bay Freud! Bay Freud! Değerli konuklar, Bay Freud az önce stüdyoyu terk ettiği için bu akşam programı ben kapatıyorum. Bir kadın ve bir erkeğin sonuna geldik. Hepinize iyi akşamlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-7041819525144345723?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/7041819525144345723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=7041819525144345723&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7041819525144345723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7041819525144345723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/bir-erkek-bir-kadn-bir-psiko.html' title='Bir erkek, bir kadın, bir psiko'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-7486774462369208088</id><published>2009-02-11T12:09:00.000-08:00</published><updated>2009-02-17T13:51:06.510-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İblis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Napolyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cehennem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Korkunç İvan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanuni Sultan Süleyman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IV. Murat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elvis Presley'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Büyük İskender'/><title type='text'>See you in hell !</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Azerbaycan'ın ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Fransuva'sın."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Roma - Cermen İmparatoru Şarlken’e mağlup olup esir edilen Fransa Kralı Fransua’nın yardım talebine yukarıdaki cevabı verince, kibir günahında İblis’ten bile usta olduğunu fazlasıyla ispatlamış oldu. Dosdoğru cehenneme yollanması sürpriz olmadı, ancak daha adımını atar atmaz İblis ile aralarında kıran kırana bir iktidar savaşı başladı. Zira Kanuni Viyana Kapılarına dayanıp ele geçiremeyen hükümdar sıfatından zerrece hazzetmemekte, bu kötü ününü Cehennemin kapılarına dayanıp fetheden padişah olarak değiştirmek istemekteydi.Bu dayanılmaz arzunun vücuda gelmesinde Viyana Kapıları’nın Cehennem Kapıları yanında vasat bir umumi hela kapısı gibi duruyor olmasının payı büyüktü tabii. Aşağıda Kanuni’nin cehennemdeki icraatlarını kıskanan İblis’in tehdit ve uyarı mektuplarını bulacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süleyman,&lt;br /&gt;Duydum ki cehennemin dibini vergiye bağlamışsın. Manyak mısın? Sana vergi diye ne verecekler aptal herif ? Ayrıca o çatal taşıyan keçi ayaklıların adı yeniçeri değil. Üstelik haremime koyacağım diye cennetten huri kaçırıyormuşsun. Derhal vazgeç bu yaptıklarından, aklını başına topla.&lt;br /&gt;İblis"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süleyman,&lt;br /&gt;Ceddimi, dedemi, neslimi ve babamı bu işe karıştırma. Asıl senin deden deliydi, buraya geldiği gün yakacak odunlardan gemi yapmaya başlamıştı. Karada yürüteceğim diye sayıklayıp duruyordu. Hem, tiz kellesi vurula demişsin benim için, binlerce yıldır bu kadar gülmemiştim. Ben ölmem Süleyman. &lt;br /&gt;İblis"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süleyman,&lt;br /&gt;Yeter artık, haddini aşıyorsun. Ne demek içkiyi yasakladım? Zaten içki dediğin bir kova kaynar su. Onu da ceza olsun diye veriyoruz. Doğru söyle, Murat verdi bu fikri sana değil mi? Tebdili kıyafet işi de onun başının altından çıktı eminim.&lt;br /&gt;İblis"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"NE HÜRREM’İ, ONUN ADI CEBRAİL SENİ GERİZEKALI!!! Sana ne ara kadın gibi göründü bilmiyorum ama, onunla uğraşmasan iyi edersin. Ha, düşmanımın düşmanı dostumdur kuralıyla hareket ediyorsan seni Allah’a havale ediyorum. Bu arada cennet ahalisi teşekkürlerini yolladı. Verdiğin kapitülasyonlara ihtiyaçları yokmuş.&lt;br /&gt;İblis"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süleyman, of Süleyman...&lt;br /&gt;Sezar’ı, İskender’i, Napolyon’u, Richard’ı, İvan’ı ve Elvis Presley’i rahat bırak. Senin bildiğin manada kral değil o, üstelik senden çok korktuğu için ikidebir dünyaya kaçıyor, nasıl yapıyorsa artık. &lt;br /&gt;İblis"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve İblis, bütün kini ve hasetiyle yazdı durdu. Süleyman’dan ses seda çıkmadı. Ta ki...&lt;br /&gt;-devam edecek-&lt;br /&gt;Sırada: Kanuni’nin İblis’e cevabı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-7486774462369208088?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/7486774462369208088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=7486774462369208088&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7486774462369208088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/7486774462369208088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/see-you-in-hell.html' title='See you in hell !'/><author><name>Aslı Soylu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13733937490932728472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1620687417801129141.post-1830252767310926844</id><published>2009-02-11T12:07:00.000-08:00</published><updated>2009-02-17T13:48:32.759-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cehennem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mahatma Ghandi'/><title type='text'>Hit me as hard as you can.</title><content type='html'>İnsan yaşadığı sürece bazı gerçekleri göremiyor. Bazen gözardı ettiği gerçekler, onun ölümüne neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Mahatma Gandhi. Ölüyüm. Hiç olmadığım kadar pasifim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah kullanmadan direnmeyi, şiddete başvurmadan bağımsız olmayı başardım. Sevgi ve barışı öğütleyerek Hindistan’ı özgürleştirdim. Bunların hepsini oturduğum yerden yaptım. Ben bir pasifistim. En azından yaşarken öyleydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençliğimi avukat olarak geçirdiğim için cehenneme gönderildim. Zebaniler beni şamar oğlanı olarak kullanırken Kutsal İnek’e dua ediyordum. Yardım etmek için geldi, rosto olarak cehennem halkının midesine indi. Bu durumu da pasif direnişle engellemeye çalıştım ama anladım ki, bağımsızlık demek, özgürlük demek değilmiş. Pasif kalarak kimseye ihtiyacın yokmuş gibi davranabilirmişsin. Ancak ihtiyaç duyduğun kişilerin zarar görmesini bu şekilde engelleyemezmişsin. Aç kalmamak için yaptığın açlık grevi, midesini doldurabilen kişileri değiştirmezmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Göze göz tüm dünyayı kör eder" dedim. Çok akıllı ve doğru bir laf ettim. Bu sayede dünyanın en ünlü, en sevilen körü olmayı başardım. Daha sonra Ray Charles diye bir zibidi benim yerimi aldı ama hala bana daha çok saygı duyuluyor. O güzelim lafa rağmen İngilizlerin hala bu kadar açıkgöz olmasını doğru bulmuyorum. Ama bu da pasifizmin gerçeklerinden biri. Oturarak başarıya ulaşan tek hayvan tavuktur kuralı. Ben oturdum. Bir yerde başarılı da oldum. Bu arada atı alan Üsküdar’ı geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduklarınızdan benim "vur ensesine, al lokmasını" bir adam olduğumu çıkarmayın. Zaten bunu düşünürken zorlandığınızı varsayıyorum. "Al lokmasını" demek düşünce bazında bile zor, ince ve kalın vurgular çok karışıyor. Dilinizin yetenekleri bu kadar. Direnmeyin. Ne kadar kasarsanız kasın, şu lafı doğru ve akıcı okumayı başaramayacaksınız. Rahat olun biraz, stres yapmayın. Siniriniz çok bozuluyorsa boykot edin gitsin. Lokmadan daha önemli şeyler var hayatta. Yıllarımı açlık greviyle, 30 kilonun üzerine çıkmadan geçirdim. Benden iyi mi bileceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördünüz işte, yine lokmayı kaybettim. Ama dile karşı bağımsızlığımı ilan ettim. İçim rahat değil yine de. Bir şeyler çok ters. İnsanlara sabretmelerini söyledim zamanında. Sabretmenin ve umudun ne büyük erdemler olduğunu anlattım. Onlara anlatmadığım şey, gelişmek için harekete geçmenin gerekliliği oldu. Oturduğum yerden memleketi kurtarmamı örnek aldılar. Oysa düşünmek ve oturmak benim en iyi yaptığım şeylerdi. Etkilemek, ikna etmek, öğütlemek benim işimdi. Ardımda, hindi misali oturup düşünen, öfkeli bir halk bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerine atılan tokatlara tokatla karşılık vermemelerini öğütledim onlara. Öfkeleri biriktikçe birikti. İngiliz mallarını yakarken oluşturduğumuz devasa ateş bile bu öfkeyi söndüremedi. İntikam almak isteyen bir halka anlayış verdim. Bilgeliğimi insan doğasının üstünde tuttum. Kimsenin almayacağı bir örneği sundum. İnsanları varolmayan bir iyiliğe inandırdım. Vadettiğim hayali yaşayamadığı için gerçekten öfkelenmiş biri tarafından öldürüldüm. Efsane oldum. Her efsane gibi, acımasız gerçeğin üstünde tutuldum. Savaşı oturarak bitiremedim ve vadettiğim mutluluğu kimseye veremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bana vurabildiğiniz kadar sert vurun. Bu cezayı hakettim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1620687417801129141-1830252767310926844?l=olmediksurunuyoruz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/feeds/1830252767310926844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1620687417801129141&amp;postID=1830252767310926844&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1830252767310926844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1620687417801129141/posts/default/1830252767310926844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2009/02/hit-me-as-hard-as-you-can.html' title='Hit me as hard as you can.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
